14/12/2011

Ev Yapımı Lahmacun

Ev_yapımı_lahmacun

Ayşe İkbal sabah evden çıkmak için adımını atarken bana dönüp "anne, aksama lahmacun olsaydı" diye iç geçirince evde lahmacun yapmak farz oldu. Tarifi çok uzun yıllar önce Azra Özlem, e-posta ile yollamıştı. Ben ancak deneyebildim ama bundan sonra sık yapacağım sanırım.

Ev_yapimi_lahmacun2

Ev Yapımı Lahmacun:

Orta boy 10 adet

Ben kışın domates kullanmak istemediğim için kurutlumuş domatesleri marine edip kullandım. Bir de kurutulmuş acı biber ekledim.


Hamuru Icin:

 

  • 4 Su Bardağı Un
  • 4 Çay Kaşığı Tuz
  • 6 gr instant maya
  • 1 Tatlı Kaşığı Toz Şeker
  • yarım su Bardağı Ilık Su
  • 300 gr Yoğurt


Üzeri icin:

 

  • 450 gr Domates
  • 1 Orta Boy Soğan
  • 500 gr Kıyma
  • 1 Demet Maydanoz
  • 5 Diş sarmısak
  • 5 Adet Sivribiber
  • KarabiberTuz


Salata için:

 

  • Limon
  • Sumak
  • Maydanoz
  • Sogan


Hazırlanması :

  1. Ön hazırlık olarak, soğan, maydanoz, ve sivribiberi ince kıyın. Sarmısağı dövün. Maya ve toz şekeri ılık suyla ezin. Limonu 8’e bölün. Kabuklarını soyduğunuz domatesleri de minik küpler halinde doğrayın.
  2. Unu eleyin. 2 yemek kaşığını ayırıp kalanını 2 çay kaşığı tuzu katıp karıştırın. Unun karşılıklı kenarlarına tuzu ve şekeri serpin. Unun ortasını açıp mayayı serpin. Hepsini karıştırıp azar azar yoğurdu ve ılık suyu ekleyin. Elde ettiğiniz yumuşak hamuru ele yapışmaz kıvama gelene kadar yoğurun. Üzerine nemli bir bez örterek 30 dakika kadar ılık bir ortamda mayalanmaya bırakın. Hamuru iri yumurta büyüklüğünde pazılara (hamur parçaları) ayırın. Her pazıyı unlayarak elinizle yarım santim kalınlıkta yuvarlak olarak açın.
  3. Bu arada harcı hazırlayın. Bunun için, bir kapta domatesi, soğanı, kıymayı, maydanozu, sivribiberi, sarmısağı, tuz ve karabiberi iyice karıştırın.
  4. Hazırladığınız harcı, açtığınız hamurların üzerine yayın. Ancak hamurların kenarında 1 cm kadar boşluk kalmalı. Unladığınız fırın tepsisine lahmacunları dizin. Önceden 220 derecede ısıttığınız fırına koyduğunuz lahmacunları 15 dakika sonra çıkarabilirsiniz.

12/12/2011

Kış Salatası

Mantar_kurudomates_salata

Geçen hafta sonu Star Gazetesi Cumartesi eki'nde sevgili Aslı Gür ile yaptığımız röportaj yayınlandı. Aslı ile röportaj öncesi telefonda konuşurken 1 salata, 1 tatlı, bir de tuzlu yapmamı önermişti. Tuzlu annemin çok sevdiğim cevizli çörekleri olacaktı, tatlı zaten hurmalı kuplardı ama salataya bir türlü karar veremiyordum.

Benim muhteşem "yumurta kapıya dayanmadan faaliyet geçme" prensibim gereği röportajın sabahı buzdolabının karşısına geçip "ne salatası yapacağım ben şimdi?" diye kara kara düşünmelerim sonucu ortaya bu salata çıktı. Röportaj sonrası ikramlardan sonra kameraman beyefendi bana dönüp "hayatımde yediğim en güzel salata bu! adı nedir?" diye sorunca uzunca bir duraklayıp "uydurdum salatası!" diyebildim. Benim uydurdum salatası sonradan kış salatasına döndü ve bundan sonra sık yapacaklarıma eklendi. Sevgili Aslı'ya hem zevkli sohbeti hem de röportajı için çok teşekkürler!

Kış Salatası:

Malzemeler:

  • 1 paket mevsim yeşillikleri
  • 1 paket mantar (dilimlenmiş olursa işiniz kolaylaşıyor)
  • 2 yemek kaşığı soya sosu
  • 1 havuç
  • 1 küçük kase beyaz lahana, doğranmış
  • 4-5 dilim kurutulmuş domates
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı kekik
  • yarım yemek kaşığı pulbiber
  • 1 nar, ayıklanmış
  • 4-5 ceviz içi
  • zeytinyağı
  • tuz

Hazırlanması:

  1. Salata hazırlıklarına başlmadan önce mümkün olan en erken zamanda (yapabiliyorsanız saatler öncesinde) domatesleri küçük küçük dilimleyip ağzı kapatılabilen bir kabın içinde zeytinyağı ve baharatlarla marine edin.
  2. Mantarı yıkayın, bir tavada çok az yağ ile soteleyin. Bıraktığı suyu çekince soya sosunu ekleyip 1-2 dakika daha karıştırıp altını kapatın ve soğutun.
  3. Yeşillikleri yıkayıp doğrayın. Havuçları rendeleyin. Lahanaları tuzla ovup sudan geçirin. Yeşillikleri, mantar, kurutulmuş domates, havuç ve lahana ile karıştırın. Tuzunu ve yağını ayarlayın.
  4. Üzerini nar ve ceviz içi ile süsleyin.

08/12/2011

Armutlu Kek

Armutlu_kek

Pazar kahvaltısı için kek tariflerini karıştırırken Design Sponge'da mürdüm erikli bir tarif gördüm. Bizde erik kalmadığı için ben alternatif olarak verilen armutla denedim. Biz ailece kekin hamurunu çok sevdik. Bundan sonra bu hamuru diğer kek versiyonları için de denemek istiyorum artık.

Armutlu Kek:

Malzemeler:

  • 1 orta boy armut
  • 150gr tereyağı, eritilmiş
  • 3 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı şekerli vanilin 
  • 1 su bardağından 2 parmak eksik (150gr) toz şeker + üzeri için 2 yemek kaşığı
  • 2 su bardağı (250gr) un
  • 1,5 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • yarım su bardağı (120ml) süt

Hazırlanması:

  1. Fırını 180C'ye ayarlayın. Kek kalıbını yağlayın. 
  2. Armutu soyup dilimleyin.
  3. Yumurtaları vanilya ve şeker ile çırpın. Unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştırın. Erimiş tereyağı ve sütü ilave edip karıştırın.
  4. Kalıbın dibine armut dilimleri dizin. (Çok sıkı olmasın, aralara kekin dolmasını istiyoruz.)
  5. Kek karışımını üzerine dökün. Üzerini de armut dilimleri ile süsleyin. 2 yemek kaşığı şekeri üzerine serpin. (bu tatlı bir kıtırlık veriyor)
  6. Fırında bir saat veya ortasına batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar pişirin. Fırından alınca kalıbından çıkarmadan önce birkaç dakika bekleyin.

05/12/2011

Ay Poğaçası

Ay_pogacasi

Pazar günü evde çocuklarla tek başıma kalacağımı öğrenince oflamaya başladım. Allah'tan üniversite arkadaşım Saliha ve tatlı kızları bize gelmeyi kabul ettiler. Sonuçta kötü geçecek bir günü, bol oyun, bol yemek ve az muhabbet şansı ile geçirdik. Cumartesi gecesi çocukları uyutunca onlar için hazırlıklara başladım, en son gece 2'ye doğru uyanan kızım ile hazırlıkları tamamladık. Yaptıklarımızdan biri de bu poğaçalardı. Tarifin ingilizce adı ev yapımı kruvasan'dı. Ben ay poğaça dedim, bir de pazar akşamı son iki tanesini saklayıp sabah fotoğraflarını çekebildim. Tarif bakingbites'a ait.

Ay Poğaçası:

24 adet

Malzemeler:

  • yarım su bardağı ılık su
  • 1 su bardağı ılık süt
  • 4 su bardağı un
  • 2 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 8 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 paket instant maya

Hazırlanması:

  1. Ekmek makinesinde yapıyorsanız suyu ve sütü kaba alın. Üzerini unla kapatın. Farklı kenarlara tuz ve şekeri serpin. Tereyağını küçük küçük kesip gelişi güzel serpin. Unun ortasını açıp mayayı dökün ve hamur modunda yaklaşık 1 saat çalıştırın.
  2. Elde yapıyorsanız unu ve instant mayayı karıştırın, şeker ve tuzu ekleyin, su ve sütü ilave edin. En son yağı ekleyip yoğurun ve 45 dakika mayalayın. (yaş maya ve kuru maya ile de yapabilirsiniz.)
  3. Hamur hazır olunca hafif unlanmış bir tezgaha alın. İki bezeye bölün. Her bezeyi önce elinizle sonra merdane ile açın. Pizza dilimi şeklinde 12 dilime kesip sarın, toplam 24 poğaça elde edin. Bu halde 20 dakika daha bekletin (ya da benim gibi akşamdan yapıp üzerini örtüp buzdolabının en alt rafında bir gece bekletin, dolaba koyacaksanız çıkarınca fırına koymadan oda sıcaklığına getirin.)
  4. 1 yemek kaşığı tereyağını eritin, poğaçaların üzerine sürün. Önceden ısınmış 200C fırında 12-18 dakika pişirin. 

01/12/2011

Aşure

Asure33

Pazartesi, Aşure günü. Hepinizin aşuresi şimdiden mübarek olsun. Tarif için aşağıya, nasıl süsleyebilirim derseniz de Kırmızı Minder'e bakabilirsiniz!

Aşure:

Malzemeler:

  • Yarım kg. buğday
  • 1 su bardağı nohut
  • 1 su bardağı kurufasulye
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 100 gr kuru kayısı, yıkanmış ve ufak ufak doğranmış
  • 50 gr. kuş üzümü
  • 100 gr. çekirdeksiz kuru üzüm
  • dilerseniz ufak ufak doğranmış kuru incir (incir aşurenin rengini koyulaştırdığı için biz pek kullanmıyoruz)
  • 1 kg. toz şeker 

Hazırlanması:

  1. aşureyi pişirmeye başlamadan 8-9 saat önce buğdayı büyükçe bir tencereye alıp üzerini 4-5 parmak geçecek kadar kireçsiz su ile doldurun ve bir taşım kaynatın.
  2. nohut ve kurufasulyeyi birlikte yıkayıp bir tencereye alın ve buğdaydaki işlemi tekrarlayın.
  3. her iki tencere de kaynadıktan sonra altını kapatın ve 8-9 saat dinlendirin.
  4. 8 saat sonra tencerelerin altını tekrar açın, kısık ateşte (buğdayları arasıra karıştırarak) buğdaylar iyice ezilinceye, nohut ve kurufasulyeler de yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 2,5-3 saat) pişirin. eğer tencerelerdeki su azalırsa kaynamış su ekleyin. buğday tenceresinin kapağını taşma tehlikesi nedeniyle açık bırakın.
  5. buğdayın pişmesine yakın tencereye iyice yıkanmış pirinci ekleyin. bir sürede pirinçlerle beraber pişirin.
  6. hepsi pişince nohut ve kurufasulyeleri buğday tenceresine ekleyin. 10-15 dakika daha kısık ateşte kaynatın. çekirdeksiz üzümü, kuş üzümünü ve kayısıları tencereye ekleyin. 15 dakika daha pişirdikten sonra toz şekeri ekleyin, bir taşım kaynatıp altını kapatın.
  7. aşurenin kıvamını kaynar su ekleyerek dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz.
  8. aşure soğuduktan sonra kaselere paylaştırıp tarçın/ceviz/fındık/nar ile süsleyin.

not: piştikten sonra aşurenin bir kısmına veya tamamına bir portakal kabuğu rendesi eklerseniz çok güzel bir tat yakalamış olursunuz.

29/11/2011

Tavuklu Börek

Tavuklu_borek

fotoğraf yemek zevki Melda'ya ait.

Bu hafta, birkaç gün önce okuduğum bir yazıya takılıp kalmış durumdayım. Yazının konusu, insanın aslında hayatını kendisinin zorlaştırdığı, bazen kendi lastiklerini kendisinin patlattığı ile ilgiliydi. Tüm endişelerimize bir an ara verip "farklı bir çıkış yolu nasıl bulurum?" diye düşündüğümüzde aslında imkansız bile görünsek bir çıkış yolu bulacağımız idi.

Birkaç ay önce yüksek lisansa başladığımı söylemiştim. Etrafımdaki pek çok geçici bir heves olarak görse de ben 13 yıllık bir fobime karşı gelip başvuruda bulunduğum için dağları delmiş gibi hissediyordum kendimi. Sonradan ilk ödevlerimi teslim zamanım bayramın ilk gününe gelince aşırı paniklemiş, ödevleri teslim ettikten sonra "bu dönem kesin kalacağım" korkusuyla sistemin internet sayfasına girmeye bile korkmuştum. Bir de bu arada girmem gereken Ales sınavı vardı ki, dersleri geçemiyorsam ales'e de önümüzdeki dönem girerim deyip kendimi iknaya çabalıyor, bir yandan da sınav günü yaklaşıp ben endişelerimi kimseye söyleyemiyorum diye içim içimi yiyip duruyordu. Cumartesi günü bahsettiğim yazıyı okuyunca derin bir nefes alıp derslerin sitesine bakmaya karar verdim. O çok korktuğum dersten 70 almıştım! Eşime gidip 70 aldığımı ama ales'e önümüzdeki dönem gireceğimi söyledim. Sonunda ısrarları, bir yazıcı bulup giriş belgemi çıkartması sonucu pazar sabahı sınava girdim. Çok muhteşem bir sınav çıkarmadım belki ama hiç değilse boşuna korktuğumu, eğer önümüzdeki dönem tekrar girmek zorunda kalırsam panik yapmama gerek olmadığını anlamış oldum. 3 haftadır kendimi yiyp bitirmek yerine "ya korktuğum olmazsa" diye düşünerek hareket etseymişim meğer hayat çok daha kolay olurmuş. Şimdi duam bundan sonra karşılaştığım sıkıntılar için aynı davranışı gösterebilmek...

Hafta sonu derin bir nefes alınca siteye yazma hevesim de artmış oldu böylece, sırada Hatice'nin sofrasında benim favorim olan ve abartısız bugüne kadar en beğendiğim börek olan tavuklu böreğin tarifi var...

Tavuklu Börek

Malzemeler:

  • 6 adet yufka
  • üzerine sürmek için 1 yumurta sarısı (Ben genelde beyazlarını israf etmemek için ya içine ya da üzerine sarısı ile beyazını karıştırarak sürüyorum)

iç harcı :

  • 1 tavuk but
  • 1 tavuk göğüs
  • 1 ortaboy soğan
  • Dolmalık fıstık
  • Dolmalık üzüm
  • Yenibahar
  • 3 tane kesme şeker
  • Kuru nane
  • Karabiber
  • Tuz
  • Sıvıyağ
  • 1 su bardağı tavuk suyu


Hazırlanması:

  1. Tavuklar haşlanıp küçük küçük didildikten sonra yemeklik doğradımız soğanı tencerede sıvıyağ ile hafif pembeleştiriyoruz . Tavukları da ekledikten sonra tüm baharatı içine katarak tencerede bir iki kez çeviriyoruz . Daha sonra haşlanan tavukların suyundan ayırdığımız 1 bardak tavuk suyunu da içine dökerek suyunu çekene kadar pişiriyoruz.
  2. 1 tane yufkayı serip üzerine hazırladığımız sıvıyağ ve su karışımını dökerek üzerine 1 yufka daha seriyoruz . Ben börekleri küçük küçük sevdiğim için 16 parçaya bölüyorum . isterseniz 12ye de bölünebilir. Geniş tarafına harçtan koyarak sigara böreği gibi sarıyoruz.
  3. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında altı üzeri eşit kızarana kadar pişiriyoruz .

25/11/2011

Hatice'nin Sofrası & Kıymalı Pide

Haticenin_sofrasi

Geçen salı Hobiriks sitesinin sahiplerinden Hatice'nin sofrasına misafir olduk. Hatice o kadar çok hazırlanmış ki eve dönünce ertesinde kaç gün oruç tutacağımıza dair tahminler yapıp durduk. Geçen ay da sitenin diğer sahibi Merve'ye gitmiştik. Önümüzdeki hafta da onun harika sofrasını yazacağım inşallah.

Merve ve Hatice'nin sofraları her zaman nefis lezzetlerle dolu olsa da en sevdiğim taraflarından biri her kalkışımızda midelerimizden çok gönüllerimizin doymuş olması. Hep kalplerimizi huzur kaplayan insanlarla aynı sofralarda otursak ya da hiç olmazsa bir sofraya oturduğumuzda karşımızdakilere huzur duyaakları sözler söyleyebilsek keşke... Hatice'nin ilk tarifi tam pazar sabahlık kıymalı minik pideleri:

Pide

Pidelerin fotoğrafını çekip yollayan Melda'ya ayrı bir teşekkür!

Kıymalı Pide:

Hamuru :

  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 su bardağı süt
  • 1 adet yumurta
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 paket maya ( ben genelde yaşmaya kullanıyorum )
  • 2 yemek kaşığı şeker
  • Tuz
  • Aldığı kadar un

Hazırlanışı:

  1. Derince bir kabın içine unu koyarak ortasını çukur yapıyor . İçine diğer malzeleri de katarak hamurlaştırıyoruz . Sıcak bir yere sararak bırakıyoruz Hamurun kabarmasında sıcak ortam ve sabır önemlidir. Tam zamanında bekletince çok güzel oluyor.

içi :

  • 250 gr kıyma
  • 4-5 adet yemeklik doğranmış kurusoğan
  • 2-3 adet küçük doğranmş domates
  • 3-4 adet ince kıyılmış sivri biber
  • Tuz karabiber kırmızı biber
  • Bu malzemelerln hepsini yoğuruyoruz.

 

Hazırlanışı:

  1. Hamurun kabarması tamamlandıktan sonra istediğimiz büyüklükte kopartıp elimizle poğaça gibi açarak çiğ olan iç malzemesinden koyuyuruz.
  2. Uçlarını birbirine bitiştirip kapatıyoruz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüyoruz. 170 derece fırında pişiriyoruz. Fırından çıkarınca üzerine havlu ya da başka bir bez örtüp kurumalarını engellememiz gerekiyor.

21/11/2011

Kremali Yer Elmasi Corbasi

Yerelmasi corbasi

Yer elmasini en son ne zaman yapmisim diye arsivi taradigimda 2,5 sene once yaptigimi fark ettim. Benim aklimda hala o yazida yazdigim gibi cok uzun zaman once yaptigim yemek kalmis ama. Son yapisimda oldugu gibi bu sefer de bu minik sebzeler gene baskalarinin sayesinde girdiler dolaba. Twitter'da fikir sordugumda Asuman, kremali corbasini yapmami onerdi. Karsima sevgili Sibel'in tarifi cikinca, bir de nasil lezzetli oldugunu okuyunca hemen denemeye koyuldum. Ben sadece cig krema yerine internette buldugum muadilini ekledim. Sonucta ilk tadimdan sonra "cok lezzetli, nedir bu?" yorumunu aldi corbamiz:) Artik yer elmasi 2 seneye kalmadan tekrar tekrar girecek mutfagima. Tarifi ve bize bu sebzeyi sevdirdigi icin sevgili Sibel'e kocaman bir tesekkur!

Malzemeler:

  • 1 paket yerelması (toplam yaklaşık 750gr)
  • 1 yemek kasigi tereyagi
  • 3 su bardağı sıcak su
  • yarim çay kaşığı köri
  • 1 su bardagi krema yerine 1 su bardagindan uc parmak eksik soguk sutun uzerini ayrica eritilmis tereyagiyla tamamlayip karistirin.
  • Bir tutam muskat
  • Deniz tuzu
  • Karabiber
  • Bir tutam maydanoz
  • Üzeri için arzuya gore küp kesilmiş tost ekmekleri

Hazırlanması:

  1. Yer elmalarının kabuklarını soyup temizleyin. Kararmamaları için soyduklarınızı su dolu bir kabın içerisine atın. Hepsi temizlendikten sonra tekrar yıkayıp iri olanlarını birkaç parçaya kesin.
  2. 1 yemek kasigi tereyağından az bir miktar ayırarak kalanını tencerede eritin, yerelmalarını ekleyin. Üstlerine köriyi serpip birkaç dakika karıştırarak soteleyin.
  3. Sıcak suyu tencereye ekleyin, kaynamasını bekledikten sonra altını kısarak yaklaşık 20 dk pişirin.
  4. Yerelmaları iyice püre yapılacak kıvama geldiğinde blenderdan geçirin. Kremayı, muskat, tuz ve karabiberi ekleyin. Kıvamına göre su ilave edebilirsiniz.
  5. Isterseniz ayırdığınız tereyağıyla küp ekmekleri kıtırlaştırın. Çorbanızı kaselere aldıktan sonra üstlerine maydanoz ve kıtır ekmek, dilerseniz biraz daha muskat serperek servis yapın.

 

18/11/2011

Labneli Poğaça

Labnelipogaca

Bu poğaçaların eğlenceli bir öyküsü var. Çarşamba akşamı epey uğraşıp iki çeşit sebze ve bir börekten oluşan, kendimce güzel bir sofra hazırladım.Kızım yemekleri görüp hüngür hüngür ağlamaya başladı "ben bunların hiçbirini yemem!" diye. Ertesi sabah onu okula bırakırken sitem edip "keşke akşam yaptığım böreği yeseydin, çok üzüldüm" dedim. Cevap olarak "annanem ve şekerpare'nin yaptığı börekten yapsaydın yerdim" dedi. (Teyzem çok güzel şekerpare yaptığı için torunlar arasında adı şekerpare) Bahsettiği börek gubate, hani şu meşhur ve yapımı zor çerkes böreği! Kendisine "kızım onu en son 5 sene önce denemiştim ben" diyemedim tabii. Allah anneme uzun sağlık ömürler versin, o yaşadıkça gubate konusunda onunla yarışa girmeyi düşünmüyorum ben.

Ama hırs yapıp dün başka bir poğaça yapayım dedim. Önce sevgili Müge'nin patatesli poğaçalarını yapayım dedim, tereyağı oda sıcaklığında değil ama diye buzdolabında tereyağıyla bakışırken yanındaki labneye gözüm takıldı. Onun yerine hamuruna labne koysam? diye düşündüm. Sevgili Cahide & Jibek'in labneli hamurunu görünce ekmek makinesinde denedim. Seneye ailede 10 kiloluk bir artış olursa muhtemelen bu poğaça yüzünden olacak! Ben un miktarını en son okuyunca iki tepsi çıkacağını geç fark ettim ama meğer poğaçalarda kısmeti olan başkaları da varmış, onlara dağıldı. Sabah kahvaltıdan önce fotoğrafı güç bela çekebildim. Lezzetleri hakkında başka bir şey söylememe gerek var mı? Müge'ye yazısını okurken bana yaşattığı huzur, Cahide & Jibek'e leziz tarifleri için çok teşekkürler!

Son not: Bu pazar 15-17 saatleri arası Tüyap kitap Fuarı Kaknüs Yayınları Standında Yemek Kitabımızı İmzalıyorum!

Labneli Poğaça:

Bu tariften iki tepsi çıkıyor, bir de ben organik un + tam buğday unu kullandım, sadece beyaz un ile daha kabarık olacaktır.

Malzemeler:

  • 150 gr. Labne peyniri
  • 2 su bardağı ılık süt
  • 1 su bardağından bir parmak eksik zeytinyağı
  • 2 yumurta ( birinin sarısı ayrılacak)
  • 2 yemek kaşığı şeker
  • 1.5 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı instant maya
  • 7.5- 8 su bardağı un

içi:

  • beyaz peynir + 1 yumurtanın akı ((hemen tüketilecekse sadece kaşar peynir))

Hazırlanması:

  1. Ekmek makinesinde yapıyorsanız: peynir, süt, zeytinyağı ve yumurtayı kaba koyun. Üzerine un serpin. Tuz ve şekeri ayrı kenarlara dökün. Unun ortasını açıp mayayı dökün. (Un fazla olduğu için bir kaşıkla karıştırmaya yardımcı olmak ve unu baştan az döküp yavaş yavaş eklemek gerekebilir) Hamur hazırlama ayarına getirip yaklaşık 1 saatlik programda hazırlayın.
  2. Elde yapıyorsanız un ve instant maya hariç kalanlara kaba alın. Unu ve mayayı karıştırıp kaba ekleyerek yoğurun. Üzerini örtüp mayalayın.
  3. Elinizi yağlayarak mayalanan hamurdan bezeler alıp elinizde açın içine peynir veya bir dilim kaşar koyup kapatın.Tepsiye dizin.
  4. Üzerlerine yumurta sarısı ve yoğurt karışımı sürüp  yarım saat kadar tepsi mayasının gelmesini bekleyin.
  5. 200 derecelik fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

07/11/2011

Bayramınız Kutlu Olsun

Flower-botanic-illustration-adele-rossetti

resim: Adele Morosini Rossetti

Bu bayram en çok neyin hayalini kuruyor, neye kavuşmayı arzuluyor iseniz dilerim gelecek bayrama kadar bu dilekleriniz, dualarınız gerçek olur... Hepinizin bayramını ailem adına kutluyorum...

31/10/2011

Kasım'la Gelenler...

PA_kapak22 yıl önce bir Kasım ortasında haber vermişim kitap yazmaya başladığımı... Mus'ab'ın doğumu, iki çocuklu hayata alışmak derken nihayet yine bir Kasım ayında raflarda yerini alıyor Portakal Ağacı kitabı... Ben heyecandan doğru dürüst sayfaları açıp bakamıyorum bile...

Bu kitap, eğer desteklenirse bir insanın hayallerini gerçekleştirebileceğinin yegane örneği.

Her birinize binlerce kez teşekkür ediyorum, aslında sizin bıkmadan siteyi takip etmenizin, yorum yazmanızın eseri. Bu yüzden sadece benim değil hepimizin kitabı gibi geliyor bana. Bir teşekkürü de Kaknüs Yayınları'na borçluyum. Sözleşmelerinde 3 ay sonra telif ücretlerini ödeyeceklerini belirtmelerine rağmen tüm geliri Van'a bağışlayağımı yazdığım gün ödeme yaptıkları için. Cumartesi günü Ayşe İkbal ve Musab ile gidip hepimizin adına bağışımızı teslim ettik.İnşallah bundan sonra daha nice Sosyal Sorumluluk Projeleri yapmaya çalışacağım.

Ama galiba en büyük heyecanı kitabı D&R veya Remzi kitabevi gibi bir kitapçıda elime alınca yaşayacağım... Sizlere ne kadar teşekkür etsem az demiştim değil mi?

25/10/2011

Bir Çocuğun Yüzündeki Tebessüm Olmak

5

Bir önceki yazıda duyurmaya çalıştığım minik bir yardım isteğine gelen yanıtlar o kadar güzeldiki... 2 haftadır dünyanın her yerinden okula telefonlar gelmiş, pek çok okuyucu, hatta dernek yardım yapacaklarını belirtmiş. Cemile hanım köye kıyafetleri dağıttıklarını, bundan sonrakileri de aynı sefaleti çeken komşu köylere yollayacaklarını belirtti.

Ülkemizde kardeşliğe, dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan günlerde, sizler gibi insanların var olduğunu bilmek geleceğe karşı umutlarımı arttırdı. Portakal Ağacı bana dayanışmayı, düşünceleri farklı farklı olsa da yardıma ihtiyaç duyulan her yerde insanların tek bir yürek olabileceğini kanıtladı. Şimdi sıra tek yürek olup Van'daki yaraları sarmakta. Bana kardeşliğin en güzel örneğini gösteren Portakal Ağacı ailesi adına inşallah bu hafta dağıtımına başlanacak kitabımdan alacağım tüm telif ücretini Van'a yollayacağım.

Sarıgöl İlköğretim Okulu adına da ne kadar teşekkür etsem fotoğraflardaki tebessümlerin içtenliği kadar güzel anlatamam duygularımı. İşte mutluluğun fotoğrafları:

2

Ben en çok bu fotoğrafı seviyorum, lastik pabuçlar elde, botlar ayaklarda...

1

6

7

4

11/10/2011

Portakal Ağacı'nın Dalları İyiliğe Uzanıyor...

Orange_tree

çizim: Afsaneh

Bugün sizlerle Türkiye'nin bir köyündeki çocuklarının tarifini paylaşacağım. Tarif köy okulu öğretmeninin eşine ait:

"Merhabalar Hatice Hanım, blogunuzu sessiz, sakin takip edenlerdenim, arada bir yorum yazmışlığım olmuştur...

Benim aslında sizden bir istirhamım olacak; ben Samsun'un  bir dağ köyünde yaşıyorum, eşim öğretmen... Yaşadığımız bu köyün çocuklarının hali içler acısı. Fakirlik, sefalet diz boyu... Kendi mahsüllerini yapıp yedikleri için bir sıkıntı yok bu konuda. Sıkıntıları kılık kıyafet. İnanır mısınız okula gelen yavrucakların üzerinde bir montu bile yok... Demem o ki; çevreniz mutlaka geniş, ulaşabildiğiniz insan sayısı da oldukça geniştir sanıyorum... Sizden ricam kullanılmayan kılık kıyafetlerin, ayakkabıların bu yavrucaklara gönderilmesi...

Okulumuzda 6'sı kız, 5'i erkek olmak üzere toplam 11 öğrenci (bunlar 7,8,9 yaşlarında,yani 1,2 ve 3. sınıf öğrencileri) var.Ayakkabı numaraları da ortalama 30 ila 34 numaraları arasında değişiyor.Naylon lastik ayakkabı ile kundura ya da bot arasında birkaç numara farkı olabilir, bu da mühim değil; annelerinin ördüğü patikleri giyip aradaki farkı kapatabilirler, eğer büyük gelirse...:) Bu çocukların birkaç da kardeşleri var; 1-5 yaş arası,; 8-10 çocuk kadar, kız erkek karışık...

Aslında size şunu söylemek isterim ki, bu köyde her şey ama her şey insanlar tarafından kullanılabilir.Yani en basit plastik bir yoğurt ya da peynir kutusu bile insanlar için değerli... Demem o ki; sizin için hiçbir önemi olmayan bazı şeyler buradaki insanları çok ama çok mutlu kılacak, buna emin olun...  Sizden ricam kullanılmayan kılık kıyafetlerin, ayakkabıların bu yavrucaklara gönderilmesi... "

Aylar önce pek çok okuyucudan ellerindeki küçülen kıyafetleri nereye verebileceklerine dair mailler almıştım. Çocuklarınızın artık kullanılmayan kıyafetlerini bir yere vermek isterseniz veya herhangi bir nedenle bir sadaka bağışlamanız gerektiğine inanıyor ama nereye, ne vereceğinizi düşünüyorsanız Samsun'un bu köyündeki çocuklar belki de sizleri bekleyenlerdir.

Gönderimleriniz için adres: Cemile KARA 
Sarıgöl İlköğretim Okulu Yakakent Samsun 55810 tel: 0505 904 1033

06/10/2011

Limonlu Dilimler

Limonlu_dilimler2

Gezinin hemen dönüşünde oğlum epey hastalanınca hem onun hem de benim kendime gelmem epey zaman aldı. Öyle ki yakınlarım nasıl olduğunu sorduklarında "o iyileşti ama ben hala atlatamadım olayı" dedim bir süre. O hasta iken benim yeni bir tarif denemek de hiç içimden gelmedi.Geçen hafta okuduğum The Help'te geçen karamelli kek, tekrar yeni tarifler deneme isteğimi uyandırdı. Karamelli kekten önce ilk bu tarifle başladım denemelerime.

Limonlu Dilimleri ilk denemem de aslında bir başka kitap sayesindeydi. Yıllar önce Cooking for Mr.Latte'yi okurken bu tariften çok etkilenmiş, bir gece yarısı denemeye koyulmuştum. Ama fırın kabı ölçülerini yanlış uyguladığım için hüsranla sonuçlanmıştı. Bu defa Baking Bites'ın tarifiyle ve nihayet doğru kap ile denedim. Sonuçta bitmesin diye her gün 1 diliminin yenmesine karar verilen bir lezzet çıktı!

Limonlu_dilimler

Limonlu Dilimler:

Bardak ölçüleri Amerikan cup ölçüleri iledir. (ekmek pişirme makinelerinden çıkan bardak da olur)

Malzemeler:

Taban Hamuru:

  • 1,5 su bardağı un
  • Üçte bir su bardağı toz şeker
  • Yarım çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi
  • Yarım su bardağı tereyağı, oda sıcaklığında

Dolgu:

  • 4 yumurta
  • 1 + üçte bir su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı limon suyu, taze sıkılmış ve süzülmüş (çok ekşi olur diye çekinirseniz yarısını su ile değiştirip limon kabuğu koyabilirsiniz)

Hazırlanması:

  1. Fırını 175C'ye getirin. Küçük kare borcama yağlı kağıt yayın. Tabanı hazırlayın. Geniş bir kabın içinde unu, şekeri, tuzu ve limon kabuğunu karıştırın. Yağı küp küp kesip una ekleyin.
  2. Mikserle veya elinizle iri kum haline gelene kadar karıştırın. Karışımı kaba elinizle veya kaşığın arkasıyla bastırarak yayın. 16-19 dakika (kenarları hafif kahverengileşene kadar) pişirin.
  3. Tabanı pişerken dolguyu hazırlayın. Tüm karışımı çırpın. Taban pişince ve hala sıcakken üzerine dökün. 20 dakika daha pişirin. (Kalıbı salladığınızda karışım sabit kalana kadar)
  4. Kesmeden önce tamamen soğutun. Üzerine pudra şekeri veya hindistan cevizi serpin.

notlar: benim kullandığım cup 240ml. Normal bir su bardağı da yaklaşık 250ml. Çok büyük olmayan bir bardak kullanmadıkça sorun olmayacaktır. Borcam 22cm. Dilim sayısı çok küçük kesilme oranıyla veriliyor, sanırım buna göre 24 denmiş ama ben daha büyük kesip 9 çıkartıyorum. Tereyağını soğukken ölçüyorum, bu da yaklaşık 125gr yani yarım paket.

21/09/2011

Çocuklarla Uzakdoğu Seyahati 2

Ertesi gün havaalanından aldığımız bir broşürdeki tur rehberini ayarlayıp ilk olarak Pura Taman Ayun kraliyet tapınağını gezdik. Tapınağın anlamı güzel bahçe demekmiş, gerçekten de çok güzel bir bahçenin ve havuzun çevresine kurulmuştu tapınak.

Biz gittiğimiz sırada tapınakta ibadet eden bir grup vardı. Hinduların inançlarına ve ritüellerine olan bağlılıkları beni çok etkiledi. Ve belki onlar farkında değil ama benim kendi inancım ile ilgili daha çok çalışmam gerektiği konusunda bana ilham kaynağı oldular.

Ardından kakao, kahve ve çeşitli baharatların yetiştirildiği bir yeri ziyaret ettik.Fotoğraftakiler kakao meyvesi.

Ayşe İkbal kahveleri havanda öğüttü...

Kahvelerin kavrulduğu ocağın başındaki hanıma kızımın resmini çekip çekemeyeceğimi sorduğumda Ayşe İkbal'in gözlerindeki ışıltıyı görmenizi isterdim. Gördüğünüz izini alınca yaşadığı mahcubiyet...

Ardından yetiştirdikleri kahve ve çay çeşitleri ahşap bir masada tattırdılar. Bir de köşede de dünyanın en pahalı kahvesi ve onu sindirerek üreten Asya Misk Kedisi (!) duruyordu. Ama biz tüm övgülerine rağmen kahveyi denemedik.

Twinlake
Kahvelerden sonra twin lake(ikiz göl)'e gittik ve dünyanın bir kez daha ne kadar muhteşem olduğunu hissettik. (Fotoğrafın gerçek boyutu için üzerine tıklayabilirsiniz.) Çocuklar uyuyunca gideceğimiz son bir yerden vazgeçip otele doğru yola koyulduk.

Yolda benim en ilgimi çeken görüntülerden biri kız çocuklarının tek başlarına veya arkadaşları ile motorsiklet üzerinde ortaokula gidişleriydi...

İlk tur rehberimizden çok memnun kalmayınca tripadvisor sitesini karıştırmaya başladım ve yapılması gerekenler listesine göre kendimize bir tur programı belirledim. İşin en güzeli de bu programı sadece ben biliyordum, diğerleri hepsini gidince öğrendiler:) Listenin ilk başında elbette bir yemek kursu vardı! Sabah 8.30'da buluşma yeri olan pazar yerine vardığımızda hane halkı başlarına geleceği ancak anlamışlardı. Rehberimiz Made önce bize ve gruptakilere tropik meyve ve sebzeleri tanıttı. Fotoğraftakiler Hinduların tanrıları için her gün yaptıkları adaklar için kullandıkları çiçekler.

Bizim kaldığım bölgede Hindular ağırlıklı olduğu için tüm kaldırımlar, kapıların üstleri bu adaklarla doluydu. Her sabah tanrılarının kendilerine bahşettikleri inandıkları şeylerden (yiyecek ve hatta sigara) birer parça bu adakların ortasına koyup evin üzerine (iyi ruh) ve yolun üzerine (kötü ruh) koyup ruhları dengelediklerine inanıyorlar. Aynı şekilde arabalarında da mutlaka her sabah taze hazırlanmış bir adak oluyor. Bunu eşler her gün evde hazırlıyorlar.

Pazar boyunca Musab iyice huysuzlandıktan sonra yemeği yapacağımız yere geçtik. Bu yer aslında bizi gezdiren Made'nin şef olan kayınbiraderi ve diğer tüm akrabaları (18 kişi!) ile beraber yaşadığı büyük bir avlu içindeki evlerden ve bahçeden oluşan bir alandı. Hindulara göre ev üç bölüme ayrılıyormuş. Baş; her evde bulunan aile tapınağı (her sabah önce burayı ziyaret ediyorlar), gövde; aile bireyleri için ayrılan evler ve mutfak alanı, ayaklar ise hayvanlar ve çöplerin toplandığı alan. Aile genişledikçe ayak kısmını genişletip o alana ev yapıyorlar. Gerek evlerde gerekse köylerin tamamında yapıların yüksekliği tapınakların yüksekliğini geçemiyor.

Made'nin eşi Musab ile ilgilenmeye başlayıp, Ayşe İkbal de diğer çocuklarla bahçede oynamaya başlayınca kursa geçtik. Önce şefimiz Dewa bize kullanacağımız malzemeleri tanıttı.

Ardından menüden bahsetti. (Rezervasyon sırasında bizim yemek kısıtlamalarımızı sordukları için yemediğimiz şeyler için mutlaka alternatifler hazırlanmıştı)

Fotoğrafta tüm yolculuk boyunca en mutlu olduğum anı görüyorsunuz. Dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla yemek yapıp sohbet etmek çok keyifliydi. Ekip arkadaşım olan bir hanım "siz tabii iki çocukla bir yandan yemek yapıp bir yandan telefonda konuşmaya çalıştığınız için ustalaşmışsınızdır" deyince "telefonda konuşmuyorum ama internette geziyorum!" dedim.

Yemekleri pişirdikten sonra gruptakiler "sen endonezya lokantası açabilirsin!" dediklerinde "ben bu işe yıllarımı verdim zaten!" dedim ama kimse birşey anlamadı :)

Kurs bitince aynı bölgeyi gezmek için anlaştığımız Agus ile buluştuk. Agus'a daha çok doğayı ve el işini sevdiğimizi söylediğimizde bizi ilk olarak pirinç tarlalarına götürdü.

Ardından bölgenin en önemli ahşap sanatçılarıyla tanışmaya gittik. Bu kişiler hiç bir resme bakmadan sadece hafızalarındakilerle ortaya muhteşem eserler kouyuyorlardı. Ben ahşap bir çaydanlık aldım, bu arada çocuklar yorgunluktan çoktan bayılmıştı...

Sonrasında Tegenung şelalesine gidip küçük bir kız çocuğunun girişimciliğini sevip ondan iki yelpaze alıp yola devam ettik.

Yolun üzerindeki bir tapınağa gidip yerel müzük aletlerini inceleyip çocukları zar zor onlardan koparmaya çalıştık.

Günün sonunda Sacred Monkey Forest'ı ziyaret ettik. Maymunları kutsal sayıyorlar, ancak sağolsunlar maymunlar herkesin eşyalarını çalıyor veya saldırabiliyor. Bu yüzden Agus bizi daha sakin, saldırmayan maymunların olduğu bir yere götürdü. İşin sırrı maymunlara fıstık yedirmemekmiş. Akşam otele geldiğimizde ben artık "valiz gelmese, böyle de sırt çantasıyla idare ediyoruz, hem onları yıkaması var dönünce" derken valizimiz geldi.

Ertesi gün Safari & Marin Park'ı ziyarete gittik. Çocuklar en çok burada mutlu oldular.Otobüste bir camdan diğerine koşup durdular.

Ben de en çok yavru file havuç yedirirken mutluydum, maalesef çocuklar bu atraksiyondan çığlıklarla kaçtılar.

Onların en sevdikleri atraksiyon müzik eşliğinde gösteri yapan dans grubu ve

sonunda herkese birlikte çalmak için verdikleri darbukalardı!

Son günü babalarına sabır ödülü olarak bir su sporları merkezinde geçirdik. Ben de bıdıklarla tüm saçları kum dolana kadar sahilde oynadım.

Ardından da Singapur'a geçtik...

Singapur'da da bizim için en doğru yerin Universal Studios olduğunua karar verip Sentosa Adası'na gittik.Alana ilk adımı atıp yukarıdaki maskotu gören çocukların ikisi birden gözyaşlarına boğuldular!

Neyseki Madagaskar, Shrek, Hollywood ve Jurassic Park'tan sonraki saatlerde bir ara kızımdan "bugün çok güzel bir gün!" sözünü duyabildim. (Çıkmamıza yakın yinde de almadığım bir şey için gününün kötülüğünden yakınıyordu.)

Babaları da Jurassic Park duvarına tırmanıp gerilen sinirlerini rahatlattıktan sonra yolumuza devam ettik.

Aynı gün sırasıyla Singapur'un simgesi olan aslan başlı balık heykeli Merlion'u gördük.

Tiger Sky Tower'a binip 131 metre yüksekten tüm adayı izledik. Nature Discovery'i gezdik, 4D sinemaya girdik.

Aşam da Songs of The Sea gösterisine katılıp denizin üzerindeki ışık gösterisini ve müzikal'i izledik. Çocukların gece kesintisiz uyuduğunu söylememe gerek yok değil mi?

Dönüşümüz gece 11'de olduğu için çocuklar yorulsunlar diye  sabahtan şehri yürüyerek tanıma gezilerinden birine katıldık.

Singapur'un Arap ve Malay mahalleleri, sultanları, sömürgecileri, eski giyim tarzları üzerine bilgiler aldık.

En son bir camiye uğrayıp tekrar şehir merkezine döndük. Kalan saatlerimizi yine çocuk parkında! geçirerek uçağa bindik. Allah'tan gece uçuşu dolayısıyla çocuklar yolun çok büyük bir kısmında uyudular.

Uçaktan inip eşyalarımızı bıraktıktan sonra Boğaz'a gidip İstanbul'da yaşadığımız için şükredip (eşim), bir sonraki rotalar için hayaller kurmaya başladık (ben)...

19/09/2011

Çocuklarla Uzakdoğu Seyahati 1

Çocuklarla beraber yapmak istediğimiz şeyler listesinin belki en başında dünyayı dolaşmak geliyor. Bu yüzden şimdiden yolculuklara alışsınlar diye ufak deneme turları yapmaya karar verdik. Aylar öncesinden skyscanner.com'dan uçak biletlerini, booking.com'dan kalacağımız yerleri ayarladım.

Hedefimiz 2 çocuklu ailemiz için tek bir valizle (!) gidip dönmek olduğu için valiz hazırlama konusunda birkaç kaynağa baktım. En çok işime yarayanlar: http://packinglistonline.com/, http://toolkit.bootsnall.com/how-to-travel-guide/packing-light.html, http://flylady.net/pages/FLYingLessons_PackingList.asp ve http://www.babycenter.com/0_family-travel-survival-guide-ages-2-to-4_65288.bc adresleri oldu.

Birkaç hafta incesinden yanımıza almamız gerekenleri ve tüm rezervasyon onaylarını (gidiş sıramıza göre) bir dosyaya yerleştirdim. Çocuklara yolculukta vermek üzere minik minik hediyeler ayarladım. Ailemize kalacağımız yerlerin bilgilerini e-posta ile yolladım. Ayşe İkbal'e kendi eşyalarını taşıması için çekmeli bir okul çantası, Musab'ın eşyaları için de ayrı bir el çantası ve gideceğimiz günün sabahında hepimizin kıyafetlerini rulo şeklinde sarıp yerleştirdiğimiz bir valiz hazırladım.

Bu gezi daha çok tatil/dinlenme ağırlıklıydı. Daha çok küçük oldukları için onlarca şehir gösterme derdine düşmedik, sadece çok uzun seyahatlar yaparlarsa, farklı ortamlarda kalırlarsa rahat edebilirler mi, onu anlama derdindeydik. Bu yüzden her yeri göreceğiz diye zorlamadık. Bizim gördüklerimiz ve yaptıklarımızdan aklımızda kalanların ilk bölümü:

Yolculukta ilk durağımız Kuala Lumpur oldu. KL'a 11 saatlik bol gözyaşı (Musab) ve sabır duaları (ben) eşliğinde indik. İndikten sonra sevgili valizimizin bizimle beraber gelmediğini ve ne olduğunu bilmediklerini öğrendik. İki sırt çantasındaki eşyalarla otele yerleştik, KL'ın meşhur Petronas Kulelerini gezdik.

En çok bu gezi için çok ucuza aldığımız ikiz çocuk arabamızın kaybolmamış olmasına dua ettik ve belki bir gün yerleşiriz dediğimiz Malezya'nın bizim için çok nemli olduğuna karar verip vazgeçtik.

Ertesi gün sabah valizimizin İstanbul'da kaldığını ve bize 3 gün sonra, biz Endonezya'ya geçince, ulaşacağını öğrendik. Petronas'ın yanındaki alışveriş merkezinden çocuklara 1-2 parça kıyafet alıp Convention Center'da bulunan Aquarium'u gezdik. Otele dönüp çocukları uyuttuktan sonra gelen telefonda, İstanbul'dan bir polis "arabanız nerede?" diye soruyordu. Arabamızı bıraktığımız arkadaşımızın yıkamaya götürdüğü gün çırak tarafından kaçırılıp kaza yaptığını, iki araca çarptığını, arabaya epey bir zarar verdiğini ama Allah'tan kimseye bir şey olmadığını öğrendik. Hepsinde bir hayrı vardır diyerek kendimizi sakinleştirmeye çalışıp çok da gezmeye hevesimiz kalmamış bir biçimde son durağımızı ziyaret ettik.

Biz Bukit Nanas Ormanı'nı bulacağız diye geze geze sonunda Menara Kulesine çıkıp akşam KL'ı izledik.

Son gün otelin şimdiye kadar gördüğümüz en büyük çocuk parkının yanında olduğunu fark edip zamanımızı orada geçirdik. Bu arada babamla mesajlaşıp çocuk parkında olduğumuzu yazdığımda bana "burada park mı yoktu, ne gerek vardı oraya kadar gitmeye?" dedi:)

Ertesi gün daha kısa bir yolculukla Endonezya'ya geçtik. İlk durağımız gün batışının meşhur olduğu Kuta plajıydı. Biz de gün batımının meşhur olduğunu gittiğimizde insanların şezlonglar, portatif sandalyeler ile birkaç dakika içinde akşam olmasını beklemelerinden anladık. Otele döndüğümüzde valizimizden hala haber yoktu...

29/08/2011

2011'in Altıncı İftarı ve İyi Bayramlar!

6a00d83451e9a369e200e54f31901f8833-640wi 

Çocukların hastalığından dolayı iptal olan davetlerimiz, Mus'ab'ın ilk yaramazlık kazası (tam son davet günü kendimizi bu yüzden acilde buluşumuz!), Portakal Ağacı'nın 8. yaşı derken bir Ramazan ayının da sonuna geldik. Eksiklerimiz olsa da çok bereketli, muhabbetli bir ay oldu çok şükür. İnşallah seneye Ramazan'a hep beraber, sağlık & mutlulukla kavuşuruz.

Yarına kadar yazamazsam bugünden her birinizin bayramını kutluyorum. Sağlıklı, huzurlu nice bayram günleri diliyorum.

Bayramın ikinci günü aylar öncesinden planladığımız bir çocuklu maceraya çıkıyoruz inşallah. 2 küçük çocuk, 3 ülke, 2 hafta serüvenimizi başarabilirsem twitter'da paylaşmaya çalışacağım. Şimdiden hakkınızı helal edin lütfen!

Bu ayın son menüsü de eşimin teyzesi ve ailesi için hazırladığım davetten:

Menümüz:

23/08/2011

2011'in Beşinci İftarı ve Tennuri Çorbası

Tennure

Çocukların ikisini de uyutmuş, yarınki iftar menüsüne karar vermeye çalışırken en son iftar davetimi halen yazmadığımı fark ettim. Oysaki yeni ve leziz bir çorbanın keşfi, son anda misafir sayısı artınca müthiş bir panik yaşayıp zar zor buzunu çözdürerek yaptığım salçalı antrikotun menünün en beğenilen yemeği olması, gece sahuru kaçırınca en çok çorba içmenin hayalini kurduğumuzu fark etmemiz gibi pek çok anı var bu menüden kalan. Bu defaki misafirimiz kitapta çok emeği olan Meryem abla ve ailesiydi.

Menümüz:

Tennuri Çorbası
Zeytinyağlı Barbunya
Patlıcan Salatası
Hasanpaşa Köfte
Salçalı Antrikot
Pilav
Yalancı Tavuk Göğsü

Tennuri Çorbası:

Antep'e özgü bu çorbayı hazır çorbalar reyonunda keşfettim. Ama hazırını kullanmak yerine ben evde yaptım. Aslında kıyma kullanılıyormuş ama bana kalırsa minik kuşbaşı et ile daha güzel oldu. Bundan sonra kesinlikle favori çorbalarım listesinde en üstlerde bu çorba.

8 kişilik

Malzemeler:

  • 1 su bardağı nohut, bir gece önceden ıslatılmış
  • 1 su bardağı kırmızı mercimek
  • yarım su bardağı pirinç
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 soğan, yemeklik doğranmış
  • 350gr kuşbaşı et, çok küçük doğranmış veya kıyma
  • 2 yemek kaşığı un
  • kaynamış et suyu veya su
  • tuz
  • nane
  • pul biber

Hazırlanması:

  1. Akşamdan ıslattığınız nohutu yıkayıp yarı diri kalacak şekilde haşlayın. Haşlanınca mercimek ve pirinci ilave edip pişirmeye devam edin.
  2. Ayrı bir tencerede tereyağını eritip soğanı kavurun. Soğanlar hafif pembeleşince etleri ilave edin. Etler bıraktığı suyu çekince unu ilave edip 1-2 dakika çevirin. Nohut, mercimek ve pirinç karışımını et tenceresine ekleyin. Birkaç kez karıştırıp üzerlerini 3 parmak geçecek kadar su ilave edin. 
  3. Etler iyice yumuşayana kadar pişirip tuzunu ve baharatlarını ekleyin.

19/08/2011

2011'in Dördüncü İftar Daveti ve Asma Yaprağında Köfte

 

 

Asma_yapraginda_kofte

8. yaşımızda gelen yüzlerce yoruma nasıl teşekkür ederim diye düşünüp duruyorum günlerdir. Sonunda en güzeli bekleyen birçok tarifi yayınlamaya başlayarak göstermeye karar verdim şükranlarımı. Zamanını ayırıp yazan, hafızalarındaki Portakal Ağacı anlarını karıştıran herkese çok teşekkür ederim! Kitap talihlisini inşallah önümüzdeki hafta başında açıklayacağım.

Geçtiğimiz günlerde öğretmeni kızımla arasındaki diyaloğu anlatıyordu. Dediğine göre Ayşe İkbal öğretmenine "öğretmenim! benim annem de öğretmen!" demiş. Öğretmeni "Ne öğretmeni?" diye sorduğunda "Yemek öğretmeni! Bana yemek yapmayı öğretiyor! Kekler, kurabiyeler yaptırıyor" cevabını vermiş. Bu konuşmayı duyduğumdan beri birlikte yemek yapma seanslarımıza daha özenir oldum. Bazen yemek yaparken sabırımın tükenme noktasına geldiği anlarda onun için bu küçük anların ne kadar değerli olduğunu tekrar ediyorum kendi kendime. Fotoğraftaki asma yaprağındaki köfteleri de birlikte yaptık. 

Oğlum geçen hafta hasta olunca maalesef çocuklu arkadaşlarımıza vereceğimiz davetleri iptal etmek zorunda kaldık. Bu iptal olan ama benim hazırlık yaptığım davetlerden birinin menüsüydü. Allah'tan babaanne ve dedemizi torunları ile ikna edip bu sofrada yanlız kalmamış olduk.

İlk önce menü:

- tarhana çorbası
- zeytinyağlı bamya

    Firinda_kizartma_salatasi

- fırında kızartma salatası (bahçemizden topladığımız sebzelerle!)

 

Sehriye_pilavi

- netli şehriye pilavı

- asma yaprağında köfte

    Keskullu_kunefe

- keşküllü künefe

Asma Yaprağında Köfte:

Menüye ekleyecek birşeyler ararken "köfte yapsam? yaprağımda var onu da kullansam?" derken keşfettim bu tarifi. Benim tüm menü içinde en sevdiğim tarif bu oldu. Birkaç gün sonraki annemin iftarına da aynısından yapıp götürdüm. Tarif Sofra dergisinden. Ben ağır olacağı için sondaki kaşar peyniri eklemesini yapmadım. Güveç yerine de fırın kabında yaptım. Sonuç harika oluyor!

Malzemeler:

  • 500 gram köftelik kıyma
  • 200 gram salamura asma yaprağı
  • 1 adet rendelenmiş soğan
  • 1 diş dövülmüş sarmısak
  • Tuz, kimyon, karabiber
  • Sos için:
  • 3 adet domates
  • 1 çorba kaşığı domates salçası
  • 1 çay bardağı su
  • Üzerine:
  • 1 çay bardağı rendelenmiş kaşar peyniri

Hazırlanması:

  1. Salamura yaprakları birkaç kez suyunu değiştirip yıkayın ve yaprakları elinizle sıkın.
  2. Bir kasede kıyma, soğan, sarmısak, tuz, kimyon ve karabiberi yoğurun. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, avucunuzun içinde yuvarlayarak silindir köfteler hazırlayın. Köfteleri asma yaprağına sarın ve bir güveç kabına alın.
  3. Sos için rendelenmiş domates, salça ve suyu karıştırın. Asmalı köftelerin üzerine dökün.
  4. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 30 dakika pişirin. Üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serpin ve sıcak fırında kaşar eriyene kadar tutun. Sıcak servis yapın.

15/08/2011

Portakal Ağacı 8 yaşında!

Final_2

Üstteki çizim, Portakal Ağacı için ilk yaptırdığım çalışmalardan biri... O zamanlar üniversiteden yeni mezun olmuş, iş dışında kendiyle ilgili uğraşlar arayan biriydim. Doğrusu çizimi yaptırırken ilerideki hayatımla ilgili hiç bir öngörüm yoktu ama geçen 8 senede tıpkı çizimdeki gibi kızım ve oğlumla yemek yapar oldum...

Bu siteyle ilgili çok fazla eleştiriler aldım. Egomu tatmin etmek, eş bulmak, hava atmak gibi nedenlerle yazdığımı söyledi pek çok insan. Bilmedikleri Portakal Ağacı bir genç kızın hayata daha umutla tutunmasını sağladı. Kendisini okuyup geleceğe karşı umut dolduğunu yazan insanlarla daha mutlu oldu, üzüntülerini yazdığında kendi acılarını paylaşan insanlarla hala dünyada samimi duyguların kaldığına inandı.

Hayatınızın bir döneminde karşınıza geçip başarısız olacağınızı söyleyen, hayallerinizi ve hayal kurmanızı küçümseyen insanlarla karşılaşıp dursanız da Allah'a çok şükür hayallerin bile gerçek olabileceğini kanıtladı Portakal Ağacı bana...

Dün Sosyal Medya'da "doğum günümüzde bir hediye versek ne olmasını isterdiniz?" demiştim. En çok istenen buydu:

PA_kapak2

Kitap inşallah Eylül sonunda raflardaki yerini alıyor ama en çok kitap istenince Eylül'de elime geçecek ilk baskılardan birini bir okuyucuya hediye etmeye karar verdim. Tek yapmanız gereken yorumlarda içinizden geçen herhangi bir şeyi yazmanız. Portakal Ağacı ile ilgili bir anınız olabilir, içinizden geçen minik bir dua/dilek olur.

Benim hayatımdaki ne kadar büyük bir etkiniz olduğunu inşallah biliyorsunuzdur. Dilerim her birinizin hayalleri de bir gün gerçekleşir ve burada hep beraber kutlarız...

11/08/2011

2011'in Üçüncü İftar Daveti ve Küçük Çocuklarla Davetlere Katılmak

Imanbayildi

Fotoğraftaki imambayildi tabağı aslında benim menümden değil, bugün kendisine iftara gittiğimiz ve bizi harika bir sofra + ev sahipliği ile ağırlayan kuzenime ait. Doğrusu bir önceki yazıda gayet kendimden emin "2 çeşit yiyorum" dedikten sonra böyle bir sofrayla karşılaşınca kendimle epey mücadele ettim. Neyseki mücadeleden galip çıkabildim. Hem benim bu haftayı büyük bir hengame içerisinde atlatmış olmamdan, hem de minik minik patlıcanların harika sunumundan ötürü de bu yazının fotoğrafının onlar olmasına karar verdim.

Hengamenin sebebi Mus'ab'ın geçen salı  ağırlayacağımız misafirlerimizin gelişine 24 saat kala azı dişlerini çıkarmaya karar vermesiydi. Allah'tan o gün yaprakları sarıp tencereyle kaldırmıştım ama ertesi gün minimum derecede hazırlanabildim. Tek tesellim misafirimiz olan ablam ve erkek kardeşimin durumu anlayışla karşılamasıydı.

Menüdekiler:

mercimek çorbası / zeytinyağlı yaprak sarma / mevsim salata/ ev yapımı iskender (sosunun müthiş acı olması dışında iyiydi) / ablamın yapıp getirdiği güllaç

Bir de bugün sizlere danışmak istediği konu küçük çocuklarla yarı-resmi (sizden veya bir yakınınızdan başka kimsenin küçük çocuğu olmadığı) davetlere nasıl katıldığınız. Her ne kadar davet sahipleri çok anlayışlı davransalar da ben çocuklar olay çıkaracaklar (ki her seferinde çıkarıyorlar) diye çok stres oluyorum. Hiç olay çıkarmasalar bile benim yemek yememe veya diğer misafirlerin sakin bir biçimde yemek yiyip sohbet etmelerine müsade etmiyorlar. Siz böyle yerlere davet edildiğinizde nasıl davranıyorsunuz? Önümüzdeki haftalarda bizi bekleyen böyle 2-3 iftar olduğu için şimdiden endişeliyim, sizin önerilerinizle bir nebze çözüm bulmayı ümit ediyorum!

08/08/2011

2011'in İkinci İftar Daveti & Abant Çorbası

Abant_corbasi

Ramazan'ın ilk haftası geçti bile. Her salı ve cumaya misafir ayarlamış olmamın iki büyük faydasını fark ettim geçen hafta. Birincisi çocuklar hiç görmediğim kadar mutlular. Misafirlerimizi uğurlayacağımız son dakikaya kadar sevinçten yerlerinde duramıyorlar. Bir diğeri de günler sürekli plan yapmakla geçtiği için korktuğum kadar zor geçmiyor yaz orucu.

Bu sene kendi iftar düzenimi salata hariç iki yemekle sınırlandırdım. Bu yemeklerden bir de mutlaka çorba. Yani çorba ve masadaki ikram edilen yiyeceklerden birini, üzerine de tatlı olarak birkaç hurmayı yiyip duruyorum. Zaten menülerden kalan yemekleri ara günlerde yediğimiz için bir hafta boyunca sofradaki her şeyden yemiş oluyorum. Sahuru da hafif bir kahvaltı/süt+müsli/menemen/bir dilim börek seçeneklerinden biriyle yapıyorum. Annem buna "ramazan'da diyete devam etmek" diyor, ben "mideme zulm etmemek" diyorum:)

Gelelim cuma günü kayınvalidemler ve kayınbiraderlerim için hazırladığım menüye:

Menüdekiler:

Abant çorba
Zeytinyağlı enginar
Zeytinyağlı dolma (pilav çok yenmediği için dolma yapmayı tercih ettim)
Fırın Poşetinde Otlu Tavuk
Salata
Tiramisu

Bu sene nedense kendimi daha çok çorba tarifi ararken buluyorum. Allah'tan cumartesi günü teyzeme giderken yalancı su böreği (tekrar yapıp fotoğrafını çekmeliyim!), dün kayınvalideme giderken de çilekli tavuk göğsü yapıp değişik birşeyler deneyi başardım.

Abant Çorbası:

Tarifi foruma Medura yazmıştı. Ben sadece kimyonu çıkarttım. Kızım ve oğlum başta çorba sevmediklerini ilan etseler de "aslında her yemeği başta sevmediklerini belirtiyorlar" sonradan bütün tabağı bitirdiler.

Malzemeler:

4 kişilik

  • 1 lt'ye yakın su 
  • 100-150 gr kıyma
  • 1 küçük soğan
  • 1 patates
  • 1'er kaşık yoğurt ve un
  • 1 yumurta sarısı


üzeri için:

  • tereyağı
  • kimyon
  • nane

Hazırlanması:

  1. Kıyma tuz ve karabiber ilavesiyle yoğurulup küçük köfteler haline getirilir ve kaynamakta olan suya atılır. 
  2. O pişerken ayrı bir yerde (tercihen teflon tavada) çok az sıvıyağda önce rendelenmiş soğan çok az kavrulup ardından patates rendesiyle birlikte kavrulmaya devam edilir, pembeleşmeden alınır ve köfteli suya ilave edilir. 
  3. Yoğurt, un ve yumurta sarısı çırpılıp yayla çorbasındaki gibi ılıştırarak çorbaya karıştırılır ve tuzu ayarlanır, biraz pişince nane ve kimyonlu yağ eklenir.

04/08/2011

Yörük Çorbası

Yoruk_corbasi

Önceden aşure tarifini okuyanlar rahmetli İkbal anneannemin aşure çorbasını çok sevdiğimi hatırlayacaktır. Anneannecim ona her gidişimizde çabucacık leziz yemekler yapar, sabah daha biz uyanmadan evin mis gibi kokmasını sağlardı. Bu yüzden bana onu hatırlatan her tarifi çok seviyorum. Yörük çorbası da aşure çorbası gibi nohut, buğday ve fasulye ile yapılıyor. Kimileri içine ıspanak atıyor, kimileri de semizotu hatta kabak koyuyor. Ben semizotuyla yaptım. Bence tam iftarlık doyurucu bir çorba, hatta ben o günkü menüde sadece bu çorbayı ve zeytinyağlı fasulyeyi yiyerek, gayet güzel doymuştum. Şimdi yarınki misafirlerimiz için hazırlıklara başlamam gerektiği için hemen tarife geçiyorum:

Yörük Çorbası:

Ben Lezzet & Sofra'nın tariflerini birleştirdim.

Malzemeler:

  • 250 gr semizotu
  • 200 gr haşlanmış nohut
  • 200 gr haşlanmış kurufasulye
  • 200 gr haşlanmış aşurelik buğday
  • 3 litre su / et suyu
  • 1 su bardağı un
  • 250 gr yoğurt
  • 1 limonun suyu
  • 100 gr tereyağı
  • tuz
  • yarım çay kaşığı kırmızıbiber

Hazırlanması:

  1. Suyu, nohut, kurufasulye ve buğdayı büyük bir tencereye alıp kaynatın. Yoğurt, un ve limon suyunu başka bir kapta çırpın. Kaynayan sudan bir kepçe dolusu alıp yoğurtlu karışıma azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin. Bu karışımı kaynayan suya ilave edip tuzla tatlandırın. 15 dakika pişirin.
  2. Semizotlarını temizleyin. Semizotlarını iri parçalar halinde doğrayın (sadece yaprak olarak da atabilirsiniz). Kaynamakta olan çorbaya tereyağını ekleyin. 10 dakika pişirin. Çorbayı ocaktan indirmeye 5 dakika kala semizotunu ilave edin. Tuzunu ve biberi serpin. Sıcak servis yapın. 

03/08/2011

2011'in İlk İftarı

Önceki yazıya gelen tüm yorumlar için çok teşekkür ederim. Hepiniz en içten duygularınızı paylaşmışsınız. Eşimin anneannesini, kızıma ilk ismini veren Ayşe büyükanneyi kaybettik. Ben bir insanın son günlerine ilk kez şahit olduğum ve hiç konduramadığım için bir türlü olayın etkisini atlatamadım. Şimdi çok şükür onun büyük torunlarıyla geçen güzel anılarını anlatıp tebessümle & dua ile anıyoruz kendisini.

Yazıyı yazdıktan sonra bir de üzerine Afrika ile ilgili haberler okumaya başlayınca hepten elim gitmez oldu klavyeye. Yüzyılın felaketi yaşanırken ihtişamlı sofralar kurmak doğru gelmedi bana. Bu sene sofralarım geçen yıllarda olduğu gibi onlarca çeşidi içermeyecek diye karar aldım kendi kendime. Daha az yemek, daha çok muhabbet ve güzel insanın duası ile inşallah bereketlenecek sofralarımız. Bir de her sofranın ortalama maliyetini Afrika'ya yollayacağım. Dünkü ilk iftarı annemler & teyzemler için vermiştim. Benim menüyü azalttığım hiç farkedilmedi sofrada. Doğrusu iftara az kala sonraki iftarları nasıl vereceğimi düşünürken ezanla beraber "iyi ki davet etmişiz, ne güzel 7 kere daha böyle şenlenecek evimiz!" dedim.

İlk gün menüdekiler:

Yoruk_corbasi

Yörük Çorbası

Zeytinyağlı Fasulye

Yeşil Salata

Pilav

Incik

Fırın Poşetinde Sebzeli İncik

ve

Uc_renkli_tatli

Üç Renkli Tatlı (bu defa karışık meyva suyuyla yaptım)

21/07/2011

Buralarda yokken...

Kitap2
Geçen 3 ay içinde insanın umudunu kaybetse bile sonradan yeniden umutlanabileceğini, hiç bitmez sandığım işlerin bir gün bitebileceğini...

Araogun2

bir yemeğin güzel olması için en az 2 paket yağa ihtiyacı olmadığını, önemli olanın o yemekle kimleri bir araya getirmiş olabildiğimi, iki gün önce gülüştüğüm bir insanla 2 gün sonra sonsuza dek vedalaşabileceğimi...

Tosbaga
"sen benim annemsin, bana yemekler yapıyorsun!" sözü ile yemek yapmaya olan hevesimi yeniden kazanabileceğimi, duymaya alışık olduğumu zannetsem de bir başkasından ilk kez "anne!" sözcüğünü duyduğum anda yüreğimin yerinden çıkabileceğini, sosyal medyaya sanal desem de en çok burada kendim gibi davrandığımı, belki de en çok bu yüzden burayı ve buradaki sohbetleri özleyebileceğimi öğrendim.

Yazacak anlatacak o kadar çok şey var ki, siz neler yaptınız bu üç ayda, neler öğrendiniz... 

08/04/2011

hayat

Foto?raf-2


Gerçekleşen hayallere şükredip yenilerine yer açmak, sevdiğim yemekleri tekrar tekrar pişirmek, zamanımın çoğunu sanal olmayan hayata ayırmak için yeni tarifler denemeye bir süreliğine mola veriyorum. Hep şükür dolu günler geçirmeniz ümidiyle...

01/04/2011

Ayşe İkbal 4 yaşında!

Foto-raf-3

Ayşe İkbal'cim, 4 yaşındasın bugün.

4 yaşında hala bizlere her defasında "annecim! babacım!" diye sesleniyorsun. "Babamın işi reklamcı, annemin işi Portakal Ağacı" diyorsun. Baban sana kendi takımını tutturmaya çalışınca "Kızım kızlar o takımı tutmaz, öbürünü tutar" dediğimde inanıyorsun. Aynı güvenle "anne kızların soyadı Özdemir olur di mi?" diye soruyorsun.

Kardeşini geri verip yerine kız bebek almayı teklif ediyorsun sık sık. "Tamam hadi geri verelim Musab'ı!" dediğimde gözlerin doluyor, "hayır, o da kalsın, bir tane de kız bebek alalım!" diyorsun. Annen, baban senin hala minik olduğunu unuttuğunda "kardeşim olmadan gezmeye gidelim" diye ağlayıp aslında içinde yaşadıklarını göstermeye çabalıyorsun. 

Kendinden büyük bir kız çocuğu gördüğünde bana sokulup "anne keşke ben de böyle olsaydım" diyorsun. O gün o kadar çabuk gelecekki bebeğim... Bir bakacağım inşallah senin bebeğinin doğumgününü kutluyor olacağız. Değişmeyecek tek şey o gün de bugün gibi annen olduğuna inanamayıp mutluluk gözyaşları döküyor olacağım. 

Seni çok seviyoruz bir tanem, inşallah hep bugünkü gibi gülüp bizleri sadece mutluluktan ağlatırsın...

fotoğraf dün kardeşsiz yaptığımız doğum günü gezimizden...

25/03/2011

Lahana Çorbası

Lahana_corbasi

Bu tarifin bana göre komik bir hikayesi var. Geçen haftalarda yöresel yemekler yapmayı kafaya takınca elimizdeki malzemelere göre yöresel tarifler aramaya başladık internette. Bir sitede karşımıza bu tarif çıktı. Deneyip ne kadar lezzetli olduğunu düşünürken, tarifin asıl kaynağını paylaştığımızdan emin olmak için biraz daha araştırmaya karar verdim. Ararken aslında diyet sayfalarında -hatta yüzlerce sayfada- yazıldığını gördüm. Diyet yemekleri lezzetsiz olur diye düşünüyordum ama bu tarif fikrimi değiştirdim. Bir hafta boyunca lahana çorbası içmeyi asla tavsiye etmiyorum ama arada bir yapmak için lezzetli bir çorba.

Lahana Çorbası

Malzemeler:

  • 1 adet kuru soğan 
  • 5 yaprak beyaz lahana 
  • Yarım su bardağı yeşil mercimek 
  • Yarım su bardağı pilavlık bulgur 
  • Yarım yemek kaşığı domates salçası 
  • Çok az sıvıyağ

Hazırlanması:

  1. Soğanları küp küp doğrayın. 
  2. Tencereye çok az sıvıyağ ekleyip kızdırın.
  3.  Soğanları ekleyip kavurun. Salçasını ilave edip kavurmaya devam edin. 
  4. 1 litre kaynar suyu tencereye ekleyin. Mercimeği biraz haşlayıp süzün. 
  5. Tencereye bulgur, mercimeği ekleyin. 
  6. Lahanayı ince ince doğrayıp tencereye ekleyin. Orta dereceli ateşte bulgurlar yumuşayana kadar pişirin.

23/03/2011

Cevizli Börek

Cevizli_borek

Ev-iş arasındaki düzenim bozulunca, ilk siteyi feda ediyorum her seferinde. Ve her seferinde asla alışamam dediğim düzenlere, mecbur kalınca çok güzel uyum sağladığımı fark ediyorum. Bu yazı da giderek kendini yok etmeye başlamadan tarife geçeyim. Olan biten ben gün ışığına kavuşunca yazılsın...

 

Cevizli Börek:

Sofra Ağustos 2010 sayısından

6-8 kişilik

Hamuru için:

  • 5 adet yumurta
  • yarım kahve fincanı süt
  • aldığı kadar un
  • 2 tatlı kaşığı tuz

Aralarına sürmek için:

  • 250gr tereyağı

İç harcı için:

  • 250gr beyaz peynir
  • yarım demet maydanoz
  • 1 su bardağı dövülmüş ceviz

Üzerine:

  • 1 çay bardağı yarım ceviz
  • 1 su bardağı soğuk süt
  • 2 su bardağı soğuk su

Hazırlanması:

  1. Yumurta, süt ve tuzu yoğurma kabına alın. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edene kadar un ilave edip yoğurun. Üzerini nemli bir bezle örtüp, 1 saat dinlendirin. Hamurdan mandalina büyüklüğünde 12 adet beze kopartın. Her bir bezeyi ince olacak şekilde oklava ile açın. Fırın tepsisini yağlayın ve açtığınız yufkaların 6 adedinin aralarına 3-4 çorba kaşığı eritilmiş tereyağı gezdirip, üst üste yerleştirin.
  2. İç harç için beyaz peyniri rendeleyin. Üzerine kıyılmış maydanoz ve ceviz koyup, karıştırın. Tepsideki yufkanın üzerine iç harcı yayın ve kalan yufkaları yine aralarına 3-4 çorba kaşığı tereyağı gezdirip üst üste tepsiye yerleştirin. Böreği kare şekinde dilimleyin ve her dilimin üzerine yarım ceviz yerleştirin. Önceden ısıtılmış 180C fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Tepsiyi fırından çıkarın ve üzerine soğuk süt ile suyu gezdirip 10-15 dakika daha pişirin.

 

09/03/2011

29 Hediye & Limonlu Sütlaç

Limonlu_sutlac

 

İtiraf etmem gerekirse hafta başındaki yazımı yazıp "yayınla!" tuşuna basınca üzerimi bir korku bulutu kapladı. "İnsanlar buraya yemek tarifi okumaya geliyor Hatice! Kimse senin şımarık ümitlerini, hayallerini merak etmiyor! 10 yıl önceki defterinde öğretmen olmak istediğini yazıyordun. Bu akademik merakın da ondan değil mi hanımefendi, ama bak noldu geçen sene aldığın yüksek lisans sınavı kitabını açmadın bile! yemek kitabını fotoğraflaman bitti ama yazılara dokunmadın hem daha!" diyordu nefes bile almadan hızlı hızlı konuşan iç sesim.

 

Bir insanın ümitlerle ilgili bir yazı yazıp bir anda ümitsizliğe düşmesi mümkün olabilir mi? Gelecek tepkilerin korkusuyla yorum onay sayfasını açamadım bir süre. Öğlene doğru gelen yorumları okudukça iç sesimin haksız olduğunu hissetmeye başladım. Gelen tepkilerden aldığım enerjiyle kitabın yazılması gereken iki bölümünü 1 günde bitirdim! Bir türlü elimi süremediğim forum kısmıyla uğraşmaya bile başladım. 

 

Bu arada "29 hediye" isimli bir kitaba rastladım. Kitabın ana fikri 29 günde vereceğiniz 29 hediye ile (para, yiyecek, sevdiğiniz bir kıyafetiniz, minik bir muhabbet veya en azından bir gülücük, bir selam) ile hayatınızı nasıl değiştireceğiniz idi. Dün bütün gün kadınların önemini vurgulayan konuşmaları dinleyince neden hep karşı cinslerden önemimizi duyma ihtiyacı hissettiğimizi düşündüm. Başarılarımızı onlara onaylatmaya çalışıyor, bugün bir erkekten duyduğum gibi "erkek gibi kadınlar!" olmak için çabalıyoruz. Bir kadına aslında en çok ihtiyaç duyanlar hayatındaki diğer kadınlardır. Benim hayatıma yön veren, mutluluğumu, derdimi paylaştığım kadınlar olmasa bugün çok farklı bir hayat sürüyor olabilirdim.

 

29 hediye fikri ile bu düşünceler birleşince beni ben yapan üç kadına; anneme, teyzeme ve ablama birer çiçek yolladım. Normalde çok ağlamam ama bu hafta iki kez, birincisi yorumları okurken, diğeri çiçeği aldıklarında sevdiklerimin sevinçlerini duyunca gözlerimin dolmasına engel olamadım. Ne kadar basit aslında değer verdiğiniz bir insana bunu hissettirmek. Bir telefon açıp "Benim için çok değerlisin, iyiki hayatımdasın veya Allah seni başımızdan eksik etmesin" demek. İnanın o insandan kat kat fazlasıyla siz mutlu oluyor, huzur doluyorsunuz.

 

Üstelik İstanbul bugün yağan karlarla daha da huzuru aşılıyor insana. Huzuru ve pencerenin karşısı geçip bir eline kitabı diğer eline minik bir tatlıyı alıp saatlerce o köşeden kalkmamayı hatırlatıyor. O minik tatlı bir de limonlu sütlaç ise yüzdeki gülümseme sanki birkaç milim daha da genişliyor...

 

Limonlu Sütlaç

 

Tarifin aslında pirinç unu yoktu, ekleyince daha da güzel bir kıvam oldu.

 

Malzemeler:

 


  • 1 litre süt

  • yarım çay bardağı pirinç

  • yarım su bardağı toz şeker

  • 1 su bardağı su

  • 2 küçük poşet pirinç unu (ikisi toplam 70gr)

  • 1 adet limonun kabuğu, rendelenmiş

  • 1 paket vanilya

 

 Hazırlanması: 

 


  1. Sütü, pirinci ve şekeri bir tencereye alıp karıştırarak kaynatın. Kaynayınca 1 bardak suda erittiğiniz pirinç ununu ve limon kabuğunu ekleyin. pirinçler yumuşayana kadar pişirin. 

  2. Tencereyi ocaktan alın ve vanilyayı ilave edin. Kuplara paylaştırıp tarçın ile süsleyin.

07/03/2011

Fincan böreği & Yeni umutlar

Fincanboregi

Geçen hafta her şeyin iyice üzerime gelmeye başladığını hissettiğim bir akşam, oğluma ayakkabı alma bahanesiyle kendimi dışarı attım. Kaçırılan sapaklar, dönülemeyen yollar sanki ulaşmak istediğim yerden beni adım adım uzaklaştırmaya çalışsa da vazgeçmeyip yoluma devam ettim. Bir iki dükkana bakıp aradığımı bulamayınca "üçüncü dükkana da girip geri evin yolunu tutarım" diye düşündüm.

Üçüncü dükkana adımımı atar atmaz üniversiteden çok hoş sohbet ve kendisiyle konuşmaktan hep mutluluk duyfuğum bir arkadaşıma rastladım. İkimiz de çocuklarımızı bahane edip aslında düşüncelerimizi dağıtmak için o akşam aynı dükkana girmiştik. İşimizi bitirip kahve eşliğinde kısa ama benim için çok doyurucu bir sohbet gerçekleştirdik.

Sizi zihnen besleyecek, hayallerinizi konuşabileceğiniz, beraber birşeyleri gerçekleştirebileceğiniz insanların arasında bulunmanızın ne kadar önemli olduğunu onunla konuştuktan sonra da farkettim. Hepimiz gündelik hayatın sorumlulukları, mecburiyetleri ile öyle meşguluz ki, okuldan ilk mezun olduğumuzda ya da büyüklerin dünyasına anne/baba/eş sıfatıyla ilk adım attığımızda ne hayallerimiz vardı hatırlamıyoruz bile. Sadece hangi engeller yüzünden istediklerimizin olmadığını net bir biçimde biliyoruz. 

Ansızın karşıma çıkıp içimdeki umutları yeşerten arkadaşımla beraber dün de hiç tanımadığım bir hanımefendi silkelenmemi sağladı. Kadınların girişimciliği ile ile ilgili bir toplantıda yanıma oturan, konuşmaya en çok katılan ve 55 yaşında olduğunu söyleyen hanımefendi kendisinin de bir zamanlar doktoraya başladığını ama yarım bıraktığını anlattı. "Her şey zamanında güzel" derken kendime son zamanlarda ne kadar çok "10 sene öncesine dönebilsem daha doğru adımlar atardım" dediğimi hatırladım. 2021 senesinde "keşke 2011'de iken o adımı atsaydım"  dediğim konular olmasın,birbirlerimizin hayallerine ve ilerisinde başarılarına katkımız olsun istiyorum. çünkü farkettim ki kendi hayallerimden çok başkalarınınkine yardımcı olunca mutlu oluyorum ben.

Son birkaç gün kendi açımdan bu yüzden daha umut dolu geçti. Şimdi önemli olan bu umudun solmamasını sağlayıp çevremdekilere de bu umuttan dallar vererek onların da kendi köklerini salmasını sağlamak. Yıllar önce bir blog okuyucusuyla konuştuğumuz, ilgi alanlarımı, hayallerimizi ve her birimizin bunlara yapabileceği katkıları belirten, çeşitli projelerimizi hayata geçiren bir veritabanını bile oluşturabiliriz belki bir gün...

Buraya kadar okumayı başarıp "tüm b unların tarifle alakası var" diyenler için... fotoğraftaki minik kızarmış börekler de bana üstte anlattığım umut duyguları gibi duygular yaşatıyor. O tabak, sanki bir pazar sabahı 1 saat daha fazla uyumaya söz vermiş ama gene başaramayıp mutfağa girmiş anneyi, çıplak ayaklarını parkede sürüyüp bir yandan gözlerini oğuşturan, erkenden kalkan annesini görünce gözleri ışıldayan çocuğu, ve uykusunu almış olsa da kendisini 1 saat daha rahatsız etmesinler diye dualar eden babayı hatırlatıyor bana...

Fincan böreği

6-8 kişilik

Tarif Sofra'nın ocak 2011 sayısından. 

Malzemeler:

  • 2 su bardağı un
  • 1 çay bardağı ılık su
  • 1 adet yumurta
  • tuz

iç harcı:

  • 500gr pazının yaprağı
  • 1 adet soğan
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • tuz
  • karabiber
  • kızartmak için: sıvıyağ

Hazırlanması:

  1. Unu bir kaba alıp ortasını havuz şeklinde açın. Tuzu ekleyin. Ilık suyu azar azar ekleyerek yoğurun. Yumurtayı ilave edip, pürüzsüz bir hamur elde edinceye dek yoğurmaya devam edin. Hamuru dörde bölüp üzerine un serpin. Nemli bir bezle örterek 30 dakika dinlendirin. 
  2. Pazıyı yıkayıp doğrayın. Tereyağını bir tavada eritip, yemeklik doğranmış soğanı rengi dönene dek kavurun. Üzerine pazıyı ekleyin. Suyunu iyice çekene dek ara sıra karıştırarak pişirin. Tuz ve karabiber ekledikten sonra ocaktan alın ve ılınmaya bırakın.
  3. Dinlenen hamur parçalarından birini düz bir zemine alın ve un serperek servis tabağı büyüklüğünde açın. Yufkanın yarısına aralıklarla pazılı harçtan koyun. diğer yarısını üzerine kapatın. Bir kahve fincanı ile harçlı kısımlar ortada kalacak şekilde hamuru kesin. Kalan 3 parça hamuru da aynı şekilde hazırlayın. Bol yağda kızartın ve fazla yağını almak için kağıt havlu üzerine çıkartın. Birkaç dakika sonra servis yapın.

03/03/2011

Ispanak Salatası

Ispanak2

Bugün artık sağlıklı bir tarif vermek şart oldu. Tarif Meryem abla'ya ait (yakında ona da kategori açmam gerekecek bu gidişle.) Ceviz ve kuru meyveleri salatada çok seviyorum. haftaya da Jamie Oliver'ın benzer bir salatasını yazacağım inşallah.

Ispanak Salatası

Malzemeler:

  • 1kg ıspanak
  • 2 adet nar, tanelerine ayrılmış
  • 2 su bardağı ceviz, iri dövülmüş
  • 1 demet maydanoz, doğranmış
  • 1 demet dereotu, doğranmış
  • yarım demet taze soğanın yeşil kısımları, doğranmış
  • sosu: nar ekşisi, tuz, az zeytinyağı

Hazırlanması:

  1. Servisten iki saat önce ıspanak yapraklarını 2-3 kez yıkayıp ayıklayın. Her bir yaprağı elinizle 2 veya 3 parçaya bölün.
  2. Nar ekşisini arada ıspanağın tadının kontrol ederek ekleyin. Tuz serpin. Zeytinyağı gezdirin. 
  3. Cevizi, narı ve yeşillikleri ilave edip karıştırın. 2 saat buzdolabında dinlendirip servis yapın.

02/03/2011

Portakallı ve Çikolatalı Kedidili Pastası

Portakalli_cikolatali

Köfte ve hamur işinden sonra sıra tatlıya geldi. Bu tarif kolay ve tam puan tarifler listesine kolayca girebilir. Daha sırada bu ve bu var! Tarifin aslı Lezzet, Ocak 2011 sayısında vardı ama biz miktarlarda epey değişiklik yaptık. Aşağıda değiştirdiğimiz versiyonuyla yazıyorum.

Portakallı ve Çikolatalı Kedidili Pastası

6-8 kişilik

Malzemeler:

  • 6,5 su bardağı süt
  • 2 paket kedidili bisküvi
  • 2 paket kakaolu toz puding
  • 1 paket vanilyalı toz puding
  • 1 su bardağı portakal suyu
  • 2 yemek kaşığı portakal kabuğu rendesi
  • 100gr bitter çikolata
  • 2 çay bardağı iri dövülmüş fındık

Hazırlanması:

  1. Kakaolu toz pudingi 5 su bardağı sütle pişirin. Çikolatayı ekleyip eriyinceye kadar karıştırın ve ocaktan alın.
  2. Vanilyalı toz pudingi 1,5 su bardağı süt, portakal suyu, rendelenmiş portakal kabuğu ile karıştırarak pişirin. Dikdörtgen borcamın tabanını kaplayacak kadar kedidili dizin ve üzerine çikolatalı pudingin üçte ikisini dökün. 
  3. Tekrar bir sıra bisküvi dizin. Üzerine portakallı pudingi yayın. Tekrar bisküvi dizip çikolatalı pudingin kalanını ekleyin ve kaşığın tersi ile düzleyin. En üste fındıkları serperek en az 2 saat buzdolabında soğutup servis yapın.

01/03/2011

Gürcü Mantısı

Gurcu_mantisi

Son 7 yılda gördüğüm; arka arkaya çok fazla tarif vermeye başladım mı arkasından çok uzun bir ara veriyorum. Dün hazır yeni tarif vermişken belki bugün yenisini yazmamalıyım ama tarifin verdiği heyecanı kaybetmek de istemiyorum. Bugünkü tarif Gürcü Mantısı. İşin güzel tarifi bizzat bir Gürcü tanıdığımız yaptı bizim için. Ben de o yaparken fotoğrafları ve videoları çektim.

Gürcü mantısı

6-8 kişilik

Hamur malzemeleri:

  • 1 kg un
  • 1,5 tatlı kaşığı tuz
  • sıcağa yakın ılık su

içine:

  • peynirli iç (yarım kg peynir + maydanoz) veya kıymalı iç (yarım kg kıymadan) (içine)

üzerine:

  • yağda kızdırılmış pulbiber (üzerine)

Hazırlanması:

  1. Hamur malzemelerini karıştırarak 10 dakika boyunca yoğurun. Hamur iyice özleşsin, bıçakla ortadan kestiğinizde göz göz olsun.
  2. Hamuru bir parmak kalınlığında açın. Çay bardağı ile kesin.Gurcu_mantisi1
  3. Bezeleri ikişerli alıp aralarını unlayın ve elinizle hafif açın. (1 çay tabağı büyüklüğünde)
  4. Merdaneyle her birini nescafe fincanı tabağı büyüklüğünde açın.
  5. Ortasına 2 dolu dolu tatlı kaşığı kadar içten koyun.
  6. Yanlarından tutarak pile yapar gibi katlayın, ortasını büzerek bastırın.
  7. Her birini unlanmış tepsiye dizin.Gurcu_mantisi3
  8. Bir kısmını kaynamış su dolu tencereye alarak tencerenin kapağını kapatın.Gurcu_mantisi4
  9. 5 dakika sonunda mantılar üste çıkınca sudan bir süzgeç ile çıkartıp servis tabağına alın. Üzerine tereyağında kızdırılmış pulbiber dökün.

Gurcu_mantisi5

28/02/2011

Sucuklu Köfte

Sucuk_kofte

Portakal Ağacı için en önemli dönemeçlerden birini atlattık geçen hafta. Kitapta yer vereceğimiz bütün tariflerin fotoğraflarını çekme işlemi bitti. Şimdi sadece eksik metinleri tamamlamak kaldı. İyi haber bundan sonra artık sadece site için yemek yapıyor olacağız! Gene de bundan sonra da bahanelerim olsun diye 3 sosyal sorumluluk ve 2 iş projesi üstlendim. Anladımki ne kadar çok iş alırsam o kadar verimli oluyorum. Kitap fotoğraflarının bitmesini kutlamak için ilk olarak çocukların seveceğini umduğum bir tarifle başlıyoruz bugün.

Sucuklu Köfte:

Tarif Sofra dergisi Ocak 2011 sayısından, tarifi veren Filizler Köfte'nin aşçıbaşısı Ramazan Poyraz.

4 kişilik

Malzemeler:

  • 100gr sucuk, kıyılmış
  • 400gr dana kıyma
  • 1 adet orta boy soğan, rendelenmiş
  • 1 adet yumurta
  • 2 tatlı kaşığı toz kırmızıbiber
  • tuz, karabiber

Hazırlanması:

  1. Derin bir kabın içine sucuk, kıyma, soğan, yumurta ve baharatları koyup iyice yoğurun. 
  2. Daha sonra yoğurduğunuz malzemeden mandalina büyüklüğünde parçalar koparın ve dilediğiniz şekli verip ızgara yapın.

not: kızartacaksanız içine ekmek için ve maydanoz ekleyin. Biz galeta unu ekleyip çok az yağlanmış tavada pişirdik.

16/02/2011

Çocuklarla Yapılabilecek Tarifler: Elmalı Kağıt Kek

Elmali_kek

Bir önceki yazımda ve twitter'da kızımla yaptıklarımzdan biraz bahsetmiştim. Belki bunu yıllardır uygulayanlar vardır ancak bizim için ilk olduğundan paylaşmak istedim. Ayşe İkbal 2 yaşına kadar televizyon seyretmedi. Ancak 2 yaşından sonra bizim zaaf göstermemiz dolayısıyla televizyon seyretmeye başladı. Son zamanlarda artık akşamları tüm aile zorunlu olarak çizgi filmlerin aynı bölümlerini tekrar tekrar seyreder olduk.

Geçen hafta artık bundan çok bunalınca onun için aldığım kitaplardan birkaçını çıkarttım. televizyonun kartını da sakladım. Önce "anne bak televizyon bozulmuş" dedi. Sonra ben onu kitaplara yönlendirince hiç itiraz etmeden benimle tüm akşam oynadı. Doğrusu ben kızımın yeri göğü inletip televizyon seyretmek istemesini beklediğimden bu haline çok şaşırdım. Ertesi sabah da normal de ilk iş televizyonu açan kızım kitabını alıp yanıma geldi. Hani insanın bazı şeyler gözünün önünde olur da farkedemez ya ben de kızımın aslında sürekli aynı çizgi filmleri seyretmekten bıktığını, onun aslında bizimle zaman geçirmek istediğini fark edememişim. Eski uyuduğundan 3 saat erken uyumasını saymıyorum bile.

Çok yorulduğumuz yerde de bir şeyler pişiriyoruz. Dün akşam da onunla kolay yaptığımız elmalı keklerden yaptık. Elmalı iç genelde önceden dolapta kavanozda hazır oluyor. Arada kahvaltılarda marmelat gibi de koyuyoruz masaya. Kek krizi tutunca da elmalı içi ekleyip basit ve güzel bir kek yapıyoruz.

Bizim bu aralar en sık kullandığımız kitaplar:

Bunların dışında tavsiye edebileceğiniz içinde batı kültürünü empoze etmeyen kitaplar, uzun yolculuklarda seyretmesi için çizgi film fikirleri varsa öğrenmeyi çok isterim. Bir de tabii sizin çocuklarınızla en sık yaptığınız tarifler nelerdir?

Elmalı Kağıt Kek:

Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 3 türk kahvesi fincanı toz şeker
  • 2-3 tatlı kaşığı elmalı kurabiye içi 
  • yarım türk kahvesi fincanı sıvıyağ
  • 3 türk kahvesi fincanı un
  • yarım paket kabartma tozu

Hazırlanması:

  1. Yumurta ve toz şekerleri çırpın. Yumurtaları dolaptan kırmadan getirme ve toz şekeri kaba boşaltma görevi çocuğunuza ait.
  2. Kurabiye içini karışıma ekleyip azar azar çırpın. Diğer tüm malzemeleri de sırasıyla ekleyin. Karışım çok akışkan gelirse biraz daha un ekleyin. Karışımı yarılarını dolduracak kadar 12'li muffin kalıbına yerleştirdiğini kağıtlara dökün. 160 derecede 20 dakika kadar pişirin. Bir kürdanla kontrol dip yapışmıyorsa fırını kapatın ve keki ılınmaya bırakın.

14/02/2011

Hayırlı Kandiller

Kandil_simidi

Bu sabah kızıma bugün Peygamberimizin doğum günü olduğunu söylediğimde "o zaman bugün okula gitmeyeceğim, peygamberimiz için pasta yapacağım!" diye ısrar etti. Onu okula gitmeye ikna ettik ama akşam kandil menümüze bir de rulo pasta ekledik. Fotoğraftakiler dün etkinlikte Ümran'ın siteni en güzel tuzlusu ilan ettiği Hanzade'nin kandil simitleri. Her ne kadar simit şeklinde olmasalar da böyle sunmayı daha çok seviyorum ben. 

Bir de kandil için kızıma bir oyuncak mı alsam diye düşünürken eve bir köşeye atılacak yeni bir çöp daha eklememem gerektiğine karar verdim. Onun yerine bir haftadır akşamlarımızı televizyon yerine doldurduğumuz etkinlik kitaplarından/kartlarından bir tane daha aldım. Hepinizin gecesi kutlu olsun, inşallah dualarınızda dua bekleyen okuyucularımıza da anarsanız çok mutlu olurum.

Dün soğuğa, uzaklığa, evde hasta yatan eşlerine, kendilerinin hasta olmalarına aldırmadan gelen tüm okuyucularıma ise en içten teşekkürlerimi sunuyorum....

11/02/2011

Mısır Gevrekli Kurabiye

Cornflakeskurabiye

Pazar günü yapılacak Portakal Ağacı buluşmamız için yavaş yavaş kendi hazırlıklarımı tamamlamaya başladım. Çocukların küçülen ve iyi durumda olan tüm eşyalarını toparladım, yıkadım ve ayırdım. Çocuklara bakacak birini ayarladım. Annemi buluşmada ben, teyzem ve ablam adına konuşma yapması için ikna ettim. (en zoru buydu!) Şimdi geriye pazara kadar sakin sakin beklemeyi başarmak kalıyor.

Fotoğraftaki kurabiyeleri geçen ay başladığımız BYV yemek kursunda üniversite öğrencisi genç arkadaşlarla yapmıştık. Neredeyse ikinci kursun tarihi geldi ama ben bu kurabiyeyi bir türlü yazamadım. Sebebi bu defa benim elimin yavaşlığından ziyade kurabiyeleri sonradan her yapışımda fotoğraflayamadan bitmeleriydi. Dün gece sırf fotoğraflamak için yaptım bu defa.

Ayşe ikbal bu aralar fotoğrafları kitabım için çektiğimi biliyor. Bu yüzden sabah fotoğraf çekmeye çalışırken baktım kendi kitaplarını almış "anne! kitap için çekiyorsun ya, al benim kitaplarımı kullan da çek" diye ısrar ediyordu.

Mısır Gevrekli Kurabiye

Tarif; "Beyaz Fırın'dan Yeni Çıkmış Kurabiyeler" kitabından.

Malzemeler:

  • 150 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
  • 100 gr (yarım su bardağı) toz şeker
  • 1 adet yumurta
  • 100 gr kuru üzüm (1 su bardağı)
  • 180 gr un (1,5 su bardağı)
  • 120 gr mısır gevreği (4 su bardağı)

Hazırlanması:

  1. Fırını 165C'ye getirip ısıtın. Tepsiyi yağlayıp hafifçe un serpin. (ben yağlı kağıt serdim)
  2. Derin bir kabın içinde tereyağı ve toz şekeri mikser veya çırpma teliyle karıştırarak yumuşatın.
  3. Yumurtayı ekleyip 1-2 dakika daha karıştırın.
  4. Kuru üzüm, un, mısır gevreğini ekleyip 1-2 dakika daha karıştırarak hazırlayın. (tarif karıştırmayın diyor ama ben elimle karıştırınca ancak toparlandı karışım)
  5. Önceden hazırladığınız tepsiye kaşık yardımıyla aralıklı olarak dökün.
  6. Önceden ısıtılan fırında 15-20 dakika pişirin.
  7. Tepsileri fırından çıkartıp soğumaya bırakın.

07/02/2011

Karnabahar Salatası ve Armutlu Salata

Karnabahar_Salatasi

Geçen hafta nasıl geçti anlamadım, bu hafta da gerek Portakal Ağacı buluşmamız gerekse diğer toplantılar yüzünden öyle geçecek gibi.

Hafta sonu yaklaştıkça ben muhtemelen buluşmamız dolayısıyla daha çok heyecanlanmaya başlayıp stres olacağım için siteye yazma ihtimalim azalacak. Bu yüzden bekleyen iki tarifi şimdiden yazayım. İkisi de bizim favori salatalarımız arasına girdi.

Tariflerin kaynağı sitenin salata hazinesi teyzeme, yapımları anneme ait.

Karnabahar Salatası

Malzemeler:

  • 1 adet orta boy karnabahar (yıkanmış, koçanlarına ayrılmış)
  • 1 limon, kabuklarıyla dilimlenmiş
  • 2 havuç (yıkanmış, kabukları soyulup halka halka doğranmış)
  • 2 kırmızı biber, doğranmış
  • 2 yeşil biber, doğranmış
  • 4-5 dal taze soğan, doğranmış
  • kornişon turşu, doğranmış
  • yarım demet dereotu, ince kıyılmış
  • yarım demet maydanoz, ince kıyılmış
  • arzuya göre konserve mısır
  • sosu:
  • 1,5 limonun suyu
  • yarım çay bardağı zeytinyağı
  • tuz

Hazırlanması:

  1. Karnabaharı ve limon dilimlerini bir tencerede hafif yumuşayana kadar haşlayın. Havuçları da aynı suda hafif diri kalacak şekilde haşlayın. 
  2. Sularını süzüp biraz soğuyunca karnabaharları mümkün olduğunca küçük koçanlara ayırın. Kalan malzemeleri ekleyip harmanlayın ve üzerine sosu döküp servis yapın.

Armutlu_salata

Armutlu Salata:

Meyve salatasında dereotunun ne işi var diyebilirsiniz ama biz yediğimizde çok  uyumlu olduklarına karar verdik.

Malzemeler:

  • 2 adet deveci armudu, soyulup küp küp doğranmış
  • 1 nar, temizlenmiş
  • 2 adet portakal, biri küp küp; diğeri halka halka doğranmış
  • yarım demet dereotu, ince kıyılmış
  • arzu edilirse servis esnasında serpmek üzere ceviz

Hazırlanması:

  1. Armutu, narı, küp doğranmış portakalı ve dereotunu karıştırın. Dİlimlenmiş portakalla servis tabağınızı süsleyin ver servis yaptığınız tabaklara dilerseniz birer kaşık ceviz ilave edin.

not: küp doğranmış portakal armutun kararmasını önlüyor. cevizi önden eklerseniz rengi salatayı karartabilir.

31/01/2011

Puf Pasta

Puf_pasta

Geçen hafta beklediğimden yoğun geçip, evde de hastalıklar ve ateş düşürücülerle boğuşunca tarifleri yazmak bu haftaya kaldı. İnşallah bu hafta hızlıca tüm tarifleri paylaşırız. İşte ilk tarif puf pasta. Eğer anlaşılması zor olursa artık video çekip anlatmaya çalışırım.

 

Puf Pasta:

 Keki:


  • 4 yumurta

  • 2 su bardağı şeker

  • 2 çorba kaşığı kakao

  • 1 su bardağı süt

  • 1 su bardağı sıvı yağ

  • 2 su bardağı un

  • kabartma tozu

  • vanilya


Kreması:

  • 75 gr. tereyağı

  • yarım su bardağı un

  • yarım kaşık nişasta

  • 1 su bardağından biraz eksik şeker

  • 1 paket vanilin

  • yarım litre süt


Ayrıca:


  • muz

  • soğuk süt


Hazırlanması:


  1. Öncelikle keki hazırlayıp 175C fırında pişirin.

  2. Kek pişerken kremayı hazırlayın: Margarin, un ve nişastayı, unun kokusu çıkana kadar kavurun. Kalan malzemeleri ekleyip krema kıvamına gelene kadar karıştırıp soğutun.

  3. Kek pişince hafif soğutup çay bardağıyla kesin. Artan kısımları blenderla ufalayın ve geniş bir kaseye alın.  

  4. Kestiğiniz dairelerden birini alıp soğuk süte batırın. Üzerine bir parça muz dilimi ve 1 tatlı kaşığı krema koyun. Bu halde ufalanmış keklerin olduğu kasenin içine yerleştirip kremanın etrafını elinizle bastırarak kek parçalarıyla kapatın. Elinize alıp avucunuzla biraz daha düzeltin. Aynı işlemi tüm daireler için tekrarlayın.

21/01/2011

Muhammed Mus'ab 1 Yaşında

Seker_hamuru_pasta

Kızım 2 yaşında iken ailemize bir bebek daha katılmasına hazır olup olmadığım konusunda ciddi endişelerim vardı. Çalışma düzenimi yeni yeni oturtmaya başlamış, kendimce çocuğunun manevi ihtiyaçlarına ancak yetebilen bir anneydim bana göre. Bu tabloya bir de minik bir bebek eklenirse her şey alt üst olacaktı. Sonradan bizi bizden daha iyi tanıyan, bu tablonun bir bebekle daha da güzelleşeceğini gösterdi. Ben 2 çocuğa yetemem diye söylendim durdum, şimdi ise oğlumu düşündükçe ona olan sevgimden dolayı sözlerim eksik, gözlerim dolu dolu kalıyorum...

Bana hayatının ilk yılında ismi gibi zorluklar karşısında dayanıklı olmayı, en kötü anında bile gülümseyip çevresindekilere de umudu aşılamayı öğreten bu minik adamın ilk yaşını kutlayıp onun için hayır dualarda bulunduk dün. Pasta için üç gün çabalayan Meryem teyzesinin, babaannesinin, anneannesinin, Ayşe teyzesinin, Leyla teyzesinin, Özlem yengesinin, Feyza ve Sare ablalarının ve pastada son anda yer vermemiz gerektiğini fark ettiğimiz Ayşe İkbal ablasının eşliğinde çok güzel bir anı yaşadık sayesinde.

Menümüz:

Karnabahar_Salatasi

Karnabahar Salatası

Mantarli_patatesli_borek

Mantarlı-patatesli börek

Armutlu_salata

Armutlu Salata

Kırmızı Lahana Salatası

Pogaca

Peynirli Poğaça

Puf_pasta

Puf Pastası (yiyenler "önce bunun tarifini yaz!" diye ısrar ettiler, inşallah bununla başlayacağım tarifleri vermeye...)

18/01/2011

Önemli olan salonların değil, yüreklerin metrekaresi

Annemin_sofrasi

Günlerdir ne yazacağımı düşünüp durup sözcüklerin etrafında dolaşıyorum. Aklımın kıvrımlarında paylaşmak için can attığım, belirli bir zaman içinde yazmazsam buharlaşıp uçacak tüm sözcükler. Her yazmak için durduğumda da "insanlar tarif bekliyor asıl" düşüncesi çıkıyor karşıma. Doğrusu, daha öncede yazmışımdır, bu ara en çok yemek yaptığım dönemden geçiyorum. Ama hepsi yayınlanmak için artık kapıya dayanmış kitabın içeriği olduğundan siteye ekleyemiyorum. Her fotoğraf çekişimde bunu hemen paylaşamıyor olmak üzüntü verirken, çekimin heyecanı mutluluk veriyor.Hafta sonu hazır annem bizleri bir sofranın etrafında toplamış ve onun "yeterince güzel değil çekme!" ısrarlarına rağmen masayı çekmişken yazayım istedim sözcüklerimi. 

Kitap dışında bu ara en çok arkadaşlarımla yeniden bir araya gelebilmemin mutluluğunu yaşıyorum. Her ne kadar kendi evim stüdyodan daha geniş olsa da geçen cumartesi küçük bir ortak alana 12 çocuk, 8 anne 20 kişi sığabilmeyi başardık. Hatta başlıktaki sözü kendime slogan yaptım. Ne kadar çok sevdiğiniz insan bir araya gelirse bulunduğunuz alan da o ölçüde genişliyor gerçekten.

Bunca zaman sanal olarak iletişimde çağ atlamış olsak da yüz yüze görüştüğümz insan sayısı giderek azalıyor. Bana soracak olsaydınız "kimseyle görüşemiyorum" der, beni aramayan arkadaşlarımı suçlardım bilinçaltımda. Çocuklarını, onlar aramasalar bile, her gün bıkmadan usanmadan arayıp hatırlarını soran babama nasıl bıkmadığını sorduğumda "ben sizin ihtiyacınız olduğu için değil, kendi ihtiyacımdan dolayı telefon açıyorum" cevabını almıştım. Gerçekten de son 1 ayda insanlardan beklemek yerine kendim aramaya başladım görüşmek istediklerimi. Ya da buluşmayı arzu edenlerin hepsini bize davet etmeye başladım. Bir aydır yaşadığım mutluluk son 5 senedeki bahanelerimin ne kadar yersiz olduğunu gösterdi bana. Özlediğimi göstermek için aranmaya ihtiyacım yok, arayıp söyleyebilirim o insana. Veya annemi ne kadar sevdiğimi anlatmak için çok büyük ritüellere, Allah gecinden versin onu kaybetmeme gerek yok. Dün öğlen onu evden alıp beraber içtiğimiz bir kahve onun sohbetine, sözcüklerine, sesini duymaya ne kadar ihtiyacım olduğunun bence en güzel göstergesiydi. 

İnsanların sürekli bizi anlamasını bekliyoruz. 4 yaşındaki kızımdan bile kardeşi dolayısıyla anlayış bekliyorum. Halbuki kucağımdaki kardeşine saldıran kızımın tek istediği onu da kucağıma almam. Bunu yaptığımda normalde kendini sevdirmeyen bir çocuğun gelip annesini öpmesi onu anlamış olmamın kendisini ne kadar mutlu ettiğinin en açık göstergesi. 

Buraya kadar okumayı başarıp hala tarif bekliyorsanız en azından umutlu bir haber vererek ve aklımdakilerin bir kısmını yazmış olmanın iç huzuruyla bitireyim cümlelerimi. Perşembe günü minik oğlum 1 yaşına giriyor, inşallah onun sofrasından tarifler yazacağım...

11/01/2011

Portakal Ağacı Okurlarıyla Buluşuyor

2011'in anahtar kelimelerinden biri "paylaşmak" demiştim geçtiğimiz haftalarda. İşte bu sözün ışığında ilk paylaşım etkinliğimizi duyurmaktan mutluluk duyuyorum.

Üsküdar Belediyesi işbirliği ile ihtiyaç sahibi çocuklara artık kullanmadığımız ancak iyi durumdaki çocuk eşyalarımızı ve oyuncakları topluyoruz. Toplanan kıyafet ve oyuncakları Toplumsal Gelişim Merkezi'ne iletiyoruz. 13 Şubat günü saat 11'de Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde buluşmak ve ilk iyilik adımımızı birlikte atmak dileğiyle...

Etkinlik anasayfası için lütfen tıklayın.

08/01/2011

Hoşgeldin Bebek Sofrası

Hosgeldin_bebek

Çok sevdiğim lise arkadaşlarımdan biri geçen ay üçüncü bebeğini dünyaya getirdi. Diğer lise arkadaşlarımın büyük çoğunluğu da İstanbul'da iken hep beraber bebeğini görmeyi istedik. Ancak 2 küçük çocuk ve yeni bebekle misafir ağırlamanın ne derece zor olacağını tahmin edebildiğimden hepsini bize davet ettim. Dün gece 2'ye kadar bugün için hazırlıklar yaptık. Allah'tan hem pastayı sade yapmayı seçmiştik hem de içimizde bu işin eğitimini almış olanlar vardı.  Hazırlık ekibi olarak bugün davet sırasında ara ara gözlerimiz kapansa da küçüklerle beraber 15 kişiyi bir araya toplamak, yeni annenin ilk acemilik pastamızla yüzünün güldüğünü görmek harikaydı.

not: pasta fikrini yazışmalarımızda aklıma sokan Zeynep'e ve hem tüm gece benle çalışıp ertesi gün buluşma öncesi  benimle iş sunumuna gelen ekip üyelerime sevgilerimi yolluyorum...

Menümüz:

03/01/2011

Hamsi Ekmeği

Hamsi_ekmegi

Stüdyo'da çalışmaya başlayınca hergün yeni bir tarif dener olduk. Cuma günü de Filiz ablanın tarifiyle hamsi ekmeği yaptık. Tarifin aslında iç yağı kullanılıyor, hatta asıl lezzeti onun verdiği söyleniyor ama biz zeytinyağı ile yaptık. O halde bile çok güzel oldu, 11 aylık oğlum bayıla bayıla yedi.

Hamsi Ekmeği:

Tuzlanmış hamsiyi balıkçılarda veya marketlerde bulabilirsiniz, genelde balık reyonlarının yanındaki meze bölümünde oluyor.Dilerseniz tarifi Facebook sayfamızdan izleyebilirsiniz: http://ow.ly/3xjvN

Malzemeler:

  • 1 kase tuzlanmış hamsi, 1 gece önceden suya yatırılmış
  • 1 kase taze soğan
  • 1 kase doğranmış maydanoz
  • 1 avuç taze nane, doğranmış
  • 1 demet pazı, doğranmış
  • 1 kuru soğan, doğranmış
  • 2 bardak mısır un
  • yarım bardak un
  • 2 yumurta
  • 1 çay bardağı sıvıyağ

Hazırlanması:

  1. Tüm malzemeyi bir kabın içinde karıştırın. Karışım fazla katı gelirse azar azar su ekleyin.
  2. Karışımı yağlanmış fırın tepsisine yayın. Eğer kalın olsun isterseniz biraz daha küçük bir fırın kabı kullanabilirsiniz (ne kadar kalın olursa içinin pişmesi o kadar uzun sürer)
  3. 170C'de pişirin.

25/12/2010

Mantarlı ve Patatesli Börek

Mantarli_patatesli_borek

Geçen haftalarda Ayşe İkbal ile bir arkadaşıma gitmiştim. Kızım o misafirlikte yapılan mantarlı böreği çok güzel yemişti. O zamandan beri aklımda bu böreği yapmak vardı. Çarşamba günü sabah erkenden toplantıya gelecek misafirlerimize ne yapsam diye düşünürken yine aklıma gelince bu sefer denedim. O günden beri A.İkbal "gene börek var mı?" diye soruyor.Kızıma mantar yedirmenin ideal yönetimini de bulmuş oldum böylece.

Mantarlı ve Patatesli Börek:

4 kişilik

Malzemeler:

  • 3 yufka
  • 4 orta boy soğan, yemeklik doğranmış
  • 200gr mantar (varsa istiridye mantarı alın, daha az sulandığı için daha güzel oluyor)
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 4 orta boy patates, rendelenmiş
  • tuz, kimyon, kekik, pulbiber, karabiber
  • üzerine yumurta sarısı

Hazırlanması:

  1. Soğan ve mantarları tavada, sıvıyağ eklemeden kavurun. Mantarlar suyunu salıp çekince zeytinyağını ekleyip 1-2 kez çevirin.
  2. Patatesleri ekleyip karıştırın. En son baharatları ilave edin.
  3. 1 yufkayı açıp yağlayın. Ortadan ikiye kesin. Kestiğiniz yere malzemeden biraz yayın. (altıda biri kadar) Yufkayı sarıp tepsinin şekline göre dolayın. (bu şekilde bir gece bekleyebilir)
  4. Pişirmeden önce üzerine yumurta sarısı sürüp 200C fırında pişirin. 

 

 

23/12/2010

Portakal Ağacı Stüdyosu

2 ay önce Kırmızı Minder'de bahsettiğim Hayal Evi'mize nihayet taşındık. Evin en büyük özelliği Portakal Ağacı stüdyosuna ev sahipliği yapması. Zaman zaman Ayşe İkbal'le yemek videoları çekeceğimiz (ilk videoyu dün çektik!), zaman zaman okuyucularla beraber yemek yapmayı planladığımız bu yer benim 7 yıldır hayalini kurduğum bir mekan. Bu mekanın hem hayalini kurmamda hem de hayata geçmesinde sizlerin desteği çok büyük, bu yüzden inallah benim kadar siz de seversiniz...

Portakal_agaci_studyo

Portakal_agaci_studyo2

Portakal_agaci_studyo3

Mekanın diğer bölümleri daha çok ev dekorasyonunu ilgilendirdiği için onları Kırmızı Minder'e yazacağım gelecek haftalarda.

Bu vesileyle bu hayale sponsor olan Tantitoni'ye, Kütahya Porselen'e, Gürallar Art Craft'a, evimitasarla.com'a ve mekanı hayata geçiren mimarlık ofisine teşekkürlerimi sunuyorum.

15/12/2010

Aşure Vakti

Asure

Yine bir aşure zamanı daha geldi. Siz de yarın için aşure tarifi arayanlardansanız buradan annemin tarifine ulaşabilirsiniz...

11/12/2010

2011'in Anahtar Kelimeleri

2011_3
Geçen yıl bu zamanlar takip ettiğim yabancı bloglardan birinde yazar her yıla bir anahtar kelime atadığından bahsediyordu. Yazar bütün yılı o anahtar kelimeler üzerine inşa etmeyi planlıyordu. Doğrusu 2010 için benim o zamanlar tek düşündüğüm kelime "sağlık" idi. Elbette bunda en büyük etken oğlumun yılın başlarında dünyaya gelecek olmasıydı. O hayata gözlerini açtığında ise anahtar kelimem bu defa benim için etkili olmuştu. Onu beklerken aldığım 20'nin üzerindeki kiloyu 2010 yılı içerisinde vermeye çalışacaktım. Tüm yıl boyu sabrederek, zaman zaman pes etme noktasına gelsem de vazgeçmeyerek, bana faydası olmadığına inandığım tüm yiyecekleri hayatımdan çıkardım. Bir yemek yazarının bunu söylemesi garip belki ama 1 yıldır her ne kadar tariflerini yazsam da hiç pasta-börek-hamurişi-tatlı vs. yememeyi başardım.

Şimdi tüm bunları neden yazdığımı sorarsanız 2011 için kendime odaklanacağım iki kelime seçtim: şükretmek ve paylaşmak. Geçen bir yıl boyunca gerek benim gerekse yakınlarımdan birinin hasta olacak olması ihtimalinden korkup durdum. Bunda muhtemelen yaşadığımız bazı hastane durumları etkili olsa da ben korkudan mevcut halime şükretmeyi yeterince düşünemedim. Veya bir anne olarak ne kadar yeterli olduğumu sorgulamaktan sağlıklı ve mutlu çocuklarım olduğuna odaklanamadım. Ancak tüm bu süreçte kendilerini izlediğimden hiç haberleri olmasa da pek çok blog yazarının paylaştıkları bana çok yardımcı oldu. Örneğin Mehtap'ın yazıları beni her pes edişimde yeniden devama zorladı. 

Her birimizin odaklanmak istediği kelimeler bambaşkadır elbette ama ben bu yıl beni sağlıklı kılan yemekleri, hayatı, hatta artık kullanmadığımız ama başkasına faydası olacak eşyalara kadar (örneğin oyuncaklar ve çocuk kıyafetleri!) pek çok şeyi paylaşmak istiyorum. Sizden ricam maddi/manevi neleri paylaşmak istediğinizi bana yazmanız, belki böylece hep beraber şükrümüzü arttırıp daha çok iyiliğin paylaşılmasına vesile oluruz.

Gene haberleri olmadan yazıyorum ama anne ve bebişi ile anne cafe bu yazının ilham kaynakları oldular, teşekkür ediyorum kendilerine... 

29/11/2010

Çekiliş Zamanı: Nehir Hediye Setleri

Ela - Foto2
Karizma

Diva - Foto2

Ben bütün gün kitap için yemek yapıp fotoğraf çekerken okuyucular da muhtemelen bu sayfalara gelip elleri boş dönmekten sıkılıyordur. Bu yüzden bu süreçte sizlere farklı markalarla hediyeler vermeye devam ediyoruz. Bu haftaki markamız Nehir Çelik Mutfak Eşyaları. Bu yazıya yorum bırakan okuyucularımız arasından yapacağımız çekilişle bir okuyucuya; Karizma; 89 parça çatal, kaşık, bıçak seti, bir okuyucuya Ela; 40 parça saten çay seti ve bir okuyucuya Diva çaydanlık hediye ediyoruz. Çekiliş için son katılım ve açıklama tarihimiz 6 Aralık pazartesi.