Portakal Ağacı ile 7 gün Detoks

Portakal-ağacı-detoks
Sağlıklı beslenmeye özen göstermeye başlayalı neredeyse 3 ay olacak. Bu süreçte gerek enerji seviyelerimde gerekse vücut kitle indeksimde çok büyük değişiklikler gördüm. Siz de (herhangi bir sağlık sorununuz yoksa) bu kadar sürede bambaşka olabilirsiniz. 3 ay önce ilk yaptığım ve en çok sorulan şey 1 haftalık bir detoks programı uygulamaktı. Eğer 7 gün size çok zor gelirse listenin ilk 3 gününü de yapabilirsiniz sadece. İşte 1 hafta boyunca vücudu toksinlerden ve fazlalık 5-6 kilodan arındırmamı sağlayan liste:
Her gün her öğünde aşağıda tariflerini verdiğim meyve/sebze suyu karışımlarından içip 3. 4. & 6.7. günlerin akşam yemeklerinde dilediğiniz etsiz bir salatayı yiyebilirsiniz. Bu içecekler ve salatalar dışında herhangi bir yemek yemiyor, aralarda da sadece su ve bitki çayları içiyorsunuz.

Tüm malzemeleri katı meyve sıkacağından geçirerek hazırlayın:

Yeşil Detoks İçeceği: 1 avuç ıspanak + 1 salatalık + 1 küçük limon veya portakal + 1 elma veya armut

Turuncu Detoks İçeceği:3 havuç + 2 elma + 1 parça taze zencefil veya 1 limon

Kırmızı Detoks İçeceği: 1 pancar (soyulmuş) + 1 elma + 2 havuç + 1,5 su bardağı ananas

Alternatif Kırmızı içecek: 2 elma + 1 greyfurt + 1 avuç frambuaz

Uyarı: Bu tarz bir detoksu herhangi bir sağlık sorununuz yoksa 3-4 ayda bir tekrarlayabilirsiniz, eğer herhangi bir başka sağlık sorununuz varsa lütfen önce doktorunuza danışın, bunlar benim kendimde deneyip faydasını gördüğüm uygulamalar, herkeste aynı sonuçları vermeyebilir. Eğer kendinizi kötü hissetmeye başlarsanız anında son verin.

kaynaklar: kaylachandler.com, healthybodyguru.com, skinnymetea.com

Taze Barbunyalı Humus

Barbuyali_humus

 

Humus'u çok çok seviyorum. Ama ailedeki susam/tahin alerjisi yüzünden çok nadiren giriyor bizim eve. Bir de üstüne benim karbonhidratlardan uzak durma çabalarım girince hepten ayrı kaldık. Bu ara iyiyce düşük karbonhidratlı, doğal yağlı yiyeceklere dalınca barbunyalı humusu keşfettim. Buzlukta yazdan koyduğum taze barbunyalar da vardı. Dün gece minik bir kavanozu dolduracak kadar yaptım, tadı bence aynı normal humusa benziyor. Şimdi 3 öğüne katmak için ne tarifler bulabilirim diye araştırıp duruyorum. Humuslu tavuğun enfes olduğunu okudum mesela. Bu tarifi benim barbunyalı humusumla denemeyi düşünüyorum.

Barbunyalı Humus

tarif, theyearinfood sitesinden.

Malzemeler:

  • 700gr taze barbunya (kabuklu ağırlığı)
  • 1/4 su bardağı zeytinyağı
  • 2 yemek kaşığı tahin
  • 1 limonun suyu
  • 2 diş sarımsak
  • tuz, karabiber

Hazırlanması:

  1. Barbunyaları ayıklayıp yıkayın. Tencereye alıp üzerlerini geçecek kadar su koyun. Kaynayınca orta ateşte 20-30 dakika (yumuşayana kadar) haşlayın. Kaynayınca tencerede bir miktar su ayırarak süzün. (humus yoğun olursa inceltmek için)
  2. El blendırı veya mutfak robotu ile tüm malzemeleri karıştırın. Yoğunluğunu ve tadının ayarlamak için azar azar sıvı malzemelerden ilave edin. 
  3. Servis tabağına alıp limon dilimleri ve zeytin ile süsleyin.

 


Diyet Cheesecake

IMG_0173

Doğrusu tariflerin önüne diyet kelimesi eklemeyi çok sevmiyorum. Sanki diyet olan bir yiyecek lezzetli olamazmış gibi bir önyargım var. Ama bu cheesecake tarifi önyargımı kırmama epey yardımcı oldu. Cheesecake'te un yok, şeker yerine de stevia (şekerotu) var. Şekerotu doğal bir tatlandırıcı, kan şekerini düzenliyor ve yüksek oranda lif içeriyor. Organik ürün satan yerlerde stevia bulabilirsiniz. Stevia yoksa toz splenda da kullanabilirsiniz. Normal marketlerde satılan stevia'yı alırken dikkatli olun, içine çok fazla koruyucu madde, yan ürün ekleyenleri var. 

Cheesecake:

Tabanı:

  • 2/3 su bardağı dövülmüş badem (un haline gelene kadar mutfak robotundan geçirin)
  • 1 su bardağı kaju/ceviz/fındık, iri parçalar halinde dövülmüş
  • 100gr tereyağı, eritilmiş

Üzerine:

  • 2 paket (toplam 400 gr) krem peynir
  • 2 yumurta, oda sıcaklığında
  • 2/3 su bardağı splenda ya da muadili miktarda stevia

Sos:

  • 1 paket (80gr) şekersiz, doğal tatlandırıcılı çikolata, benmari usulü eritilmiş

Hazırlanması:

  1. Fırını 175C'ye getirin. Tabanı için gereken malzemeleri karıştırıp altına yağlı kağıt serilmiş, kelepçeli kek kabına bastırarak yayın. Fırın kabını buzdolabına koyun.
  2. Bu arada krem peyniri, toz tatlandırıcı ve yumurtalarla çırpın. Dolaptan çıkardığınız tabanın üzerine bu karışımı dökün. Fırının bir ucuna içi kaynar su dolu bir kase yerleştirin. (cheesecake'in çatlamaması için) 
  3. Kalıbı fırının orta rafına yerleştirip 20-25 dakika pişirin. Hafif ılınınca buzdolabına alıp en az 12 saat dolapta bekletin. Ertesi gün erittiğiniz çikolatayı üzerine gezdirerek servis yapın.
 

Krem Peynirli Tavuk But

IMG_0172

2 ay boyunca dergide enfes lezzetler tattıktan sonra, eve dönüşte kendi mutfağıma girmek için hevesim de arttı. Dün gece yarısı fırını çalıştırırken 10 yıl öncesine ışınlanıp annemin mutfağında gece pişirdiğim yemekleri hatırladım. Dünün tarifi krem peynirli tavuktu. Bugün de iş yerinde bir an önce eve gidip, unsuz, şekeriz cheesecake tarifini denemenin hayallerini kuruyorum.

Krem Peynirli Tavuk:

Malzemeler:

  • 10 adet tavuk but
  • tuz
  • 2 adet kuru soğan, yarım ay şeklinde doğranmış
  • birkaç diş sarımsak, doğranmış
  • 1 paket krem peynir 
  • kekik, pulbiber
 
Hazırlanması:
  1. Fırını 180C'ye getirin. 
  2. Fırın kabınıza soğan ve sarımsakları yayın. Tavuk butlarını yıkayıp kurulayın. Üzerlerine tuz serpip, bir kaşık yağ gezdirin. Her bir butun derisinin altına bir silme yemek kaşığı krem peynir yerleştirin ve kekik, pulbiber serpin.
  3. Butları soğan yatağının üzerine dizin. Fırında 50 dakika üzeri açık, 10 dakika da üzerini folyo ile örterek pişirin.

Aç Tırtıl Sepeti

Ac_tirtil

Yeğenim Yahya'nın ilk doğum günü için bir sepet hazırladım geçen ay. Sepetin temasını da Aç Tırtıl kitabı seçtim:) Sepetin içinde Aç Tırtıl kitabı, kitaptaki gorsellerle hazirladigim ilk yaş çerçevesi, hikayeye uygun olarak;

-elma yiyip doymayan tırtıla; firinda kuruttugum elma cipsleri
-armut yiyip doymayan tırtıla; kendi yaptigim armutlu bebek maması
-erik yiyip doymayan tırtıla; sabah yaptigim erik marmelatı
-cilek yiyip doymayan tırtıla; (cilegin mevsimi olmadigi icin) ev yapımı nar reçeli
-portakal yiyip doymayan tırtıla; portakallı havuçlu kek

Çok mutlu ve hayırlı bir evlat ol inşallah teyzesinin kuzusu!


Armutlu Bebek Maması

Armutlumama

 

Yeğenimden, onun "aç tırtıl sepeti" için yaptığım armutlu mamayı çok sevdiğine dair haber alınca pek mutlu oldum. Ablam tarifini yazmamı isteyince size de yazmak için fotoğraflarını çektim. Aslında çok basit bir tarif ama armutu fırınlamak lezzetinin çok daha fazla açığa çıkmasını sağlıyor.

Armutlumama1

 

Malzemeler:

  • 2 adet armut
  • 1 tutam tarçın

Hazırlanması:

  1. Armutları yıkayıp ikiye kesin ve ortalarındaki çekirdekleri çıkartın.Armutlumama2
  2. Fırını 250C'ye getirin. Fırın kabına çekirdek yuvaları altta kalacak şekilde dizin.Armutlumama3
  3. Fırında kabukları iyice kahverengileşip, kendileri de yumuşayana kadar pişirin. Ardından fırından çıkartıp mutfak robotuna alın. Üzerilerine biraz tarçın serpip robotta püre haline getirin. Dilerseniz bu halde konserve yapabilir ya da buzdolabında 2 gün kadar muhafaza edebilirsiniz.

 

 

 


İyi Tatiller!

Hepinize güzel, sofralar, tatlı muhabbetler, uslu uslu oynayan çocuklarla dolu bir hafta sonu dilerim. Bu hafta sonu çocuklarla bol bol dinazorculuk oynama, pazar günü de evde bir geniş aile kahvaltısı yapma hayalleri kuruyorum. Bu hafta Marie Claire Idees & Ideal Home'un bu ayki en sevdiğim fikirleriyle kapatalım mı? Haftaya inşallah çok çok güzel haberlerle buluşmak üzere!

1

2

3

4

5

Scan0004


Krep Tarifi

IMG_0028

Ayşe İkbal ve Musab'a tatil sabahı kahvaltılarında ne istediklerini sorduğumda cevap genelde hep aynı "kreeep!" Bu cevabı duyacağımı bile bile sormak çok hoşuma gidiyor, çünkü krepleri havaya fırlatmayı babaları benden iyi becerdiği için kahvaltı onun üzerine kalıyor :) Aylardır her pazar farklı bir krep tarifi deniyoruz. Ama bu sabah yaptığımız şimdiye kadarkiler arasında en beğendiğimiz oldu. Tarif williams sonoma'ya ait. Biz genelde aşağıdaki tarifi 2 ölçü yapıyoruz.

Krep Tarifi:

5 adet krep için

Malzemeler:

  • Yarım su bardağı su
  • Yarım su bardağı süt
  • 1 su bardağı un
  • 2 yumurta
  • bir tutam tuz
  • krep tavasını yağlamak için tereyağı

Hazırlanması:

  1. Tüm malzemeyi blendıra (ya da rondoya) koyup özleşene kadar karıştırın. Bu karışımı en az 1 saat (dilerseniz akşamdan da yapabilirsiniz) buzdolabında bekletin.
  2. Isınmış ve yağlanmış krep tavasının ortasına 1 çorba kepçesi karışımdan döküp tavayı çevirerek karışımın tüm tavaya yayılmasını sağlayın. Her iki tarafını yaklaşık 2-3 dakika pişirin. Afiyet olsun!

Çocuklarla Evde Etkinlik Fikirleri

10731438_738474832867621_445109386_n

26-27 Kasım günleri, Teog sınavından dolayı ilköğretimler tatil, çocuklar 2 gün boyunca evin içinde "annecim! şimdi ne yapalım???" diye gezinecekler yine muhtemelen. Çoğunlukla kendi başlarına oyun kurmalarına, bizsiz fikir üretmelerine yönlendiriyorum çocukları. Ancvak fikirlerinin tükendiği anlar için geçenlerde yabancı sitelerde gördüğüm bu fikri uyguladım. Epeyce hareketli birkaç gün geçirdik ama fark ettimki onlarla oynamak yormuyor beni, sıkıldıklarında fikir bulamamak daha çok yoruyor. İşte kavanoza yazdıklarımız;

Cadir yapmak
Birlikte pizza yapmak
Pipetten flut yapmak
Birlikte bir odayi temizlemek
Disarda market posetlerinden ucurtma yapmak
Banyoda su ile oynamak
Tiyatro yapmak
Birlikte namaz kilmak
Kurdandan kule yapmak
Misir patlatmak
Evde piknik yapmak
Fondü yapmak
Pipetle suluboya
Kek yapmak
Kendi oyun hamurumuzu yapmak
Parmak boyasi
Kurabiye yapmak
Neler icin Allah'a tesekkur ediyoruz saymak
Kurdan ve bantlarla yildiz yapmak
Evde sinema
Karikatur cizmek
Meyve baskisi
Restorancilik oynamak
Allah'in insanlari cok sevdigini nerden biliyoruz saymak
Kirli camasirlari ayirmak
Elisi kagitlari ile resim
Buyuk kraft kagittan sehir yapmak
Eski dergilerden kolaj
Saklambac
Spor yapmak
Birlikte ruzgari incelemek
Pipetle ve kagit bardaklarla bowling oynamak
Kendi maskenizi yapmak
Hikaye okumak
Kendi fotograflarinizi cekmek
Bulasik yikamak


Unlu Börek

Unluborek

 

En çok karşılaştığım sorulardan biri "sitede 1000 tarifiniz var, yeni tarif bulmakta zorlanmıyor musunuz?" oluyor. Aslında daha önce duymadığım ama çevremdekilerin yıllarca yaptıkları pek çok tarif var hala. Bunlardan biri de bu akşam deneyip hepimiz tadına bayılınca yazmak için sabahı bekleyemediğim unlu börek. 

Hafta başında Lokma'nın Ocak sayısını çekerken laf arasında unlu börek lafı geçince hem yemek editörümüz Burçin hem de Tasarım direktörümüz Yasemin, bu tariften bahsettiler. Bugün nihayet yufka almayı başarınca tarifi deneyebildim. Daha önceden bilenler varsa aranızda bana bahsetmediğiniz için eksi puan! Bilmeyenler, mutlaka yarın yufka alıp deneyin, elde açılmış tadı veren çok basit ve leziz bir tarif. 

Unlu Börek:

Tarifi mutfaktanaz.blogspot.com.tr sitesinden aldım. Nazmiye hanıma tarifini paylaştığı için çok teşekkür ediyorum, çok dua aldı benden.

Malzemeler;
  • 3 adet yufka
  • 1 su bardağı sıvı yağ (ben zeytinyağı kullandım)
  • 2 yemek kaşığı nişasta
  • 2 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı sirke
  • üzeri için yumurta sarısı ve susam (ben haşhaş kullandım)
  • istediğiniz bir iç malzeme
 
Hazırlanması:
  1. Sıvıyağın içine un,nişasta ve sirke katılıp iyice karıştırılır.
  2. Yufka masanın üstüne açılıp yağlı karışımdan yufkanın yarısına sürülür(çok fazla değil ama yufkanın hertarafı yağlanacak,elinizle sürerseniz kolay oluyor)
  3. Yufkanın yağlamadığınız yarısı yağlı tarafın üstüne kapatılır,bu kata da yağlı unlu karışım sürülür ve 6 parçaya kesilir iç malzemesini koyup çok sıkmadan sigara böreği gibi sarılır,diğer parçaları da aynı şekilde sarıp hafif yağlanmış fırın tepsisine alınır.
  4. 2. Ve 3. Yufkada aynı şekilde hazırlanır
  5. Üstüne yumurta sarısı sürülüp susam/haşhaş atılır.
  6. Önceden ısınmış fırında 200 derecede kızarana kadar pişirilir.
  7. Servisten hemen önce pişirip 10 dakika dinlendirip ikram ederseniz lezzet ve çıtırlık muhteşem olacak ama soğusa bile güzelliğinden hiçbirşey kaybetmiyor

Kolay Kahvaltı Tartı

Kahvaltitarti

Yeni dergimiz Lokma'nın Aralık'taki ilk için tüm ekip aylardır çalışıyoruz. Aylardır o kadar çok yemekler pişiriyor ve fotoğraflanıyorki atölyede, eve gidince mutfağa maksimum seviyede yeni şeyler deneme isteği, minimum enerji ile giriyorum. Bu sabah kahvaltıya özendiğim belli olsun, bayat ekmekleri de değerlendireyim ama çok da zamanım gitmesin istediğimden bu tartları yaptım. Bir de tartları bizim 2 yaşındaki ufaklığa kaptırmamanın yolunu bulsaydım her şey harika olacaktı! 

Kahvaltitarti2

Kolay Kahvaltı Tartı

2 kişilik

2 dilim bayat ekmek

Küçük bir parça eski kaşar, rendelenmiş

3 yumurta

Biraz maydanoz

Tuz

Hazırlanması:

  1. Fırını 200C'ye getirin.
  2. Küçük tart kalıplarınızın alt kısımları çıkıyorsa içlerine yağlı kağıt serin, çıkmıyorsa fırça ile yağlayın.  Ekmekleri küp küp kesip kalıplara paylaştırın. Üzerlerine rendelediğiniz peynirleri yayın.
  3. Yumurtaları, maydanoz ve tuzu bir kasede çırpın. Bu karışımı da kalıplara pay edin. Isınmış fırında üzerleri kızarana kadar pişirin. 

Yarım Kalan El işlerini Değerlendirmek

"Yarım kalan elişi projelerinde bir dünya markası" tarzı bir başlık da seçebilirdim aslında bu yazıya. Evdeki elişi odası başlayıp başlayıp yarım kalan ya da bir türlü başlayamadığım ama "keşke yapsam!" diye hayıflanıp durduğum proje fikirleri ile dolu. Bunlardan biri de Ikea'dan aldığım dekoratif yamalar. Dün gene karşıma çıktıklarında bunlarla hediye sepetlerim için neler yapabilirim araştırmaya başladım. İşte beni benden alan, bir an önce eve gidip reçeller kaynatsam, anahtarlıkların ucuna yamalarımı diksem dedirten fikirler. (inşallah bu sefer yapıp bitiririm de kendi kendimi yiyip bitirmeyi bırakırım!)

Jam_jar

beatknit.com

D_PATT023660(1)

laughinghens.com/

Tumblr_nevcifSXQ81r0ghlno1_1280

podkins.tumblr.com/

Crochet_keychain

womansweekly.co.uk

SAM_7957[16]

anazard.blogspot.com.tr/

DIY-Crochet-Heart-Gift-Tags-with-liveluaghrowe.com_

livelaughrowe.com/

1e75368ec47b3970242f1220164e0be7

thestudiogiftshop.etsy.com

Grannysquareball

dada4you.blogspot.nl/


Matematiği Eğlenerek Öğrenmek

Eglencelimatematik

 

Ayşe İkbal, 66 aylık okula başlayıp bu sene 3. sınıfa giden minikler takımından. Bu yüzden bazı dersleri sevmesi diğerlerine göre zaman alabiliyor. Örneğin birinci sınıfta ben "Ela, Lale ve Talat" isimlerinden uzunca bir müddet soğudum. Bu sene de matematikten soğumaya başlamak üzereydim. Her ne kadar küçükken "büyüyüynce ne olmak istiyorsun?" dediklerinde "öğretmen!" desem de benim öğretmenlik için yeterince sabırlı olmadığım ödev yaptırma çabalarımda ortaya çıktı. İlk başlarda neredeyse silah zoruyla ders çalıştırma girişimlerinden bir müddet sonra pes ettim. Sonradan en büyük zevki "resim yapmak ve kendi ürettiği oyunları oynamak" olan bir çocuğa, yine onun fıtratına uygun bir biçimde ders çalıştırmam gerektiğini hatırlattı matematik öğretmenimiz. 

Bugün kitapçıdan topladığım kitaplarla ilk kez keyifle matematik çalıştığını görünce hemen benimle aynı dertten muzdarip anne babalarla satın aldıklarımı paylaşmak istedim. (Aşağıdaki listedeki kitapları sponsorluk, reklam vb bir amaçla tanıtmıyorum, baştan ifade etmek isterim.) Zamanla farklı konularda sevdiğimiz diğer kitapları da paylaşmayı istiyorum. İşte bugün sorunsuz bir matematik saati geçirmemizi sağlayanlar:

  • Matematik Oyunları, Cebir Yolu; bu serinin ilkokul ve orta okul öğrencileri için farklı serileri var, benim aldığım oyun 3. sınıflar için daha uygun olanı
  • Matematik Harikaları, Greg Tang: Ünlü ressamların tablolarındaki çizimleri kullanarak sayısal düşünme egzersizleri yapılıyor. Benimkisi gibi sadece resim yapmak isteyen bir çcuk için harika! Aynı yazarın Eğlenceli Matematik Masalları, Matematik Patatesleri vb. kitapları da var.
  • Kafayı Çalıştır Serisi, Uğurböceği Yayınları, 12 serilik kitap mantıksal, analitik, görsel, ilişkisel düşünme egzersizleri içeriyor. Biz ilk 4 kitapla başladık, 1. kitabı hemen bitirip ikiye geçmek istiyor şimdiden.

Sizlerin çocuklarınıza öğrenmeyi sevdirmek için kullandığınız kaynaklar varsa, paylaşırsanız çok mutlu olurum. 


Balık Sofrası Dekorasyonu

Balik4

Kışın hafta sonu akşam yemek daveti deyince aklıma hemen balık sofrası geliyor. Artık balığın bolluğundan mı yoksa tencere yıkamakla uğraşmak istemediğimden mi bilmiyorum ama misafirlere balık ikram etmeyi çok seviyorum. Bu aralar da en çok bu balık sofralarını hiç değilse dekorlarla nasıl özenli hale getiririm diye araştırıyorum. 

Balik1

3 çocuğumun her birinin balık yemeye karşı farklı bir tutumu var. Abla önüne hangi balık konsa Kuzey Denizlerinde yetişmiş edasıyla "sadece somon yerim!" diye tutturur, ortanca abi "küçük balık yemem!" diye inat eder. Allah'tan en küçükleri seçim yapmaya kafa yormakla uğraşıp aç  kalmaktansa önüne ne konsa yer.  Belki önlerine boyama kağıtları ve kovalar için de çıkartmalar koysam çaktırmadan ağızlarına da balık atabilirim?

Balik3

Peçeteleri polo şekerle süslemeyi denedim bu fikre bakarak ama davetlilere bunun bir cankurtaran simiti olduğunu detaylı biçimde açıklamam gerekti :)

Balik2

Belki gemiden atsaydım daha kolay anlaşılırdı?Deniz kabuklarını delip kurdele ile peçete süsü yapmak da daha resmi sofralar için şık bir alternatif olabilir.Bulduğum bu fikirleri ben çok sevdim, hemen deneyebilmem için yarın balığa gelmek isteyen?


Öğretmenler Günü Hediyesi

Yanımda 10 dakikadan fazla zaman geçiren herkesin anlayabileceği gibi hayatta en mutlu olduğum şeylerden biri çevremdekiler için minik hediyeler hazırlayacak sebepler bulmak. Çocuklarımın üzerinde çok büyük hakları olan öğretmenlerine yıllardır öğretmenler gününüde hazırladıklarımdan ise ayrı bir keyif alıyorum. Son iki haftadır en çok bu konuda fikirler sorulunca geçmiş yıllarda yaptıklarımı paylaşmaya karar verdim. Bizim öğretmenlerimiz hep bayan oldu ama en sonda farklı vesileler için hazırladığım ancak erkek öğretmenlere uygun olacağını düşündüğüm fikirleri de ekledim.

IMG_0049

Geçtiğimiz dönemlerde yaptıklarımdan ilki bilgisayarda hazırladığım öğretmenlikle ilgili sözleri çerçeveletmek olmuştu. Siz de hazırladığım bu sözleri buradan ve buradan indirebilirsiniz.

Sol altta kurabiyeler yapıp güzel bir tabağa doldurup "çalışmanın ve keşfetmenin lezzetini tattırdığınız için teşekkür ederiz!" yazmıştım.

Ortadaki fotoğraf 1. sınıf öğretmenimiz için yaptığımız ilk "öğretmenler günü" hediyemizdi. Sepette porselen cupcake kavanozunun icinde damla cikolatali kurabiyeler ve yaninda "bir tesekkur, okuyup yazabilmenin lezzetine kavusmami sagladiginiz icin..." notu, arkadaki pakette yemek kitabimiz ve uzerinde "bir tesekkur, bana kitaplarin buyulu dunyasina giden yolu actiginiz icin..." notu, cicegin ustunde de "en buyuk tesekkur ise gelisip buyuyebilmem icin harcadiginiz onca caba icin canim ogretmenim!" notu yazıyordu. 

Sağda ise yine el emegi bir sepet var. İcinde elmali turta, recel & ayri posetlere koydugum kuru meyveler, kenardaki kagidin uzerinde de "bilginin ve sabrin bereketiyle gecen gunleriniz icin tesekkurler" notu yaziyordu.

IMG_0051

Bir başka sefer bir tatil teması ve içinde tatilde kullanılabilecek ve pahalı olmayan ya da indirimde olan dükkanlardan aldığım detaylar vardı. Üzerindeki notta "bir yil boyunca eglenmeyi eglenceli hale getirmek icin calistiniz, artik eglenme sirasi sizde!" yaziyordu, bunun kış tatili versiyonunu hazırlayabilirsiniz siz de, el örgüsü eldiven ve atkı/bere vb şeylerle.

Sol atta "ogretmenimizin acil durum seti"diye bir kutu hazırlamıştım, İcindekileri ve anlamlarini bir kagida yazip kutuya eklemiştim: Her şeyin biraz zorlaştığı anlar için yara bandı, Herkesin hata yapabileceğini hatırlatmak için silgi, Her şeyi bir arada tutabilmek için klips, Her gününüzü renklendirmek için renkli kalem, Kafanıza başka bir şey takmamanız için toka, Gözyaşları için mendil, Işığınızla ne çok aydınlattığınızı hatırlatması için mum, Sınıfın bir sirke dönüştüğü anlar için filli kurabiye, Enerjinizin bittiği anlar için kuruyemiş, Herkesi temiz tutmak için kolonya, Kendinize hak ettiğiniz şekilde bakmanız için kremler, Günün sonunda yorgunluğunuzu alması için çay ve kupa

Sağ alttaki seferde ise içinde manikur-pedikur seti, defne sabunu, ayak bakim kremi, corap, cikolata ve kitap (sol ayagim) olan bir ayak bakım seti hazırlamış, nota da  "Yavrularimizin 2. annesi, hic degilse bir gunlugune ayaklarinizi uzatip dinlenebilmenizi dilerim." yazmıştım.

IMG_0052

Bu fotoğraftakilerin bir kısmını beylere bir kısmını da çalışanlara yönelik yapmıştım. İlki "hayat sizi öğütmeye başladığında lutfen bu kartlardan birini kullanın" yazan bir not eşliğinde kahve dükkanı hediye kartları, ikincisi bir kutu çikolata ile önceden ödenmiş etkinlik sitesi hediye kartı, üçüncüsü kahve kupası, taze çekilmiş kahve, ajanda, bisküvili mola sepeti, dördüncüsü mangal aletleri (önlük eldiven, maşalar, kendi hazırladığım baharat karışımları) içeren mangal sepeti, buna "kalbinizdeki eğitim ateşinin hiç sönmemesi dileğiyle" yazabilirsiniz belki:) sonuncusu da içinde, Patlatmalik misir, 3 film dvd'si, eski stil misir patlatma tavasi, kuruyemis, gazoz, gofret ve dergi içeren "film akşamı" sepeti, buna da yine öğretmeninizin dinlenebilmesi dileğini içeren bir not ekleyebilirsiniz.


Elmalı Kırıntı Keki

Elmalikirintikeki

Dün yayınladığım "öğretmen daveti" yazısında en çok bu kekin tarifi merak edilmişti. Vakit kaybetmeden tarifi paylaşayım istedim. Tarifin asıl ismi "elmalı kahve keki" olduğu için sabahın ilk ışıkları ile türk kahvesi yapıp son kalan bir dilim kekin yanına yerleştirip fotoğrafını çektim. 

Elmalı Kırıntı Keki:

Tarifin aslını allrecipes.com'dan alıp biraz değiştirdim.

Malzemeler:

  • Yarım paket (125gr, yarım su bardağı) tereyağı, oda sıcaklığında
  • 1,5 su bardağı toz şeker
  • 2 yumurta
  • Yarım su bardağı yoğurt
  • 1 paket (1 tatlı kaşığı) şekerli vanilin
  • 2 su bardağı un
  • 2 tatlı kaşığı tarçın
  • 1 paket (1 tatlı kaşığı) karbonat
  • Yarım tatlı kaşığı tuz
  • 4 su bardağı küp küp doğranmış yeşil elma
  • Üzerine:
  • Yarım su bardağı toz şeker
  • Yarım su bardağı un
  • 4 yemek kaşığı tereyağı
  • Yarım tatlı kaşığı tarçın

Hazırlanması:

  1. Fırını 175C (350F)'ye getirin. Orta boy dikdörtgen borcamı yağlayın veya yağlı kağıt serin. 
  2. Yarım paket tereyağı ile 1,5 su bardağı toz şekeri çırpın. Yumurta, yoğurt ve vanilyayı ekleyin. 
  3. 2 su bardağı un, 2 tatlı kaşığı tarçın, karbonat, ve tuzu bir kapta karıştırıp sıvı karışıma ekleyin. Çok fazla çırpmadan birbirine yedirin. Elmaları karışıma ilave edin. Karışımı kalıbınıza dökün.
  4. Üzeri için gereken malzemeleri çatalla ezerek karışıtırıp kırıntılar elde edin. Kırıntıları kalıbınızın üzerine paylaştırın.
  5. Isınmış fırında 35-40 dakika ortasına batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar pişirin.Fırından çıkarıp 10 dakika kendi kabında ılınmasını bekleyin, daha sonra kalıptan çıkarıp telin üzerine alarak tamamen soğutun.

Afiyet olsun!


Öğretmen Daveti

Ogretmen6

 

Bugün kızımın ve oğlumun öğretmenleri bize veli ziyaretinde bulundular. Onlar için evdeki malzemelerimle bir "öğretmen daveti" hazırladım. Bu sofra sanırım şimdiye kadar hazırladıklarım arasında en sevdiklerimden oldu. Detaylar şöyle: Okul döneminin başında bir kutu kurşun kalem almıştım, onları desenli kağıtlarla süsleyerek fasulye doldurduğum küçük kavanozların içine yerleştirdim.

Ogretmen7

 

Doğumgünümden kalan çiçekler hala yaşadıkları için o buketi de kavanozlara böldüm ve kalemlerle birlikte masal kitaplarının üzerinde sofraya yerleştirdim.

Ogretmen1

Dün gece "diş kirası" olarak ne yapabileceğimi düşünürken aklıma evdeki erikler geldi, onları reçele dönüştürüp üzerlerine minik notlar ekledim.

 

 

 

Ogretmen5

Kuruyemişli topların üzerine kızım ve oğlumu yansıtan pembe/mavi kürdanlar taktım.

Ogretmen3

 

Elmalı kırıntı kekini size mutlaka yazmalıyım, ben tadına bayıldım!

Ogretmen2

Günün benim için en sürpriz ve mutlu anı, öğretmenlerinin de bizim için hediye kutusu hazırladıklarını görmekti. Hediye sepeti hazırlamayı çok sevdiğimi bildiklerinden onlar da hepimiz için harika şeylerle dolu bir kutu hazırlamışlar. Öğretmenler günü için şimdi daha çok düşünmem gerekecek! :)


Bebek Hediye Sepeti

Bebekcupcakesepet

Yarın kızımın sınıf arkadaşının kız kardeşini görmeye gideceğiz. Ben bizim 3 numara kız olsun, Ayşe İkbal'in de bir kız kardeşi olsun çok istemiştim. Aslında benim görmediğim şey Ayşe'nin kızkardeşten çok Musab'ın bir erkek kardeşe ihtiyacıymış. Allah da bizim duamıza en çok istediğimizle değil en çok ihtiyacımız olanla cevap vermiş. Bunu şimdi anlayıp şükredebiliyorum. Gittiğimiz bebek de ailenin 3. kızı, erkek olsun duasına gelen minik bir kız bebek. Bir bebek kendini sevdirmeyi elbette çok kolay başarıyor ama inşallah onlarda ilerde "iyiki Allah bize bir kız evlat daha nasip etmiş" derler. 

Kızım, her üçüncü sınıfa giden kız gibi arkadaşına çok değer veriyor, hatta beni "arkadaşımın kardeşine de sepet yapacaksın değil mi?" diyerek kibarca uyardı:) bu yüzden ben de minik hanıma özenli bir hediye hazırlayayım istedim. Bebek body ve çoraplarını minik cupcake'ler gibi sarma fikrini pinterest'te görünce bayılmıştım. Aynısını elimdeki malzemelerle denedim. 

Bebekcupcakesepet1

İhtiyacınız olan şeyler, bebek çamaşır ve çorapları, renkli kağıtlar, kağıt kek kalıpları ve yeşil el işi kağıdı. Dilerseniz bir de tebrik kartı ekleyebilirsiniz. Önce sepetinizin içini renkli kağıtlarla doldurun. Kağıtları birkaç kat koyup kabarık yapabilirsiniz, böylece cupcakeleriniz içinde kaybolmaz. Sonra kıyafetleri sarın;

Bebekcupcakesepet2

Daha sonra kağıt kek kalıplarına koyup sepete yerleştirin, elişi kağıdından kestiğiniz yaprakları da aralara süsleyin. 


Çocuklar için Kurban Bayramı Etkinliği 2

Kurban1

Araya yolculuk telaşı girince yazamadım ama belki siz de hicri yılbaşı (25 ekim) için yaparsınız diye yazayım. Bayrama 6 gün kala bir aksesuar ağacına arkalarında hediyeler yazan kartlar astım. Her gün bir soru; örn: sefa & merve tepeleri arasinda neden yuruyoruz/kosuyoruz? gibi sorup, minik hediyeler (balon, şeker, minik oyuncak) verdim. buna bayıldılar ve her sabah "bugün yeni bir gün değil mi!" diye sordu 4 yaşındaki musab :)

Kurban3

Bunu da servis soforu amcalarina bayram hediyesi olarak yaptik. m&m's ve cubuk kraker kavanozu.  

Kurban2

Bayram için son etkinliğimiz; mahallemizdeki devlet okulunu arayip ihtiyac sahibi cocuklardan bayramligi eksik olan var mi diye sordum. Hicbirinin bayramligi yokmus ve kimse de almak icin aramamis Haftalar once 8. sinif ogrencisi bir cocuk gelip "almak isteyen olursa beni yazin ogretmenim!" demis. İste o cocugun duasiyla kendisine ve birkac arkadasina kiyafet alip okul dagilinca mudur yardımcısına teslim ettik.


Çocuklar için Kurban & Hac Etkinliği

Cocuklaricinhacvekurban

Mart ayından beri bloga yazmayan ben, instagram hesabımda bu fotoğrafı yayınlayınca ve çok fazla bilgi isteği gelince tekrar geri dönmeye karar verdim. Her yıl çocuklara bayramlarda farklı birşeyler yapmaya çalışıyorum ama çoğu zaman onlarla bayramın asıl anlamını çok fazla konuşmuyorduk. Bu yıl bunu değiştirmek için neden kurban kestiğimizi, haccın ne demek olduğunu, her bir ritüelinin aslında neyi ifade ettiğini onları sıkmadan anlatayım istedim. Önce yabancı kaynaklı bir site buldum; http://islamicbulletinboards.wordpress.com/tag/hajj-activities-for-kids/ sonra bu sitedeki haritayı türkçeye çevirdim

HACHARITA

HACHARITA2

 

 

(resimlere tıklayıp büyük hallerini açabilirsiniz)

 

Çocuklarla, önce parçaları boyayıp kestik, sonra haritayı boyayıp parçaları hac günlüğüne göre haritaya yapıştırdık. Bu arada bol bol her bir öğenin anlamını ve hikayesini serpiştirdim anlatımıma. İnşallah bu hafta hep kurbanın gerçek anlamını yaşatmaya çalışacağım çocuklara ve sizlere de yazacağım....


Güneş Sepeti

Sepet

Ruhumun kapkara bulutlarla kaplanmaya başladığını hissettiğim zamanlar sevdiğim insanları görme ihtiyacımın tavan yaptığı dönemler oluyor hep. Geçen haftalarda yine böyle döneme girdiğimi hisseder hissetmez çok sevdiğim iki dostumu bize davet ettim. Bir pazar günü eşleri ve çocuklarıyla kalkıp bize gelmeye ikna oldukları için de her birine bir sepet hazırladık kızımla. Günümü, ruhumu, dünyamı aynı bir güneş gibi aydınlattıkları için güneşin renklerinde ıvır zıvırlarla doldurduk sepetlerimizi de...


Zeytinyağlı Mayalı Poğaça

Pogaca

Dün gece çocuklar uyurken evi toplama çabalarım esnasında sevgili Muazzez'in (tanerinesi.com) instagram hesabında muhteşem kabarmış bir hamur fotoğrafı ve tarifini gördüm. 2-3 saatlik uykuyla minikler başıma toplanıp, "ne yemek vaaaar!" diye bağırmaya başladıklarında aklıma hemen o fotoğraf geldi:) Ortaya tam pazar sabahına yakışan poğaçalar çıktı. Çok teşekkürler tarif için Muazzez'cim!

 

Zeytinyağlı Mayalı Poğaça 

Bu tarifle 3 tepsi çıkıyor, siz yarım ölçüyle de yapabilirsiniz.

Malzemeler:

  • 8 su bardağı un
  • 3 su bardağı ılık süt
  • 3 yumurta (1 tanesinin sarısı uzerine)
  • 3 silme yemek kasığı şeker
  • 1.5 tatlı kaşığı tuz
  • 1 paket instant maya
  • 1 su bardagindan 1 parmak az zeytinyagi veya sıvıyağ

Hazırlanması:

  1. Unun 7 su bardağını bir kaba eleyip(onemli) ortasini havuz gibi açın, unu elerken mayayida unla eleyin. Havuz kısmına süt haric tüm malzemeleri aktarın. Bir kaç hamlede karıştırın. Sütü azar azar ilave edin. Hamur size cok civik gelecek. Heleki cok hamura alısık degilseniz zorlanabilirsiniz sakın yılmayın. hamuru tek elle olabildigince katkayarak yogurun.
  2. Ardindan kalan 1 su bardagi unuda azar azar ilave ederek yedirin. Unun markasina gore belki az yada fazla gelebilir. Kıvamı ele çok az yapışan bir hamur olarak kalacak. Hamur mayalanınca daha koyulaşıyor. Ne kadar guzel yoğurup özdeşleşirse o kadar başarılı oluyor insallah..
  3. Hamuru sıcak bir yerde 2 katına çıkana kadar mayalandırıp arasına peynir koyarak 175 derecelik fırında pisiriniz.
  4. PUF NOKTA: Hamura sekil verip tepsiye dizdikten sonrada muhakkak tepside 15 dakika daha mayalandirin. Ve sonmesine izin vermeden yumurta fircasini hafif hafif degdirerek sarisini surun.

Yeni Ev Hediyesi

Yeni Ev Hediyesi

En çok sevdiğim şeylerden biri, arkadaşlarım için hediye sepetleri/kutuları hazırlamak. Dün yine çok sevdiğim bir yakınımın yeni evine giderken ona nasıl bir hediye hazırlayabileceğimi düşündüm. 

Yeni Ev Hediyesi

Sonunda her birinin bir duayı temsil ettiği minik şeylerden oluşan bir sepet hazırladım. İşte sepetim ve içindekilerin anlamları:

Yeni Ev Hediyesi Sepeti:

  • Kahve: Dostluklariniz yillarca surmesi
  • Zeytinyagi: Sevginizin ölümsüz olmasi
  • Nar eksisi: Yuzunuzu eksiten tek sey olmasi
  • Recel: Hep tatli dilli olmaniz
  • Kuruyemis: Yuvanizin bereketli olmasiSabun & Bez: Tum sıkıntılarınızın kolayca gecmesi
  • Kek kaliplari: Agzinizin tadinin hic bozulmamasi DUASIYLA....

Yeni Ev Hediyesi


Pırasalı Çıtır Börek

IMG_7945

 

Geçen yayınladığım sofraya annem bu börekleri yapıp getirmişti. Ben de herkese annemden tarifini alıp yazacağıma dair söz vermiştim:) Bugün sözümü tutuyorum!

Pırasalı Çıtır Börekler:

1 tepsi

İç malzemesi:

  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1,5 kg pırasa, ince doğranmış
  • 3 havuç, mümkünse jülyen bıçağıyla kesilmiş yoksa rendelenmiş
  • 200gr sert beyaz peynir, ezilmiş

Ayrıca:

  • 1 paket baklavalık hazır yufka
  • 200gr tereyağı, eritilmiş
  • 1 yumurtanın sarısı + 1 yemek kaşığı su

Hazırlanması:

  1. Pırasa ve havucu zeytinyağında yumuşayana kadar kavurun. Tuz (peynir tuzluysa eklemeyin), karabiber, pul biber ekleyip soğumaya bırakın. Soğuyunca peyniri ekleyip harmanlayın. 
  2. 2 adet yufkayı alıp tezgaha yayın. Üzerine fırça ile eritilmiş yağdan damlatın. Tekrar üzerlerine 2 yufka daha koyup yağdan damlatın. 2 kat daha ekleyip onun da üzerine yağdan damlatın. (toplam 6 kat olmalı)
  3. Kısa kenarına (uzuna koyunca ince oluyor) yaklaşık 2 dolu yemek kaşığı harçtan koyup rulo şeklinde sarın ve tepsiye alın. Aynı işlemi iç harcı bitene kadar tekrarlayın. (börekler kabarmadıkları için tepside aralık bırakmanıza gerek yok)   
  4. Bütün börekler bitince üzerlerine yumurta sarısı, su karşımını sürün ve her birini 4 parmak genişliğinde kesin. (pişirmeden kesin yoksa pişince kesmeye çalışınca çok dağılıyorlar) 180C fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

Elif'in Doğumgünü ve Mini Cheesecake

Elif1

Geçtiğimiz hafta teyzemin kızı Elif'in doğumgünü'nü kutladık. Elif'imiz için teyzem ve kızkardeşi Feyza çok güzel hazırlıklar yapmışlardı. Yanımda sadece İbrahim Yusuf'cuk olduğu için bu defa rahat rahat eski günlerdeki gibi fotoğraf çekebildim :)

Elif2

Teyzem ve annem maharetlerini konuştura dursunlar ben işin kolayına kaçıp en basitinden köstebek pasta yapıp götürdüm.

Elif5

Elif'imiz inşallah çok yakında anne olacağı ve ailecek inşaat işinde olduklarından inşaatçı legolarla süsledim pastayı. 

Elif3

Hediyesi için de bir sepete bebek ihtiyaçları koyup kenarına inşaat ikaz levhaları tasarımında kendi tecrübelerimi yazdım.

Elif4

Sofrada en çok tarifi sorulan tat, Elif'in arkadaşları Merve ve Tuğba'nın yaptıkları minik cheesecakeler oldu. Hal böyle olunca ilk önce onun tarifini aldım ben de. 

Mini Cheesecake:

Malzemeler:

  • 1 paket yulaflı bisküvi
  • 50gr tereyağı
  • 200gr labne peyniri
  • 50ml çiğ krema
  • 60gr toz şeker (3 yemek kaşığı)
  • 1 tatlı kaşığı mısır nişastası
  • 1 paket vanilya
  • 1 yumurta
  • 1 yemek kaşığı rendelenmiş limon kabuğu rendesi
  • 1 yemek kaşığı limon suyu

Üzerine: arzuya göre böğürtlen taneleri ve nane yaprakları ekleyebilirsiniz

Hazırlanması:

  1. Muffin kalıplarına kağıt yerleştirin. Bisküvileri mutfak robotunda çekerek un haline getirin. Tereyağını eritip ekleyerek iyice karıştırın ve kalıplara paylaştırıp kaşığın tersiyle üzerlerine bastırın. 
  2. Labne peyniri, vanilya, krema ve şekeri mikserle çırpın. Nişasta, limon kabuğu, limon suyu ve yumurtayı ekleyip iyice karıştırın. 
  3. Karışımı bisküvi tabanının üzerlerine paylaştırarak 160C'ye ayarlanmış fırında 20-25 dk. pişirin.

Sosu

  • 1 limonun suyu 
  • 1 portakalın suyu
  • 1,5 yemek kaşığı nişasta 
  • 2 yemek kaşığı şeker

Sosun Yapılışı

Portakal ve limonu sıkıp bir bardağa koy. Üzerini suyla tamamlayarak 1.5 su bardağına tamamla. Bütün malzemeyi küçük bir tencereye al ve cırpma telıyle karıştıra karıştıra pisır. Koyu olacak olursa bır mıktar su ılavesıyle acabılırsınız. Sosun kabuk bağlamaması için kek bir yandan soguyana kadar ara ara sosu karıştır. Keki fırından çıkar ve sosu üzerine dök. Buzdolabına kaldır. Üzeri tamamen soğuyana açık kalsın. Sonra üzerini örtebilirsiniz. Ertesi gün servis yapabilirsiniz.


Melike Günyüz: Çocuk edebiyatı "iyi yemek" gibidir.

Screen shot 2014-02-03 at 11.56.55 PM

Deneyimli bir yayıncı, başarılı bir iş kadını, disiplinli bir anne ve pek çok genç meslektaşına yol gösteren bir abla… Melike Günyüz, bir koltukta epeyce fazla karpuz taşıyan bir isim. Üstelik MÜSİAD Yönetim Kurulu’nun ilk ve tek kadın üyesi.

 

Melike Günyüz, Erdem Yayınları ve Sedir Yayın Grubu’nun Genel Yayın Yönetmeni, çocuk edebiyatınınsa her kesimce kabul gören yetkin bir ismi. Kitapları yurt dışında en çok satılan çocuk kitabı yazarlarından biri olan Günyüz, aynı zamanda MÜSİAD’ın ilk kadın yönetim kurulu üyesi. Bu kadar değil; çok önemli ve prestijli bir vasfı daha var: O, biri 10 biri 14 yaşında iki çocuğun annesi…

Melike Hanım’ı, Portakal Ağacı’nın kahvaltı sofrasında konuk ettik. Portakal Ağacı mutfağının leziz ikramları, Melike Hanım’ın su gibi akıp giden sohbeti ve kızı Lamia’nın “büyümüş de küçülmüş” demeçleriyle epey doyurucu bir kahvaltı oldu. Siz de konuk olmak isterseniz, yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, dinlediklerimizi size anlatalım:

“Arkadaşlarımın çocuklarına hediye götüremeyeceğim kitabı basmam”

Melike Günyüz’ün çocuk yayıncılığı konusunda epeyce deneyimli, bir o kadar da bilgili olduğunu söylemeye gerek yok. Ama bu derya bilgi, öyle “malumat” türünden değil. İşini seven, bilgisini okuyarak, sorarak, yorumlayarak kazanmış, bildiği doğrudan başkasıyla amel etmeyen bir iş kadınından söz ediyoruz. Bu ameliyenin en büyük göstergesi, onun bir kitabı basıp basmayacağına karar verirken kıstas aldığı şu kritik ölçü: “Ben bu kitabı gönlüm rahat bir şekilde bir arkadaşımın çocuğuna hediye edebilir miyim? Bizim kitabımız derken iftiharla söyleyebilir miyim?” Cevap evet ise o kitap basılabilir demektir. Ayrıca, bir kritik ölçü daha var ki ondan sonraki satırlarda söz edeceğiz. Bizi izlemeye devam ediniz!

“Kitabı, iyi bir yemek gibi şık sunmak lazım”

Melike Günyüz’e göre sadece çocuk kitaplarının değil, bütün kitapların içeriği kadar kapağı, illüstrasyonları, kağıt kalitesi, göze hitabeti de önemli. Ne çok karman çorman ne de çok hareketsiz… Ne israfa sebep olacak kadar pahalı malzemeden mamül ne de âdi, ucuz bir şekilsizlik içinde… Tıpkı güzel bir yemek yapar gibi herşey kararında olmalı. Şık bir servis tabağında sunuluyormuş gibi, daha uzaktan bakıldığında göreni kendine çekmeli, davet etmeli.

Sonra, bir kokusu olmalı kitabın, gördüğünüzde aldığınız o kokudan, neyle karşılaşacağınızı az çok tahmin etmelisiniz. Elinize alıp sayfaları okumaya başlayınca da enfes bir lezzet... “Evet” demelisiniz, “İşte vakit ayırmaya değecek güzellikte bir kitap!”

Melike Hanım, bu kaliteye ulaşmak için oldukça çaba veren bir yayıncı. Bilhassa muhafazakar camiada henüz hiç kimse bu yola başvurmuyorken o, bir sanat yönetmeniyle çalışmaya başlamış. Sanat yönetmeninin olurundan geçmeyen kitaplar çocukların önüne çıkarılmamış. Elbette bir yayının iyi olabilmesi için tek ölçü iyi bir tasarım değil. Kitabın içeriği herşeyden önemli! Melike Hanım çalıştığı yazarlarla genelde proje odaklı çalışıyor. “Bana gelen dosyaları okuyup beğenirsem basmak gibi bir adetim yok. Dosya, o yazarın kaleminin hangi yönde iyi iş çıkarabileceğini gösteriyor bana sadece. Eğer o yazarla çalışmak istiyorsam, ona altından kalkabileceğine inandığım bir proje öneriyorum. Bu projenin vücuda gelişinin her aşamasında da yazarla görüşüyorum. Böylece ortaya iki kat emek verilmiş, kamil bir iş çıkıyor” diye anlatıyor bir kitabın yazılış öyküsünü. En çok hangi yazarları mı tercih ediyor? İşte şimdi yukarıda bahsettiğimiz ikinci önemli kıstasa geldik!

Screen shot 2014-02-03 at 11.57.32 PM

“Lamia ile Ali Kerem’in beğendiği kitaplar onay almış demektir”

Melike Günyüz, yabancı bir eserin yayın hakkını satın alıp almamaya karar vereceği zaman, kitabı eve getirip yemek masasının üzerine bırakıyor. Çocuklardan biri kitabı evirip çevirmeye, merak edip sayfalarını karıştırmaya başlarsa, bingo! Gerekli alaka kuruldu demektir! Alakadar arkadaş kitabı iyice karıştırıp okumaya çalıştıktan sonra annesinin yanına gelir: “Anne, bu kitap çok güzel. Yayın hakkını alıp Türkçe’ye çevirtsenize!”

Aynı durum Melike Hanım’ın yayınevine transfer etmeyi düşündüğü yazarlar için de geçerli. Diyelim ki bir yazarı çok beğendi ve ona yeni bir proje teklif etmeyi düşünüyor. Sadece kendisinin beğenmesi yeterli değil. Yazarın kitapları önce Lamia veya Ali Kerem’in elinden geçiyor. Bilhassa Lamia çok sıkı bir okur. Çok da dürüst bir eleştirmen! Beğenirse tam beğeniyor, beğenmezse “Üff çok sıkıcı bu” diyor. Lamia’dan söz açmışken, onun da söyleyecekleri var! Çünkü kitaplar konusunda en az annesi kadar duyarlı, annesinin izinden yürüyecek kadar da kültürlü. Lamia’ya göre, anne babalar eğer çocuklarına kitap okumayı sevdirmek istiyorlarsa, çocukların önüne kocaman kocaman klasikleri yığmamalı. Onun yerine daha eğlenceli, zevkli kitaplar konmalı. Bu arada, çocuklara zarar verecek kadar geniiiş bir içeriği olan kitaplara anne babalar izin vermeyebilir. Söz gelimi Lamia’nın annesi “çok sevgilili” kitaplar okumasına müsaade etmiyor ama “az sevgilili” olanlarda sorun yok.

Melike Hanım, ikisi de kitap okumayı çok seven çocuklarını yetiştirirken “Alın bunları okuyun” dememiş hiç. “Evimizde zaten hep kitaplar oldu. Bebeklerken, kütüphanenin alt kısmında onlara birer raf tahsis ettim ve ‘Bu kitaplar senin, istediğin gibi döküp saçabilirsin’ dedim, hepsi bu. Gerisi kendiliğinden gelişti. Çocuklar kitap okunan bir evde büyüdükleri için kitap okuma eylemini zaten hayatlarının doğal bir parçası olarak buldular” diye anlatıyor evdeki bu alışkanlığı. Çocuklarının okuma zevklerine güvenmesinin sebebi de bu; her ikisi de iyi kitapla kötü kitabı ayırabilecek kadar gelişmiş duyulara sahip.

“Çocuk sorumluluk alarak büyümelidir”

Gelelim ev hayatına… Zira, bir koltuğa bir kamyon kasası dolusu karpuz sığdıran bir hanım var karşımızda. Yayın dünyası, yöneticilik, yazarlık, MÜSİAD Yönetim Kurulu üyeliği, iş dünyasının bilhassa kadınlar için epey çetin olan şartları derken, acaba evine ve çocuklarına ayıracak vakti bulabiliyor mu? Bulabiliyorsa nerede buluyor? Biz de arıyoruz, bulamıyoruz. Yerini söylese de biz de gidip alsak…

Merak buyurmayın, bütün bu soruların cevaplarını kendisinden biir bir aldık. Meğer aranan vakit “disiplinde” gizliymiş. Meğer bizim uzaktan baktığımızda hep meşgul, hep yoğun, hep hareketli gördüğümüz Melike ablamız, akşam saatlerinde ve haftasonları (özellikle pazar günleri) ailesi dışında hiç kimseye vakit ayırmazmış. Meğer her sabah saat 7 buçukta iki eli kanda da olsa çocukların kahvaltı sofrasını kurar, onlara yiyecek özel bir şeyler hazırlar, bu vakti mutlaka birlikte geçirmeye özen gösterirmiş. Kolay mı? Elbette değil, hiç değil. Ancak, Melike Günyüz’e göre annenin çalışması, evde bu çalışma düzenine göre bir disiplin oluşturması, çocukların daha sorumluluk sahibi ve daha tatminkar insanlar olarak büyümelerine vesile oluyor. Nasıl mı? Şöyle:

Screen shot 2014-02-04 at 12.05.13 AM

“Evin kuralları değişmez”

“Mutlaka akşam 7 buçuğa kadar bizim evde sofra kurulur, çocuklar yemeklerini yer. Ayrıca bu vakte kadar okul ödevlerini de yapmış olurlar. Üstelik ben ödev yapmaları konusunu hiçbir zaman önemsemediğim halde…”

“Sonra oturur, birlikte bir şeyler seyrederiz. Sohbet ederiz. Kitap okuruz. Hasılı kelam, benim onlarla başbaşa geçirdiğim o saate hiç kimse giremez. Bir tek yurt dışı iş seyahatlerinde ayrı kalıyoruz ki, yakında çocukları da götürmeye başlayacağımı düşünüp teselli buluyorum bu duruma.

“Pazar günleri ise benim mutfağa girme ve aile bireylerinin keyfine göre yemekler yapma günüm. Çocukların ve eşimin sevdiği fırın yemekleri, balık, mantı, et yemekleri genellikle Pazar günü yenir bizim evde. Sabah kahvaltıları da hep birlikte yapılır. Böylece bir aile olduğumuzu, hafta içi herkes kendi işine ve okuluna gitse de birbirimize ait olduğumuzu hiç unutmamış oluruz. Hem, böylece eşime verdiğim sözü de tutmuş olurum. Gündüz istediğim kadar koşuşturabilirim ama akşamlarım aileme aittir.”

“Ödevler çocukları zorlamamalı”

Melike Günyüz, Erdem Yayınları’ndan pek çok okul kitabı yayınlamış bir yayıncı. Dolayısıyla müfredatı çok iyi biliyor. Bu sebepten, söz gelimi Lamia elinde haddinden zor bir ödev konusuyla gelip annesinden yardım isterse şu cevabı alıyor: “Kızım, üçüncü sınıfın matematik müfredatında bu konu yok. Size gerekenden fazla bilgi yüklemişler. Bu ödevi yapamazsın, öğretmenine benden selam söyle…” Lamia da öğretmenleri de buna alışmış artık.

“Asla ama asla israf olmaz!”

Melike Günyüz’ün mutfakla ilgili üzerinde en çok durduğu konu israf. Günyüzlerin evinde bir dilim ekmeğin bile çöpe gitmesi mümkün değil. Bayatlamış ekmekten yalancı pizza gibi bir şey yapılıyor ve muhakkak yeniyor. Akşam yemekleri, ev halkının bir seferde yiyebileceği miktarda, az az yapılıyor. Eğer yine de artar ve ertesi güne kalırsa Melike Hanım’ın eşi sofrada şöyle diyor: “Bana dünden kalan yemeği ver, zayi olmasın”. Zaten evde israf konusuna en çok dikkat eden o. Çocukların giyim kuşamında da bu kural geçerli. İki çift ayakkabısı olan bir çocuk üçüncüyü sırf “güzel” olduğu için talep edemeyeceğini biliyor. Melike Günyüz, “Ali Kerem kıyafette marka diye bir şey olduğunu daha yeni öğrendi” diyor.

“Evde olmasanız bile çocukların beslenmelerine özen gösterilebilir”

Lamia ve Ali Kerem farklı farklı yemeklerden hoşlanıyor. Melike Günyüz akşamları her ikisinin de seveceği şeyler pişirmeye dikkat ediyor. Bir gün etli yemek pişirildiyse, ertesi günün menüsü muhakkak sebze, sonraki gün ise bakliyat. Biri bamya seviyor biri yemiyor; biri taze fasulyeye düşkün diğeri ağzına sürmüyor. Olsun, her ikisinin de gönlü muhakkak alınıyor. Bir de tabii annelerinin elinden yağlı ballı ekmek yemeye, ve üzerine tarhana serpilmiş fırında kaşarlı ekmeğe bayıldıkları kahvaltıları var çocukların. Kahvaltı, hem her sabah bir arada olmalarını sağlıyor hem de iyi beslenmelerini.

Screen shot 2014-02-03 at 11.57.58 PM Screen shot 2014-02-03 at 11.58.09 PM

Screen shot 2014-02-03 at 11.58.18 PM Screen shot 2014-02-03 at 11.58.29 PMScreen shot 2014-02-03 at 11.58.35 PM

 


İpek Hanım Çiftliği

Ipek-hanim

 

Yazar: Zeynep Sevde Paksu Fotoğraflar: Zeynep Turanlı

Pınar Kaftancıoğlu İstanbul’da iş hayatının kirli dünyasından bunalır, Şirince’ye hayalindeki kafeyi açmaya gider. Şirince’de de aynı kirli düzenin yürüdüğünü farketmesi uzun sürmez. Sonra halıcılık, su fabrikası vs derken çok para kazanır ama huzuru bulamaz. Gerçek hayatın bütün yalanlarından kaçıp kendine küçük bir çiftlik evi yapar. Çiftlikteki komşuları, yedikleri lezzetli meyveler sebzeler, tadına doyulmaz sohbetler... O kadar mutlu olur ki, bu mutluluğu İpek Hanım Çiftliği markasıyla herkesle paylaşmaya karar verir.

“8 yaşındaydım. Babam elime bir bavul dolusu tommiks ve teksas çizgiromanlarını tutuşturdu, ‘götür bunları pazarda sat, haftalık harçlığın olacak kazandığın’ dedi. Gittim pazara satabildiğim kadar sattım geldim, ilk paramı kazandım. Eve geldim, ‘kasaba git bir kilo kıyma çektir gel’ diye gönderdi. Gittim, kıymayı aldım geldim. ‘Yanlış söylemişim, bir kilo kuşbaşı al diyecektim. Bu kıymayı iade et, kuşbaşı al’ diye geri gönderdi. ‘Baba nasıl yaptırayım, kasap yapmaz’ desem de dinlemedi. Kasap epey kızdı, ben ağladım derken ikna edip kuşbaşıyı yaptırdım tabii” diye başlıyor anlatmaya Pınar Kaftancıoğlu. Soru ticarete nasıl atıldığıydı.

Screen shot 2014-01-06 at 10.52.10 PM

Ders 1: Gerçek hayatın kodları

“Nasıl yani?” diyorum hayretle. El bebek gül bebek büyütülmüş bir şehir çocuğunun, plazalar ve metropol karmaşasından sıkılıp kendini Ege’de bir kasabaya atmasının masalsı hikayesini dinlemeyi bekliyordum. Minicik çocuğun pazarda işportacılık yapmasını tuhaf buluyorum. Pınar Hanım şaşkınlığımı gidermek için gülümseyerek devam ediyor sözlerine: “Başımıza gelecekleri biliyordu ve bizi güçlü yetiştirmek istiyordu. Küçük yaşta pazarda, mahallede insanlarla iletişim kurarak, gerçek hayatın kodlarını öğrenerek büyümemizi arzu ediyordu. Beni pazara gönderir, uzaktan izlerlermiş bir yandan. İyi ki öyle yapmış. Hayatın acımasızlıklarına rağmen, başarılı, kendi işinin sahibi, güçlü bir kadın olmamı babama borçluyum.”

Screen shot 2014-01-06 at 10.52.26 PM

Baba gidince…

Sultanahmet’te bir konakta mürebbiyeler tarafından büyütülmüş, edebiyat fakültesi mezunu bir anne ve meşhur bir gazetecinin kızı Pınar Kaftancıoğlu. Tabii böyle haşin bir eğitim söz konusu değil ilişkilerinde. Birlikte saatlerce sohbet eden, kahkahalar eşliğinde oyunlar oynayan bir baba kız iletişiminden bahsediyoruz. Ümit Kaftancıoğlu, yoğun iş hayatına rağmen çocuklarıyla vakit geçirmeyi, onlara doğru ve doyurucu bir eğitim vermeyi ihmal etmeyen, çoğu sabahlar kızını okula elinden tutup götürecek kadar ilgili, müşfik bir baba. Bir gün yine Pınar’ı okula götürmek için evden beraber çıkarlar. Kızının elinden tutar, konuşa konuşa evlerinin önündeki sokakta yürürler. Sene 1980. Bir silah sesi duyulur. Ümit Bey, 12 yaşındaki Pınar’ın kollarında hayata gözlerini yumar. “Babamın ölmesi beni sadece yetim değil aynı zamanda öksüz de bıraktı. Duygusal olarak aile birbirinden koptu. Ağabeyim, annem ve ben, acıyı göstermeyeceğiz, hayata devam edeceğiz falan derken herkes kendi acısını içine gömdü. Birbirimizden çok yakın olmamıza rağmen çok uzak ve hiç konuşmayan insanlar olduk.“

Hayata devam etmek

O dönem gerçekleşen binlerce fail-i meçhulden biridir babasının ölümü. Kabullenmek ve hayata devam etmenin bir yolunu bulmaktan başka çare bulamazlar. Anne edebiyat öğretmenliği yapmaya başlar. Bu arada Pınar da yaşına başına bakmadan bir şekilde para kazanmanın yollarına bakar. Bir gün annesiyle beraber Yenikapı Tren Garı’nın önünden geçerken, soğuk su satan insanları görür. “Ben de yaparım bunu” der. Bir bidonun yanlarına buz koyar, suyu doldurur, iki bardakla çıkar yola. 12 yaşında “soğuk suuuu” diye bağıran bir kız düşünün. Bütün bunları, maddi sıkıntılar çeken yetim bir çocuğun acı hatıraları gibi değil de başarılı ticaret anıları nevinden, gururla anlattığı için artık yüzümdeki hüzün dağılıyor, heyecanla bu başarı hikayesini dinlemeye koyuluyorum: “O buzlu su satarken kazandığım parayı her zaman özlerim. Bir yaz boyunca kazandığım parayı zannetmiyorum bir üniversitenin dekanı bir ayda kazansın. Parayı o yaşta sevdim heralde. Annem korkuyormuş halimden ama durdurmak da istememiş. Büyük kuzenlerimi görevlendirir, beni izlettirirmiş. Gardaki su işinden kazandığım parayı cebime koyar, eve dönerken Laleli’den iç çamaşırı alıp onları da komşulara satardım. Herkes anlamış benim ticarette ilerleyeceğimi.”

Screen shot 2014-01-06 at 10.52.39 PM

Can dünyaya geliyor

Pınar Hanım’ın hayata başlama hızı hiç kesilmez. 16 yaşında üniversiteye girer. 17 yaşında evlenir ve ilk çocuğu Can’ı kucağına alır. Fakat evliliği uzun sürmez, oğlunu tek başına büyütür. Üniversiteyi bitirdikten sonra kendini bir plazada hayatını tüketirken bulur. Artık iyi kazanan başarılı bir iş kadını var karşımızda. Kazanır kazanmasına fakat adalet duygusunun da etkisiyle iş dünyasının rekabetler, hırslarla çevrili kirli yüzüne daha fazla katlanamayacağını anlar. Şirince’de yaşayan bir dostu var: Müjde Nişanyan. Ona her gittiğinde, kendi hayatı hakkında bir kehanette bulunuyor Pınar Hanım: “Müjde ben İstanbul’dan kurtulacağım, buraya geleceğim, bana bir yer mi baksak?” Şirince’ye ilk gidiş 91 yılında, plazasında, patronlarının dizinin dibinde oturup oraya buraya koşuşturarak hayatını sürdürmek varken, oğlunu da alıp Ege’ye bir kafe açmaya giden yalnız bir kadın. Şimdi hatırladığında, “Evet pek akıllıca değildi” diyor. “Ama yıllardır biriktirdiğim param vardı. En kötü, Müjde bana bir yatak bir tabak çorba verirdi, bir şekilde idare ederdim.” Pınar Hanım’ın İstanbul’dan kopup gitme hikayesini öyle bir “anlık heyecanla” tanımlamak yetersiz olur tabii ki. Giderken iyice düşünüp taşındığını, yapacağı işi etüt ettiğini, başına neler geleceğini kestirebilecek sezgilere sahip olduğunu anlatıyor. Can’ın da oluru alındıktan sonra, internetten bir ev kiralanır ve ver elini Şirince… Aslında Şirince’de yeni bir hayata başlamak hiç de mutlu etmez Pınar Hanım’ı. Bunun için epey sebebi var. Zira köyün yükselmekte olan turistik cazibesi, köylülerin bu cazibeye kapılmasına sebep olmuştur. Yeni bir işletmeciyi çok da istemez köylü. Üstelik Pınar Hanım burada “el yapımı, çok organik” diye satılan ürünlerin nasıl üretildiğini, kendi yapımları olduğunu söyledikleri zeytinleri bakkallara ürün veren toptancı marketlerden aldıklarını görür. Kafe işi olmaz, bazı arkadaşlarının davetiyle halı işinde çalışmaya başlar. Kuşadası’na geçerler.

Screen shot 2014-01-07 at 9.33.11 PM

Su fabrikası ve çiftliğe doğru

“Güzel kazanmaya başlamıştım. O sıra, halı işinin patronu olan İpek’in babası ile evlendim. Dokuz sene sürdü bu evlilik.” Evlilikleri esnasında, Pınar Hanım, Nazilli’de bir su kaynağı kiralandığını ve damacanasını götürenin su satın aldığını öğrenir. Gidip bakar, harika bir su. Nazilli’de bir su fabrikası kurar. Kolay olmaz; bir sürü köylünün arazisini satın ala ala, yayladan aşağı su hattını indirir. Ve çok güzel bir fabrika yapıp işin başında durmaya başlar. Kısa sürede sektörde iyice tanınan bir su markası haline gelir yaptıkları iş. Bu sırada müthiş bir haber: Pınar Hanım bir bebek bekliyor!

İpek için biten kariyer Screen shot 2014-01-07 at 9.33.20 PM

Kızı İpek fabrikanın koridorlarında büyür. Ona çocuk odası yapılmış, bakıcı tutulmuştur ama Pınar Hanım toplantılarından, işlerinden ona yeterince vakit ayıramaz. İpek biraz büyüyünce ama bir türlü konuşmaya başlamayınca Pınar Hanım endişelenir. Neden hiç konuşmuyor? Doktor, “birebir ilgilenmeniz lazım, işinizden izin alıp evde çocuğunuzla kalın” deyince Pınar Hanım fabrikadaki işini bırakır. İpek her şeyden önemlidir. Zaten 8 senedir yaptığı ve erkek egemen bir sektörde tutunmaya çalışmaktan yorulduğu için fabrikayı satar. Fabrikayı bırakırken hayatında bir değişiklik daha olur, eşinden boşanır. Ardından kendine Nazilli’de yeni bir hayat kurar.

Yeni bir hayat, yer: Nazilli

Bu yeni hayat, Pınar Hanım’ın oğlu, kızı, komşuları, komşularının aileleriyle iç içe olduğu, birlikte yiyip içtikleri, Pınar Hanım’ın “genç emekli” moduna girdiği bir hayattır. İpek’in konuşma problemi çözülür hatta hayatlarındaki bu yeni insanlara teyze, amca, anneanne demeye başlar. “Bir gün bana hoş geldine geldiler, köyde olur ya hani. Bardak, tabak, sürahi hediye getirmişler. Yıllardır çalışmışım, hiç böyle bir atmosferle karşılaşmamışım, böyle insanlar böyle bir aile yanımda olmamış. Tabii çok hoşuma gitti. Birden biz kendimizi dizi seyreden her akşam birbirimizde çay içerken bulduk” diye anlatıyor ilk Nazilli günlerini. Pınar Hanım böylece alır Nazilli’de bir ev yaptırma kararını. Oğlu da destekleyince henüz adı konulmayan çiftliğin temelleri atılır. Çocukları ve onlar olmadan sofraya bile oturmayan komşuları ile kocaman bir aile olurlar. Komşuları yedi göbekten çiftçidir. Pınar Hanım’ın deyimiyle: “Dedelerinden ninelerinden kalan tohumlarla üretim yapan insanlar, organiğin organiği ürünleri yüzyıllardır yetiştiriyorlar.” Bahçede yavaş yavaş domates, biber, fasulye yetiştirmeye başlarlar.

Ipekh
Pınar Hanım, İstanbul’daki arkadaşlarına da gönderir yetişenlerden. Tabii hayatlarında öyle domates, yeşillik, meyve yememiş şehir insanları aşık olurlar Nazilli’den gelen paketlere. “Pınarcığım, tarhana da var mı? Ekmek de yapar mısınız?” derken arkadaşlarının baskısıyla İpek Hanım Çiftliği’nin ürün portföyü gayri ihtiyari genişler. Bir gün Pınar Hanım, komşularıyla yine çay içerken karar verir: “Ben bu sebze meyveleri İstanbul’a taşıyacağım. Yazık o insanlara, sebze mevyenin tadını bilmeden yaşayıp gidiyorlar. Var mısınız benimle çalışmaya?” Komşular önce biraz tereddüt ederler ama karşılarında hayat hikayesi başarılarla dolu bir kadın vardır. “Olur” derler. Pazarda sebze sattıkları tezgahı, müşterilerini bırakıp İpek Hanım Çiftliği’ni büyütmeye adarlar kendilerini.

Screen shot 2014-01-07 at 9.33.30 PMÇiftlik, portakalagaci.com ile meşhur olur

Henüz kimsenin haberi yok elbette. Yine komşularla bir gün oturur, neler yiyip içtiklerine dair bir blog sayfası açar. Komik komik pozlar verirler, sebzelerin resmini çekerler, epey eğlenip eve dönerler. İnternetin gücünün henüz farkında değiller. Blogu keşfeden siparişi verir. Böylece çiftliğin ürünleri 15-20 kişiye satılmaya başlanır. Zira ürün herkese yetecek kadar çoğalmaya ve artmaya başlamıştır. Sonra bir sabah, e-posta adresine deli gibi posta yağdığını fark eder Pınar Hanım. Art arda gelen bir sürü sipariş… Ne olmuştur da aniden siparişler artmıştır? Meğer ürün gönderdikleri portakalagaci. com sitesinin sahibi Hatice Özdemir Tülün (evet bizden bahsediyoruz) Portakal Ağacı’nda İpek Hanım Çiftliği’ni yazmıştır. İlgi birden bire artar. Pınar Hanım, Portakal Ağacı yazısının çiftliğin tanınmasına en az 4 sene hız kazandırdığı görüşünde.

Sezen Aksu da müşterisi

Hikayenin şimdisi, Sezen Aksu’nun bile alışveriş yaptığı kocaman bir çiftlik. Toplam 26 bin müşterisi var. 3 bin kişi ise her hafta düzenli olarak mutfak alışverişinin tamamını yapıyor. “Hepsini tanıyorum. Bunun yüzde doksanıyla yüz yüze arkadaşız. Bildiğin tanışığız. İsmen biliyorum cismen biliyorum çocuklarının isimlerini bile bilirim” diyor Pınar Hanım müşterileri için. Alışveriş, öyle online organik ürün satan internet sitelerindeki gibi olmuyor. Eğer İpek Hanım Çiftliği’nden tazecik sebze, yumurta vb satın almak istiyorsanız ipekhanim@ipekhanim.com adresine bir e-posta gönderiyorsunuz. O da size cevaben ürün listesi gönderiyor. Seçtiğiniz ürünleri işaretleyip geri gönderdiğinizde, Ürünlerinizi tarlalardan toplanıyor ve 24 saat içinde elinizde olacak şekilde kargolanıyor. Ürünleriniz geldiğinde onlardan memnun kalırsanız ücretini EFT ile gönderiyorsunuz. Hepsi bu… İnsan biraz şüpheyle yaklaşıyor bu muhasebe sistemine ama Pınar Hanım’ın müşterileriyle, daha doğru onun tabiriyle arkadaşlarıyla ilişkisi o kadar güvene dayalı ki, “Onların içi rahat etsin kendi hesaplarını bilsin yeter” diyor ve ekliyor “Bir kere bile sormuyoruz ödemeleri. Buna bakacak bir muhasebe sistemi zaten yok. Sizin iyi niyetiniz karşıdan da mutlaka iyi niyet görüyor. İyi bir insanın emek vererek ürün yolladığının farkında bizim müşterimiz, o yüzden bizi gözlerinden sakınıyorlar”.

Pınar Hanım, kendisini de çocuklarını da bir ömür geçindirebilecek birikime sahip olduğunu söylüyor. Yani bu işi yapmasındaki amaç para kazanmak değil. O, toprağı, üretmeyi, toprağında gelip çalışan insanların da buradan para kazanmasını, her gün çevresinde birilerinin koşuşturmasını ve bu koşuşturmaların bir sürü insanın hayatına mutluluk etkisi yapmasını seviyor. Ve tabii ki tıpkı İpek gibi birçok çocuğun “ne olduğunu bildiğimiz” domateslerle, bir yerine üç versin diye kimyasal basılmış tarlaların ürünü olmayan ıspanaklarla, tertemiz üzümlerle büyümesini istiyor. Çocukları, torunu, komşuları, çalışanları, çalışanlarının çocukları… Tavukları, atları, kuzuları, ağaçları, tarlaları ve toprakları… 12 yaşındayken kucağında babasını kaybeden ve sonra bir daha ailesinin eski neşesine kavuşamayan kız çocuğunun şimdi kocaman bir ailesi var.


Tavlayla Kazanılan Koru

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.05 PM

 

Portakal Ağacı, Eylül 2013 Yazan: Ayşe Kaya Fotoğraflar: İbrahim Usta

Rotamız, İstanbul’un nefesi, bana göre kurtarılmış bölgesi Beykoz. Sahil yolunda Boğaz’ı seyrederek ilerlerken, koruya geldiğinizi tabelalardan değil, denize doğru kendini uzatmış Londra çınarlarından anlayacaksınız. Ağaçlara dikkatli bakınca, İstanbul’da nadir bulunan bu çınarların başka nerede olduğunu hatırlamak kolay: Dolmabahçe’nin eşsiz çınarlı yolu! Abdulhamit Han yurt dışından getirttiği fidanları bu iki yere diktirmiş. Çınar böyle bir şey işte, yüz yıl geçiyor, dünyanızı güzelleştirmeye devam ediyor! Korunun eski, görkemli kapısından içeri girdik. Bizi Osmanlı kültüründe büyük yer kaplayan su sesi karşıladı. Bir parantez açalım burada, henüz Avrupa akıl hastalarını cadı diye yakmaktayken, Osmanlı su sesinin şifai özelliğini keşfetmiş, hastanelerinde insanları su ve müzikle tedavi etmiş. Şehir içinde birçok yere hem bu özelliği yüzünden hem de farklı ailelerin birbirine karşı mahremiyeti açısından küçük şelaleler, havuzlar, sebiller, çeşmeler, fıskiyeler inşa ettirmiş; tıpkı Beykoz Korusu’ndaki gibi. Şelaleden yukarı doğru tırmanınca şu an sosyal tesis olarak halka açık olan bir köşk karşılıyor bizi. Köşk yıkılıp yeniden yapılmış olsa da söylemekte yarar var. Bu köşk bir Osmanlı paşasına ait: Abraham Paşa.

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.18 PM

Abraham Paşa’ya lütf-u şahane

Rivayete göre Abraham Paşa Sultan Abdulaziz’e pırlanta, fildişi, zümrüt gibi kıymetli taşlarla süslü bir tavla hediye etmiş. Sonra da aynı tavla üzerinde padişahı yenmiş ve bu ucu bucağı olmayan korunun sahibi olmuş. Çok zevkli, aynı zamanda eli bol olan paşa, Fransız mimarlara bahçeyi düzenletmiş. Bugün bile Türkiye’de var olmayan birçok ağacı yurt dışından getirtip koruya diktirmiş. Köşkler, kuşhaneler, göl havası verilen havuzlar, havuz çevresine sazlıklar, ortasına küçük adacıklar, av yerleri, su kanalları, hatta sahil kısmına plaj bile yaptırmış. Yetmemiş, kendisi de Ermeni olan paşa Beykoz Ermenilerine kolaylık olsun diye, korunun solundaki Ermeni mahallesiyle, sağındaki Ermeni mezarlığı arasından özel bir yol geçirmiş. Günümüzde hâlâ var olan bu yolu, paşanın korusunu ikiye bölmek pahasına yaptırdığını düşününce, gerçekten büyük incelik!

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.29 PM

Koru halka açılıyor

Sultan Abdülaziz tahttan inip de Sultan Abdulhamit gelince, temkinliliğiyle meşhur yeni sultan Abraham Paşa’ya güvenememiş. Bu kadar büyük bir arazinin paşada olmasını uygun bulmamış. Paşadan koruyu satın almış ve “Hürriyet bahçesi” adıyla halka açmış.

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.37 PM

İşte bu koru ve bu ağaçlar, zaman zaman kullanım şekli değişse de bugün isteyenlerin eşsiz Boğaz manzarası eşliğinde köşkteki sosyal tesiste yemek yediği; isteyenlerin çimenlerine uzanıp dinlendiği, kuşların raksını dinlediği; isteyenlerin piknik masalarında çayını ve kekini getirip bin bir çeşit hüs, kırmızı yapraklı sekoyalar, İspanya’dan getirilmiş mantar meşeler, ıhlamurlar, akasyalar, japonsofraları altında keyif yaptığı; parkında çocuklarının oynadığı, fidanlıklarda gezindiği; isteyenlerin koru içindeki üç doğal mağarayı incelediği, ayak altında ezilen yaprakların hışırtıları arasında yürüyüşler yaptığı, büyük bir ihtimal sincaplara rastladığı bir İstanbul güzelliğidir.

Bu güzellikten ayrılmak zor olsa da korudan çıkınca bu kez sahil kapısı değil, yan kapı kullanılmalı, eski Türk filmlerine ve hatta şimdilerde birçok diziye ev sahipliği yapan, İstanbul’un en güzel yollarından biri olan çınarlı yoldan geçilmeli, ânın büyüsünü bozmamak için sessizce hayallere dalınmalı…


Deniz Ülke Arıboğan: "Çorba pişiyorsa orası evdir."

Screen shot 2014-01-02 at 8.34.32 PM

 

Portakal Ağacı Dergisi, Ekim 2013 sayısı
Röportaj: Halenur Çalışan Gürbüz Fotoğraflar: İbrahim Usta

Deniz Ülke Arıboğan deyince akla “âkil” bir fikir insanı, iyi bir yazar, aktif bir akademisyen, meşhur bir twitter fenomeni ve çok güzel bir kadın geliyor. Aramızda kalsın: O aynı zamanda son derece evcimen bir ev hanımı, çocuklarından bahsederken gözleri parlayan bir anne ve eşi Lütfü Arıboğan’a duyduğu aşk dillere destan bir kadın. İşte, “diğer” Deniz Ülke Arıboğan…

Deniz Ülke Arınboğan’la, ülke meseleleri, siyaset ve akademik konuların uğramadığı bir sohbet edeceğiz. Hem de lezzetli bir Antep kahvaltısının eşliğinde. Bu satırların yazarı, Deniz Hanım’a sormak için “gündelik” sorular hazırlamış. Hazırlamış hazırlamasına ama kafasında kocaman bir tereddüt… Ne de olsa misafirimiz, hayatı koşuşturma içinde geçen bir entelektüel. Çalışmaktan kendisine de, ailesine de zaman bulamıyordur muhtemelen. Hem zaten ev işlerini halleden yardımcıları vardır, o ise eve bile uğramıyordur. Gündelik hayata dair sorularımıza cevap bulur muyuz acaba? Bu röportaja hiç kalkışmasa mıydık?

Yanlış tahmin! Oturuyorum, sıfır! Siz ise buyurun, Deniz Hanım’la “kız kıza” sohbete başlayın.

Baş döndürücü ritm

Deniz Ülke Arıboğan Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve mütevelli heyeti üyesi. Aynı zamanda Denizbank Bağımsız Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Türkiye Gazetesi köşe yazarı. Bitmedi, ayrıca madalyaları olan bir sporcu. Eşi Lütfü Arıboğan ile anlatırken gözlerinin parladığı müthiş bir evlilikleri (bu kısımda maşallah diyoruz) ve iki çocukları var. Bir bakıyorsunuz yurtdışında iş seyahatinde, bir bakıyorsunuz televizyon ekranında gündemi değerlendiriyor, bir bakıyorsunuz Suriyeli mültecilerin kışı sokakta geçirmemeleri için çırpınıyor, bir de bakıyorsunuz evine misafirler dolup taşmış, büyük bir davet var!

Peki, nasıl oluyor da oluyor?

İnsanın aklına hemen bu geliyor haliyle. Nasıl eşine, çocuklarına, anne babasına, kayınpederi ve kayınvalidesine, kardeşlerine, arkadaşlarına, komşularına ayıracak vakit buluyor? Hem de onca meşguliyet arasında… Hiç mi uyumuyor? Hiç mi tatil yapmıyor? Hiç mi bir köşeye çekilip, “Ben yokum, bugün bana kimse ilişmesin” demiyor? Yoo, belki de bunların hepsini yapıyor. Ancak, o kadar enerjik, hayatla barışık, sorunları çözme konusunda mahir ki, vaktini her şeye bölüştürebilecek bir sistem kurmuş hayatına.

Screen shot 2014-01-02 at 8.39.46 PM

Önce çocukluğa inelim

Kastamonulu, yüksek tahsilli, maliye kökenli ve en önemlisi muhteşem yemek yapan bir anne. Babası Mahir Kaynak, yazı yazan, öğrenci yetiştiren, seyahat eden, hasılı her zaman meşguliyeti olan bir devlet adamı. Bu meşgul anne babayı çocuklarıyla bir arada tutan şey ise sofra. Resim ve heykele düşkün olan annesi, sofraya koyduğu salatayı bile resmedermişcesine tasarlamak alışkanlığına sahip olduğundan, Deniz Hanım’ın çocukluğunda “sofra” önemli bir yer tutuyor. Et yemeklerine düşkün, daha doğrusu et olmadığında sofrada yemek olmadığını düşünen ve aç kalkan babası Mahir Kaynak Gaziantepli. Deniz Hanım’ın Kastamonulu annesi Antep yemeklerini Antepliler’den daha iyi yapacak kadar öğrenmiş olduğundan, yemek yapmak ve güzel sofra kurmak onların ailesinde genetik bir miras. 76 yaşındaki annesinin, hâlâ hiç kimseyi alelade bir sofraya oturtmadığını anlatıyor Deniz Hanım. Bu yüzden, “Anne, patlıcan dolması yapsan da gelsek” diyerek, çoluk çocuk, gelin damat, torun tosbağa büyükannenin evinde toplanmak âdeti sürüyor. Ancak şimdilerde annesi daha az yorulsun diye Deniz Hanım aile toplantılarını kendi evinde düzenliyor. Bu toplantılar için anneanne ve dedeyi evlerinden alma görevi, Deniz Hanım’ın geniş aileyle vakit geçirmeyi çok seven oğluna ait.

Misafirsiz pazar olmaz

Deniz Hanım’ın evinde, pazar günleri, eğer geniş aile yoksa arkadaşlarından oluşan misafir grupları ağırlanıyor mutlaka. Biri İtalya’dan peynir mi getirmiş? “Denizciğim, evde tek başımıza yemeye kıyamadık, size geliyoruz.” Birinin canı Deniz Hanım’ın meşhur hamur çorbalarından mı çekmiş? “Çorbayı yapıver, 1-2 saate oradayız.”

Biri beşamel soslu ıspanak istiyor, bir başkası balık… Buna karşın, cuma yahut cumartesi akşamları ve pazar sabahları mutlaka “çekirdek” Arıboğan Ailesi’ne ait. Dışarıda da olsa akşam yemeği beraber yenmeli, pazar kahvaltısı beraber yapılmalı.

Screen shot 2014-01-02 at 8.45.40 PM

“Yorgunluktan bayıldığım oluyordu”

Çocuklar büyüdükten sonra koşuşturmak, okumak, yazmak ve çalışmak daha kolay sayılabilir. Bir kadın, 50’li yaşlarda artık çocuklarını büyütmüş, çalışıyorsa emekli olmuş, çocuklarını evlendirmişse torun sevme faslına geçmiş bulunur. O vakit kendisinden mazi sorulduğunda genelde bulutlanan gözlerle şöyle der: “Ne çektim be…”

Deniz Hanım’a aynı soruyu, yani çalışma hayatının içinde, koşuştururken çocuklarını nasıl büyüttüğünü soruyoruz. Aynı “Ne çektim be” iç geçirişini ondan da beklerken, o beklenmedik bir cevap veriyor: “O kadar da zor değildi aslında, benim avantajlarım vardı. Akademisyen olduğum için akşam 4’te okuldan çıkıp 5’te eve gelebiliyordum. Yazın okula gitme zorunluluğum yoktu. Evde çalışabiliyordum.”

Onu duyan, neredeyse çocuklarını başkasının büyüttüğünü, ilk annelik yıllarının güllük gülistanlık geçtiğini zanneder. Fakat işin aslının Deniz Hanım’ın her konuya bakışındaki iyimserlikten ibaret olduğunu anlamak çok sürmüyor. Zira biraz daha konuşunca, gece uykusunun ne olduğunu bilmeyen, hiçbir şey yemeyen, çok sık hastalanan bir oğul; o oğulu aşkla seven ama Deniz Hanım eve girer girmez hemen evden çıkan bir bakıcı; vapurda, trende uyuklayan, yorgunluktan ve uykusuzluktan eli ayağı titreyen, birkaç defa derste bayılmışlığı vaki genç bir anne çıkıyor hikayenin altından. Deniz Hanım o günleri bile gülerek ve özleyerek anlatıyor. Bizim açımızdan durum şu: Deniz Ülke Arıboğan’ın bardağının yarısı hep dolu, hiç boşalmıyor!

“Yemeği seven hayatı sever”

“Yemek yemekten ve pişirmekten zevk alan insanlar, hayattan da zevk alan insanlardır genellikle. Bu zevke sahip olanların, ağaçlara, çiçeklere bile başka bir gözle baktığını düşünüyorum. Hayatın lezzeti sadece gıdayla alınmaz ama zevk haline gelmiş bir yemekle alınabilir. Tabii müzikle, görsellikle, şefkatli bir dokunuşla birlikte…”

Screen shot 2014-01-02 at 8.48.09 PM

Bu cümleler Deniz Ülke Arıboğan’a ait. O, bahsettiği hayattan zevk alma halinin kendi kuşağında daha çok olduğunu, gençlerin kendilerine o zevki yaşayacak kadar zaman tanımadığını düşünüyor. “Etrafta uzun uzun, tadını ala ala yemek keyfi yapan genç göremiyorum. Çok aceleleri var. Üstelik, çocuklar üzerinde müthiş bir diyet baskısı var.

Gazetelerde, dergilerde, sürekli servis edilen 20’li yaşlarında, bakımlı, zayıf, güzel bir kadın prototipi var. Diğer yanda da zayıf ve fit olmak için ameliyatlar geçiren, debelenen meşhurlar, sanatçılar, mankenler… Böylece ortaya bir endüstri çıkıyor. Selülit kremleri, zayıflama ürünleri, kozmetik… Bize, ‘Siz 50 yaşında bile olsanız 20 yaşında görünmeniz lazım’ diyor. ‘Yoksa erkekler sizi bırakıp sizden daha güzel olana yönelirler.’ Bize bunları söylerken erkeklere de zengin olmaları ve en iyi arabalara sahip olmaları gerektiğini, güçlü olmazlarsa o güzel kadınlara sahip olamayacaklarını öğütlüyor bu işin endüstrisi. ‘Hangi ahlaki değer seni engelliyorsa ondan vazgeç ve o Ferrari’yi al!’ diyor. Böyle bir paniğin içinde gençler nasıl hayattan zevk almaya vakit bulsun ki? Güzel bir şarkı söylemek, güzel bir şiir okumak öğütlenmiyor kimseye. Varsa yoksa para ve yüzeysel bir güzellik. Zargana balıkları gibi sürekli suyun üzerinde, hiç derine dalmayan bir toplum haline geldik. Çocuk doğuran, çocuk bakan, pişiren, taşıran bir kadın istemiyor kozmetik endüstrisi. Benim 76 yaşındaki annem de 80 yaşındaki babam da şimdiye dek sağlıklı yaşam için herhangi bir şey yapmış değil. Hepimizden de sağlıklılar.”

Screen shot 2014-01-02 at 9.02.38 PM

Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyük boyutlarına ulaşabilirsiniz.

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.12 PMScreen shot 2014-01-02 at 8.59.24 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.32 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.40 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.55 PM

Screen shot 2014-01-02 at 9.00.01 PM


İbrahim Yusuf 1 yaşında!

989a471c72ee11e3a744126758c35937_8

2013, Portakal Ağacı için pek çok büyük olaya sahne oldu. Yılın başında İbrahim Yusuf'un ailemize katılışı belki de bizi bekleyen pek çok yeniliğin habercisiydi. Diş buğdayı, mevlid vb bir şey yapamayınca ona, bütün vicdan azaplarının birleşimiyle ilk yaşına özel bir şekilde girmesi için çabaladık. Hafta sonu herkesin planları olur diye 4 ocak yerine yılın ilk gününe aldık kutlamayı.

Kendisinden 3 yaş büyük abisi onu hep "bebek kaplan" diye sevdiği için temasının kaplan olmasına karar verdik. Köpük olarak satılan 1 yaş süsününü üzerindeki yazıları söküp pinterestte gördüğümüz gibi ilk yılına ait fotoğraflarla süsledik.

7d2fe04072ee11e3b23d0e73c177bda8_8

 

16b156e472f011e385290eef395711aa_8

Etsy'den beğendiğimiz bir kaplan teması satın alıp photosop ile türkçe'ye çevirdik. 

12d07f3072bb11e395f30ee24f92cc1c_8

 

Şeker hamurlu bir pasta yerine 6 yaşındaki ablası pastayı kendisi yapması konusunda ısrar edince havuçlu cevizli kek yaptık. Üzerine de abi ve kardeşi kaplan oyuncaklarını yerleştirdik.

Cb587cc872ee11e3b4660e7130835a1f_8

Masanın üzerine dikdörtgen tabaklarda portakallar ve çiçekler yerleştirdik.

881720cc72ee11e3a801121e0f202bd6_8

Tchibo'da satılan kese kağıtlarının içini şeker yerine kuru meyvelerle doldurup misafirlere hediye ettik.

6d89413472f011e3ad3612afbe59bd1b_8

Sonunda da bir sürü güzel insanla bu günü geçirip, daha nice yaşlarına bu mutlulukla kavuşmak için dualar ettik... 


Portakal Ağacı Masal Mutfağı'nın İlk Gününün Ardından...

Screen shot 2013-12-10 at 10.18.07 PM

Cumartesi-pazar günlerini ise miniklerle kitaplar okuyup, resimler yapıp, hamurlar yoğurarak geçirdik! Hayatımda en son ne zaman bu kadar yorulup bir o kadar da eğlendiğimi hatırlamıyorum! Her iki günün sonunda çocuklar atölyeden gitmemek için epey dil döktüler :) bir grup ile "Altı yedi Sarı Kedi" kitabını okuduk, kedi maskeleri yaptık, kedi şeklinde pizzalar pişirdik. İkinci grupla "Keloğlan Suskunlar Ülkesinde" kitabını okuduk, haritalar çizdik, kurabiyeden suskunlar ülkesi yaptık. Annelerle de ayrı bir odada çaylarımız, keklerimizle sohbet ettik. Bir ara atölyenin hangi bölümü daha keyifli karar veremedik. Bir günlük deneriz derken ikinci hafta sonunun hayallerini kurmaya başladık. İşte bu haftanın kitapları:

 

Cocuk-atolyesi-instagram-detay2

 

Kar yağarsa diye sıcak çikolatalarımız da hazırladık (annelere de ayırdık, merak etmeyin ;)


Coşkun Aral ile Dünya Sofrasında Kahvaltı...

Screen shot 2013-12-05 at 6.49.29 AM

 

 Bir hayata kaç hayat sığar? Eğer sığdırmayı başarırsa insan, bir hayata Afrika’nın beyaz adam görmemiş sakinleri de, Afganistan’ın ülkesini korumaya yeminli mücahitleri de, Ruanda’nın katliam mağdurları da, Fransa’nın ışıltılı sokakları da sığar. Bazen, bir adam çıkar, baktığı vizörden gördüğü her şeyi bize anlatmaya başlar. Yıllar boyunca onun hayatına sığanlar, gün gelir saklandıkları muhayyilelerimizden bize selam verir! 

Coşkun Aral ile dünya sofrasındaki sohbetimiz bu ayki Portakal Ağacı Dergisi'nde...

 

Screen shot 2013-12-05 at 7.48.12 AM

Screen shot 2013-12-05 at 7.46.46 AM


Kasım'ın Ardından

Fotoğraflar da olmasa Kasım ayını geçip de Aralık'a geldiğimize inanamayacağım. Doğrusu ben artık yılların bile nasıl geçtiğini anlamıyorum. Galiba 25'ten sonra yıllar roket hızında ilerlemeye başlıyor...

Aranızdan 120 kişiyle buluştuğumuz 20 Kasım'da en çok duyduğum söz, "blogu ihmal etme!" olmuştu. Ben de size verdiğim sözü tutup az yazılı da olsa bol fotoğraflarla durumu kurtarmaya karar verdim :)

Fotoğraf 1

 

Kasım'ın başında bir yıl daha yaşlandım ve 33 oldum! 

 

Fotoğraf 2

 

Nerede 10 yıl önce bloga başlayan kız, nerede fotoğraftaki teyze...

Fotoğraf 1

 

Sonraki günlerde Coşkun Aral röportaj için stüdyoda konuğumuz oldu. Biz ona 1 milyon soru sorarken o fotoğraf çekti...

Fotoğraf 3

 

Kasım'ın pek çok akşamı ödev yaptırma çilesiyle geçti, çocuklardan çok annelerin ödevlerden yorulduğuna dair bir tezim var!

Fotoğraf 2

 

Sonra sizlerle buluştuğumuz gün 3.kez teyze oldum!!! Minik bir Yahya'mız var artık.

Fotoğraf 3

 

Kasım'ın son akşamlarından birinde çocuklarımın öğretmenleri bize misafir oldu. Ve en son sözlendiğim gün bu kadar heyecanlandığımı farkettim!

 

Fotoğraf 4

 

Kasım'ın kapanışını ise Anjelika Akbar ile yaptık ya da o konuştu bizim hayranlığımız katlanarak arttı. Aralık ise çocuklarımın yepyeni ödevleri, site ile alakalı yepyeni projelerle başladı. Yarın da onları yazacağım inşallah... "Tarif yazmana gerek yok, yeter ki yaz" diyenler, tamam mıdır? ;)


Karsandra Kahvaltı Takımı Çekilişi

Karsandra -800x800

Kahvaltı günün en önemli öğünü ancak çoğunlukla zaman darlığından en kolay atlanılan da o. Siz kahvaltıya zaman ayırmak için, kahvaltıyı güzelleştirmek için neler yapıyorsunuz? Önerilerinizi yorumlarda paylaşın, Cookplus Twitter hesabını takibe alın (http://www.twitter.com/cookplus) , Cookplus'tan 26 parça Karsandra kahvaltı takımı kazanın. (Çekiliş 1 Aralık Pazar, saat:22:00'da bitecektir.)


Emsan Feel Steel Narenciye Sıkacağı Çekilişi

Cekilis

Emsan_narenciye-800x800

Haftaya dergideki sunumlarımızdan biriyle ve yeni bir çekilişle başlıyoruz. Çocuklarınız için hazırladığınız eğlenceli ve sağlıklı tabakları/beslenmeleri  ya da çocuğunuza yemek yedirmeye çalıştığınız bir fotoğrafınızı instagramda “#eneglencelitabakbenim” tagi ile paylaşın, en çok beğeniyi toplayın, Cookplus'tan Emsan Feel Stell Narenciye Sıkacağı Kazanın! (Katılımınızın onayı için Cookplus Facebook sayfasını ve Instagram (@cookplus) hesaplarını takip etmeniz gerekmektedir.) Son katılım tarihi 28 ekim 2013 saat:21.00 Herkese bol şans!

 


Ada Sofrası Talihlileri

Çekilişe katılan herkese teşekkürler! Talihlilerimizin isimleri/nickleri:

Nüket Tuzcuoğlu

tubakby

Selma Deniz

Ayşe Eren

Ayşe Okudan

Suatacibucu

Aysel Çetin

İrem Erdal

Ercan Koca

Gülçin Yatmaz

adreslerini info@adaruzgari.com adresine yollamalarını rica ediyoruz.

 


Ada Sofrası Hediye Çekilişi

Adasofrasi

Bu bayramda bir diğer hediyemiz 10 kişiye Gökçeada Ada Sofrası'nın her biri özenle üretilmiş ürünlerinden hazırlanmış bir hediye paketi. Pakettekiler:

 

  • 1 adet 500ml Gökçeada Naturel Sızma Zeytinyağı
  • 1 adet el yapımı sabun
  • 1 adet sakız reçeli
  • 1 adet dibek kahvesi
  • 1 adet biber salçası
  • 1 adet kekik balı

Çekilişe katılmak için yorum bırakmanız yeterli! Son katılım tarihi 20 Ekim Pazar, 21:00. 

 


Veli Toplantısı Keki

Portakallikek

Saat neredeyse gecenin ikisi olmak üzere ve ben yapmam gereken işleri düşünmekten uyuyamıyorum! Hoş madem uyumuyorum bulaşık makinesini boşaltsam, evi toplasam da bir işe yarasa uykusuzluğum, ona da elim gitmiyor. Yapılacaklar listemi akşamdan beri 10'ar kez zihnimden geçirirken aklıma durup durup aynı görüntü geliyor. Hafta sonu kızımın ve oğlumun okul toplantılarına gittiğimde öğretmenlerinin hali.

Onlarca değişik insanı; en değerli varlıklarına iyi baktıklarına, en iyi eğitimi vermek için çabaladıklarına ikna edebilmek için çırpınıp durdular. Doğrusu öğretmenlerini takdir ettiğimi, gerçekten canla başla çalıştıklarına inandığımı ifade etmek için öğretmenler gününü beklememeye karar verdim. Muhtemelen sadece bunu bilmeleri bile onları mutlu edecektir ama yanında geceden yapılmış bir kek de fena olmaz diye düşündüm. Öyle ahım şahım bir tarif değil belki bu. Sitenin kekler bölümünden en basitini ya da sizin en sevdiğiniz keki seçebilirsiniz pek ala. Yeterki önem verdiğiniz ama bunu çok da sık ifade etmediğiniz birine yapın bugünlerde... (Benimkiler portakallı kek )


Portakal Ağacı Ekim 2013 Sayısı

Portakal Ağacı sayfa tasarımını en son yenilediğimizin üstünden yıllar geçti... Bu süreçte gerek kendi ailem gerekse Portakal Ağacı ailesi çok büyüdü... Sitenin tasarımı da aslından Portakal Ağacı ailesinin gerçek halini karşılayamaz oldu... Şahsi olarak pek çok şey paylaşmak istesem de çoğu zaman siteye uygun olmadığını düşünerek engelledim kendimi... Ancak Portakal Ağacı ekibi pek çok güzel insanla dolmaya başlamışken onlardan bahsetmemek de haksızlık etmek gibi geldi çoğu gün. Bu yüzden yeni sayıyla beraber yeni bir tasarıma geçip temiz bir sayfa açmaya karar verdik. Sitede artık Portakal Ağacı ailesinin ve benim nelerle meşgul olduğumuzu daha çok görebileceksiniz.

Ekim sayısını hazırlarken Nazilli'de İpek Hanım Çiftliği'nden, Büyükada'ya Ediz Hun'un bahçesine; Kemal Sayar'ın çalışma odasından, yaban arılarının peşinden Karadeniz'e ve daha pek çok keşfedilmeyi bekleyen insanların ve sofraların peşine düştük bu sayıda. Neler var diye merak ederseniz birkaç sayfa arasında minik bir gezintiye çıkabilirsiniz. Daha sık ve daha güzel paylaşımlarda görüşmek üzere!


Elif'in Sofrası ve Kadayıflı Muhallebi

Elifsofra3

Portakal Ağacı ile ilgili röportaj verirken en çok kurduğum cümlelerden biri "okuyucular o kadar uzun süredir takip ediyorlarki siteyi, ailemdeki birinden uzun süre bahsetmemişsem merak ediyorlar" oluyor. Benim de güzel bir haberim olunca ilk aklıma gelenlerden biri mutlaka "bunu siteye yazıp paylaşmalıyım!" oluyor. Bugün nihayet abla, abi okula gidip İbrahim Yusuf da biraz uyumaya karar verince yazayım istedim. En önemli haberim Kasım'da üçüncü kez teyze (bu defa minik bir oğlu olacak ablamın) Nisan'da da Elif'imizin bebeği ile ilk kez büyük teyze oluyorum inşallah :) Şimdiden çok heyecanlıyım!

Elifciğim harika bir sofrayla ağırladı geçen hafta bizi. Ellerine sağlık Elif, hepimiz güzel haberler aldığımız sofralar kuralım inşallah...

Continue reading "Elif'in Sofrası ve Kadayıflı Muhallebi" »


Portakal Ağacı 10 Yaşında!

Portakalagaci

 

10 yıl boyunca sevinci ve hüznü benimle paylaşan, başarılarıma sevinip, hatalarımda kolumdan tutup yanımda olduklarını hissettiren binlerce dosta kocaman bir teşekkür! İBu site 10 yıldır yayındaysa bu en çok sizlerin başarısı. iyi ki varsınız Portakal Ağacı okuyucuları!