Hoşgeldiniz Sofrası

Hosgeldin_sofrasi

Biz ne zaman bir yolculuktan dönsek annem arabamızın bagajına bizim için yaptığı tencere tencere yemekleri doldurur, kayınvalidem hemen aynı gün bizi yemeğe alıp leziz yemeklerini serer önümüze... Acıkmış 2 küçük çocukla yorgun argın evin yolunu tutarken aynı gün ne yiyeceğiz, ertesi gün de ne yemek yapacağım diye düşünmek zorunda olmadığımı bilmek büyük bir huzur verir...

Dün kayınvalidemler ve kayınbiraderlerim bir haftalık yolculuklarından dönecekleri için ben de onlara bize hazırladıkları gibi bir sofra hazırlamak istedim. Her şeyi geceden hazırlarım diyordum ama önceki akşam 3ünü yapınca pilim bitti. Sabah geri kalanları hazırlayıp teyzemin sürpriz davetine gittim, yolcularımızı havaalanından alıp eve geçtik. (havalanında yolcu karşılama kısmı çocukluğumdan beri favorim!) Çok şükür 10-15 kişilik bir grupla huzur dolu (+ zaman zaman da gelen hediyeleri paylaşamayan çocukların çığlıkları dolu) bir akşam geçirdik. 

not: bir diğer sevdiğim detay, gelen yolcularınız için birer ekmek almak, ertesi sabah kahvaltıyı hazırlarken ekmek almakla uğraşmak zorunda kalmasınlar....

Sofradakilerden bazıları:

Talasboregi

kuşbaşı etli talaş böreği

Kabak

kabak yemeği

Kereviz

kereviz salatası

Tavuk

fırın poşetinde tavuk

Ayva_tatlisi

fırında ayva tatlısı + kaymak


Ispanaklı Peynirli Börek

Amcakahvalti2

Ispanaklı peynirli böreğin tarifini, yazılarını çok özlediğim Şaziye'nin sitesinden aldım. Kıymalıya göre daha hafif ve bana kalırsa daha lezzetli bir alternatif oldu bu börek. Şaziye, tek tek rulo yapmıştı börekleri, bende malzemeler iki katı olduğu için kolaya kaçıp tepsiye döşedim.

Ispanaklı peynirli börek

1 normal fırın tepsisi için:

Malzemeler:

  • 5 yufka
  • Yarım kg ıspanak
  • 1 baş soğan + 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 150 gr yağsız beyaz peynir, çatalla ezilmiş
  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • 1 çay bardağı su
  • Tuz, karabiber


Hazırlanması:

  1. Ispanakları yıkayıp, küçük küçük doğrayın. Büyükçe bir kaba alıp, üzerine tuz karabiber serpin.
  2. Soğan, 3 yemek kaşığı zeytinyağında kavurun, hemen ıspanakların üzerine dökülüp, iyice karıştırın. (Kavrulmuş soğanlar ıspanağın yumuşamasını sağlıyor)
  3. Yumurta, zeytinyağı, su ve biraz tuzu çırpın. 
  4. Yağladığız tepsiye bir yufkayı kenarları dışa sarkacak şekilde yayın. Üzerine yağlı karışımınızdan sürün. 1,5 yufkayı parça parça bölüp bütün yufkanın üzerine döşeyin. Tekrar yağlı harçtan sürüp ıspanaklı harcınızı tepsinin her tarafına yayın. Ezdiğiniz peyniri serpin. Tekrar 1,5 kat yayıp yağlı harçtan gezdirin. Geri kalan yufkanızın ortasını bir elinizle tutup tepsiden traşacak kenarları kopartın ve tepsiye yayın. Yağı sürün. Kalan bütün parçayı yayın. En alttan sarkan kenarları içe katlayın. Kalan yağ, su, yumurta harcını gezdirin.180 derece ısıtılmış fırında kızarıncaya kadar pişirin.

Amcamızla Pazar Menüsü

Amcakahvalti1

Pazar sabahı, çocuklar amcaları kahvaltıya geleceği için çok heyecanlıydılar. Genelde hep beraber babaannemizde buluştuğumuzdan, amcalarımız bize çok sık misafir olmuyorlar. Bu yüzden ben de hazırlıklar aşamasında epey heyecanlıydım. Kısırı ve börekleri bir gece önceden hazırladım. Sabah misafirimiz gelene kadar mutfak / oturma odası kısmını 3 kez süpürdüm, hatta çocuklar oyuncakları tekrar dağıtıp toplamak zorunda kalmayayayım diye çoğunu sakladım. Sonunda çok şükür güzel bir pazar geçirmiş olduk. (Sofranın adı pazar yemeği oldu çünkü 11'de başlayıp öğleden sonra bitti, çay bardaklarını Ayşeİkbal'in seçtiğini de fark edene + 10 puan :)

Menüdekiler:

Her pazar favorim olan mantarlı dürümler

Amcakahvalti2

Ispanaklı, peynirli börek (fark ettimki ben ıspanaklı böreği peynirli seviyormuşum ve siteye daha yazmamışım)

IMG_2913

Havuçlu kek (çocukların zorlamasıyla yapılan 1. tarif)

IMG_2915

kısır (yine bunu onların oy çokluğuyla yaptım)

Amcakahvalti3

bu da büyüklerin favorisi; diyarbakır usülü yumurta

IMG_2916

Lokum poğaça (Allah'tan bu poğaçaları çok sık yapmıyorum, yoksa yememek için kendinizi tutmak çok zor oluyor)

Boranye ve Patatesli Köfte

IMG_2837

İşte Elif Ayşe'nin sofrasında benim en hayranı olduğum lezzet. Patates köftesi ile beraber veriyorum tarifi, çünkü Elif Ayşe, köftelerin boranye'nin içinde minik minik bölüştürülüp öyle yendiğini anlatmıştı. Tarifteki tuzlu yoğurdu kendiniz gidip almak isterseniz Fatih'teki Sofular mahallesinde Antakya ürünlerini satan dükkanlardan alabilirmişsiniz. Bir de ben internetten satan burayı ve burayı buldum.

Boranye:

Malzemeler:

  • 250gr kuşbaşı et veya kıyma
  • 1-2 kuru soğan
  • Yarım kilo ıspanak
  • 1 su bardağı haşlanmış nohut
  • 1 büyük nescafe fincanı tuzlu yoğurt
  • pul biber
  • 1 kurutulmuş acı biber (çok acıysa yarım ekleyin)
  • kuru nane

Hazırlanması:

  1. Kıyma veya kuşbaşı etler soğan ve yağ ile biraz pişirin.
  2. Ardından doğranmış ıspanakları ekleyip iyice ölmesini bekleyin.;
  3. Bir su bardağı tuzlu yoğurdu su ile ayrı bir kapta ayran kıvamına getirip tencereye ekleyin. Ardından pul biber, kurutulmuş biber ve haşlanmış nohutları katın. Kaynadıktan sonra nane atıp altını kısın.;15-20 dk kapağı açık şekilde ocakta kaynatın. (Yoğurt ve su kıvamını göz kararı ayarlıyorum, az su çok ekşi bir tat demek oluyor, çok su ise yoğurdun tadını uçurup götürüyor..)

IMG_2824

Patatesli Köfte:;

  • 1 su bardağı ince bulgur
  • 1 küçük soğan
  • 1-2 yemek kaşığı biber salçası
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • tuz
  • 2 orta boy patates, haşlanmış ve ezilmiş

Hazırlanması:

  1. 1 su bardağı ince bulguru çok hafif ıslatıp bekletin, içine minik bir soğan rendeleyin.;
  2. 1-2 yemek kaşığı biber salçası, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 çay kaşığı;karabiber, az tuz ekleyip yoğurun.;
  3. Belli bir kıvama gelince haşlanmış ve çok güzel ezilmiş olan 2 orta boy patatesi ekleyip tekrar 10 dk yoğurun. Çiğ köfte gibi şekil verip servis edin.

Tuzlu Minikler

IMG_2823

Haftaya ilk olarak Elif Ayşe'nin kuzeninin yaptığı tuzlu miniklerle başlıyoruz. Bu kurabiyelere baktıkça mutfakta tezgahın üzerindeki bir kavanozun içine doldurulmuş olduklarını hayal ediyorum. (muhtemelen bu görüntü bizim evde ancak 2 saat dayanabilir!) Tarif için teşekkürler Elif & kuzeni! (Tarifin aynısını Melda daha önce yazmış, onunkiler de harika gözüküyor. Melda'nin tarifi ve fotoğrafı burada )

Tuzlu Minikler

Malzemeler:

  • 125 gr tereyağı
  • yarım su bardağı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı mahlep
  • yarım çay bardağı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı acı kırmızı toz biber
  • 1 tatlı kaşığı sirke
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 yumurta beyazı
  • yarım çay bardağı çörek otu
  • aldığı kadar un
  • üzerine 1 yumurta sarısı

Hazırlanması:

  1. Tüm malzemeyi karıştırıp yumuşak bir hamur elde edin. Yarım saat dinlendirip şekil verin ve üzerine yumurta sarısı sürün.
  2. 170C'de pişirin. (çok çabuk pişiyor bu yüzden dikkatli olun...)

Elif Ayşe'nin Sofrası

IMG_2842

Her ne kadar bir internet sitenizin olması sizi çok sosyal bir insan olmaya zorlasa da gündelik hayatta o kadar da sosyla olmadığımı itiraf etmeliyim. Beni insanların arasında değil de tek başıma bir cafe'de yakalama ihtimaliniz daha yüksek. Ama Elif Ayşe gibi insanlarla sohbet etme fırsatını yakalyınca aslında daha çok insan görmeye, daha çok paylaşamaya ve karşımdakilerin bilgilerinden istifade etmeye ne kadar ihityacım olduğunu anlıyorum. Her ne kadar lise arkadaşı olsak da biraraya bir türlü gelemediğimiz arkadaşım minik bebeği ve talı kızına rağmen Antakya ve Özbekistan'a özgü harika yemekler yapmıştı. Haftaya tüm tarifleri sıraya yazmaya başlayacağım inşallah...

IMG_2827

tuzlu yoğurt salatası

IMG_2828

erişteli salata

IMG_2825

yeşil salata

IMG_2829

zeytinyağlı kereviz

IMG_2823

minik tuzlular

IMG_2837

boranye

IMG_2824

patatesli köfte

IMG_2841

samsa

IMG_2830

Elif ayşe'nin hazırladığı harika hediyesi

IMG_2832

ve içinden çıkan antakya salçası, kurutulmuş biber, tuzlu yoğurt, kimyon, zahter, melengiç, özbek bademi ve üzümü...


5 Yaş Sofrası

Po

Ayşe İkbal'in doğum gününe mesajlarınız için çok teşekkür ederim! Hepsini çıktı aldım, bu akşam Project Life'daki fotoğraflarının yanına ekleyeceğim. 

Yeni eve taşınırken Ayşeİkbal bebeklik albümünü buldu. Albümün içindeki fotoğraflara bakarken yeğenim Meryem'ciğim için 3 yıl önce hazırladığım doğum günü fotoğraflarını gördü. Tabii görür görmez de pastanın aynısından talep etti! Kelebek pastayı sipariş vereceğimiz kesinleşince tüm hazırlıkları bu konu üzerine tasarladım. Dekorasyon detaylarını ve nereden aldığımı Kırmızı Minder'e yazdım, menüyü de burada paylaşayım. Ayşe İkbal'e doğum günün için neler hazırlayalım? diye sorduğumda "kısır, elmalı turta, çikolatalı kurabiye ve kuvate! (gubate)" dedi. Bunun üzerine ben büyük bir sessizliğe büründüm:)

Gubate

Teyzeciğim sağolsun gubateyi yaptı,

Kisir

Anneciğim kısırı ve

Kabak

kabak tatlısını getirdi (hem de konsepti bilmeden kelebekli tabakta!)

Turta

Sare turtayı yaptı

Salata

Ben de salata ile

Kurabiye

kurabiyeleri yapıp bütün gün boyunca Ayşe İkbal'e "annene arada kötü anne! desen de güzel doğum günü yapıyorum değil mi?" deyip defalarca "evet!" dedirttim :)


Ayşe İkbal 5 Yaşında!

5

Ayşe İkbal'ciğim, doğum gününü bu yıl erken kutladık diye sana erken bir doğum günü yazısı yazmaya çalıştım dakikalarca. Tek yapabildiğim çevremdekilerden bakışlarımı kaçırıp sessiz sessiz ağlamak oldu...

Minicik yaşında ablalığa terfi etsen bile hala "annesinin ilk bebeği" diye sevilmekten mutluluk duyuyor, "biz babamla aynı benziyoruz, Musab da annemle aynı benziyor" diyor, "anne Musab'ın doğum gününde çikolata hediye etmiştim, bende etmeyecek misin?" diye soruyor, kardeşin kucağımda merdivenlerden inerken bana dönüp "anne iki basamak iniyorsun Musab'ı öpüyorsun" deyip her hareketimi kaydettiğini gösteriyorsun. Geçen seneden farklı olarak soyadının Özdemir olmadığını, kızların hep aynı takımı tutmaları gerekmediğini biliyorsun.

Bütün bir gün birbirimize kendi düşündüğümüzü yaptırmaya çalışıp dursak da, yüzlerce kez sana "annecim sen ablasın idare et kardeşini, nolursun!" desem de uykuya daldığın anda senin de hala küçücük olduğunu fark ediyorum bebeğim... 

Belki sen de benim gibi yıllarca annesinin kendisini anlamadığını, kardeşlerini daha çok sevdiğini, kendisi için iyi olanı istemediğini düşünüp duracaksın. Tek dileğim inşallah sen de benim gibi annen hayatta iken onun kıymetini anlarsın güzel kuzum... 


Çiğ Köfte Menüsü

Sofra

Yazmaya başlayalı dile kolay 9 sene olacak... Nihayet 9 senenin sonunda yazıyla ve mevsimlerle olan ilişkimi fark etmeye başlayabildim. Evet kar yağmasını, onun yağışını seyredip Penelope'ye logoda çizdirdiğim gibi camın kenarına oturup çayımı yudumlamayı çok seviyorum. Ama her kar damlası da sanki benim içimdeki yazı hevesini alıp götürüyor. Bu sene uzun süren kışla, içimdeki karamsarlıkla mücadele etmeye kararlıyım yinede... Hava kapansa da güneş gene açacak, gene güzel insanlarla dolacak etrafım. Yeterki ben çabalayayım, yeterki ilk adımı atan ben olayım. Hep karşımdakilerden beklemeyeyim telefonu...

Geçen hafta iki kere misafir ağırlamak mesela çok iyi geldi benim içimdeki mutsuzlara. Genç kızken misafirler gittikten sonra saatlerce mutfağı toplayan annemi eleştirip duran ben, cumartesi gecesi misafirlerimi yolculayınca sabah 7'de uyanacak evin bıdıklarını hatırlayıp girdim mutfağa. Menüyü hazırlarken de hep kendi annemle yaptıklarımızı anıp ne kadar çabuk kendi çocuğumla aynılarını yaşamaya başladığıma hayret edip durdum. Halbuk çocukken annem bana aynılarını söylediğinde çağlar öncesine ait bir masalı anlatıyormuş gibi gelirdi. İnşallah benim kızım da benimkileri hep güzel bir masal olarak hatırlar...

Visne_salata

Başrolde çiğ köftenin olduğu menüleri tasarlamakta hep zorlanıyorum. Yanına çok fazla yiyecek hazırlarsam çiğ köfteyi yapana haksızlık etmişim, az yaparsam aç kalacaklarmış gibi geliyor. Sonuçta ilk olarak vişne sulu salata yaptım. Kayınvalidem ıspanaklı arnavut böreği, teyzem poğaça, annem de tatlıları getirdi.

Yapraksarma

Bu defa menüyü hazırlarken ilk önce yanına ne yapayım diye sordum, eşim "yaprak sarma gibi bir aperatif" diyince belli etmeden yutkundum:) Cumartesi sabahı Musab'ı oyalama çabaları eşliğinde Ayşeİkbal ile yaprakların başına oturduk. Önce "kızım ben küçükken annemin yanına oturur kendi sardıklarımı yerdim" dedim, her sarmaya çalıştığını tencereye koymasın diye. Sonra baktım yaprakları hızla tüketiyor, "annecim, ben birazcık yer sonra anneme yardım etmek için sadece yaprakları açardım" dedim. Birazcık bozuldu ama Allah'tan ikna olup yaprakları açtı.

Bir de akşamın sonunda herkese minik bir külah dondurma ikram ettik ve bundan böyle geleneksel aile buluşmalarımızı böyle sonlandırmaya karar verdik...


İkinci Yaş Sofrası

IMG_2528

Kar yağdı, biz taşındık derken Musab'ın doğum gününü ancak dün kutladık. Biraz daha bekleseydi ablasıyla beraber kutlayacaktı hatta. Musab'cığım için yaptığımız hazırlıkları Kırmızı Minder'de detaylı anlattık ama sofradakileri elbette buraya yazmalıyım.

Klasik doğumgünlerindeki pasta-börekler yerine bir öğlen yemeği planlamayı daha uygun buldum ben. Çünkü hem bizim minikler hamur işinden çok ana yemekleri daha çok seviyorlar, hem de böylesi daha güzel yeniyor.

Menüdekiler:

 


Musab 2 Yaşında!

Sour

 

Canım oğlum hani uykuya dalmadan önce yüzümü avuçlarına alıp, gözlerini gözlerime dikiyor ve "anne! seni seviy!" diyorsun ya... sen gözlerini kapattığın anda Allah'a bu sevgiye layık bir anne olabilmek için dua ediyorum.

Teşekkürler bebeğim, yüreğimin ne kadar daha genişleyebileceğini ve kimi zaman ayağım takılıp düşsem kalkıp yeniden denemem gerektiğini bana öğrettiğin için...

Yeni yaşın kutlu olsun bebeğim, bu yıl da hep beraber gülelim, her üzüntümüzde gülüşünle aydınlansın gözlerimiz. Unutmadan, ben de seni seviy! anneciğim...


Vanilyalı Ay Kurabiye & Palmiye Kurabiye

Bademli

Almanya seyahatimizden okuyuculardan bahsettim ama tek başına bir yazıda anlatmak istediğim bir anı daha vardı o yolculuktan geriye kalan...

Eşim ortaokul ve liseyi yatılı olarak okuduğu için o yıllarını ve dostluklarını hep çok büyük bir mutluluk ve özlemle anlatır. O yıllardaki dostlarından birinin bizim gittiğimiz şehrin yakınlarında oturduğunu hatırlayınca hemen ona bir e-posta gönderdi. Dönüşümüze 1 gün kala arkadaşından cevap geldi ve fuarda buluşmak üzere sözleştiler. Doğrusu onların fuardaki karşılaşmaları tüm gezi boyunca duygulandığım tek andı. İçimden "işte ben de kendi arkadaşlarıma karşı böyle bir dost olmak istiyorum, aradan yıllar geçse de, doğru dürüst görüşemesek de birbirlerine olan muhabbetleri hiç bitmeyen ve kaldıkları yerden devam edebilenlerden olmak..." dedim.

Onları başbaşa bırakıp ben kitap imzalamaya geri döndüm. Birkaç saat sonra arayıp geceyi onlarda geçireceğimizi haber verdiler. Hem 31 Aralık gecesi olması hem de iki küçük kızları olduğunu bildiğim için sevgili eşi Cahide'yi düşünüp bu teklifi geri çevirmek için çok uğraştım ama eşim çoktan kabul etmişti bile! Kızları için birkaç çocuk kitabı alıp yola koyulduk. Cahide son anda haber vermemize ve çocuklara rağmen bizim için Alman mutfağından tarifler denemiş, epey zahmete girmişti. Palmiye kurabiyeyi de onda görüğüm için denenecekler listeme aldım. Dönüş yolunda bir dergide Alman kurabiyelerinden olan vanilyalı ay kurabiyeleri okuyunca Cahide'yi hatırlayıp onu da listeye ekledim. Bir de dua ettim... "bu yılın ilk anları güzel insanlarla çevrili başladı, hep öyle geçsin 2012..."

Vanilyalı Ay Kurabiye

Son zamanlardaki favori kurabiyem kesinlikle bu! Ben içine birkaç damla da badem aroması ekledim ama onsuz da olur...

tarif allrecipes.com'dan

Malzemeler:

  • 2 su bardağı (265gr) un
  • 1 tutam tuz
  • 200gr tereyağı
  • yarım su bardağı (60gr) pudra şekeri
  • 1 yumurta
  • 1 paket vanilin (bunun yerine 3 tatlı kaşığı vanilya şekeri de kullabilirsiniz, tarifi aşağıda)
  • 1 + dörtte bir su bardağı (180gr) dövülmüş çiğ badem

Hazırlanması:

  1. * Kendi vanilya şekerinizi yapmak için 2 su bardağı şekeri bir kavanoza koyun. İçine temiz bir vanilya çubuğu ekleyin, kapağı kapatın ve iyice karıştırın. Arada sallayarak birkaç gün bekleyin ve kullanın. Şeker azaldıkça ilave edebilirsiniz.
  2. Geniş bir kapta tuz ve unu karıştırın. Tereyağını küp küp kesip elinizle una yedirin.
  3. Pudra şekeri, yumurta, vanilin veya vanilya şekeri ve bademleri ekleyip karıştırın. Hamuru yarım saat buzdolabında bekletin.
  4. Hamurdan küçük parçalar koparıp elinizle rulo şekline getirin ve hilal şekli verin.Kenarları içe doğru (kruvasan gibi) kıvırın. Tepsiye yerleştirip tekrar buzdolabında 15 dakika bekletin. 200C fırında 10-15 dakika pişirin.
  5. Hala ılıkken üzerine pudra şekeri serpin.

Palmiye

palmiye kurabiye

Palmiye Kurabiye:

Hazırlaması en zevkli kurabiyelerden biri de bu. Üstelik malzeme listesi çok kısa!

Malzemeler:

  • 6 adet kare milföy
  • 1 su bardağı toz şeker
  • arzuya göre 1 portakalın kabuğu, rendelenmiş

Hazırlanması:

  1. Çalışma tezgahınıza bir miktar toz şeker serpin. Milföyleri şekerin üzerine yan yana dizİp birbirlerine yapıştırarak bir dikdörtgen elde edin. Kalan şekeri ve portakal kabuğu rendesini üzerlerine serpin. Merdane ile dikdörtgeni inceltin.
  2. Uzun kenarları karşılıklı içe doğru kıvırın ve ortada birleştirin. Üzerlerine hafifçe bastırın. Streçleyip buzdolabında 1 saat bekletin. 
  3. Sonra 1 parmak genişliğinde dilimleyip yağlı kağıt serili tepsiye dizin. 200C'de 10 dakika pişirin. (Bu aşamaların fotoğraflarına Joy'un sitesinden de bakabilirsiniz...)

İsveç Keki

Cikolata

Yorumlarda en fazla bu kek talep görünce yazmaya da ondan başladım. Tarifin asıl ismi bir İsveç soyadından alıntıydı ama sitede her aradığımda kolay bulayım diye ben isveç keki olarak yazmaya karar verdim. Malzemeler listesinde ilginç bir nokta var bu kekte. Listede de göreceğiniz gibi yumurta eklemiyorsunuz. Bunu okuduğumda en çok bana yumurta kokusu konusunda çözümler soran okuyucularım adına sevindim! Bir de kekin aslında üzeri için ayrı bir sos yapılıyordu ama ben kolayıma geldiği için üzerine puding hazırlayıp döktüm. Malzemeler listesindeki elma sirkesi de hiç fark edilmiyor!

İsveç keki:

tarif food.com'dan

Malzemeler:

  • 3 su bardağı un
  • 2 su bardağı toz şeker
  • 2 tatlı kaşığı karbonat (ben kabartma tozu ekledim sorun olmadı)
  • 1 tatlı kaşığı tuz (kabartma tozu kullanıyorsanız tuz eklemeyin)
  • 6 yemek kaşığı kakao
  • Dörtte üç su bardağı sıvıyağ
  • 2 su bardağı soğuk su
  • 2 yemek kaşığı elma sirkesi
  • 1 yemek kaşığı vanilin
  • sos için ayrıca

  • 1 paket çikolatalı puding
  • 500ml süt
  • Hazırlanması:

    1. Kek için kuru malzemeleri bir kapta karıştırın.
    2. Sıvı malzemeleri de ayrı bir kapta karıştırın.
    3. Sıvıları kuru malzemelere bir yandan karıştırarak yavaş yavaş ekleyin.
    4. Karışımı (bu kısmı çok önemli) çok iyi yağlanmış derin veya geniş bir kek kalıbına dökün. 175C'de 35-40 dakika pişirin.
    5. Bu arada pudingi pişirin. Kek pişip puding de hafif ılınınca kekin üzerine dökün. (puding fazla gelecekse bir kase kadarını ayırabilirsiniz.)

    Elif'e Veda Daveti

    Sofra

    Teyzemin kızı, sitede de elmalı üçgen kurabiyesi ile bilinen Elif'imiz, Erasmus programı ile bu dönem İsveç yolcusu. O gitmeden bize davet edip birlikte güzel bir gün geçirdik. Yemek dışındaki detayları inşallah kırmızı minder'e yazacağım ama önce Elif için hazırladığım menü:

    Elif'in gideceği ülke İsveç olunca internette araştırıp genelde oraya ve kuzey avrupa'ya ait tarifler denedim. Sizce önce hangi tarifi paylaşarak başlamalıyım?

    Bademli

    Bademli, vanilyalı kurabiyeler

    Cevizli

    teyzemin cevizli çörekleri

    Palmiye

    palmiye kurabiye

    Hardalli_patates

    fırında hardallı patates

    Pizza

    ekmek makinasında pizza (tarifi burada)

    Ispanakli

    teyzemin ıspanaklı böreği

    Hindiba

    armutlu salata

    Cikolata

    çikolatalı isveç keki


    Domates Soslu Köfteli Makarna

    Kofte_spagetti

    Portakal Ağacı'nın kitabının çıkmasının sence en güzel yanı ne diye sorsalar hiç düşünmeden "kitap fuarları" derim! Geçen hafta Almanya'daki fuarda yine yıllarca sesi soluğu çıkmadan siteye günü gününe takip eden o kadar çok okuyucuyla karşılaştımki... Muhtemelen bundan sonra canım her sıkıldığında siteyi bırakıp kaçma ihtimalim tamamen yok olacak. 

    Döneli birkaç gün olsa bile insanların gözlerindeki, seslerinin tonundaki samimiyet hala aklımdan çıkmıyor. Okuyucu dostlarımın minik notlar yazmalarını istediğim defteri heyecandan açamıyorum bile. Dolabı her açtığımda; elime çikolata ve el yapımı hediyeler dolu bir valiz tutuşturan Nurcihan'ı, koca bir hediye paketinde pasta malzemelerini yollayan Zeynep hanım'ı tekrar tekrar sevgiyle anıyorum...

    Fuara gelen, sohbet eden, eskisi gibi yazmıyorsunuz diye tatlı tatlı eleştiren herkese çok teşekkürler. Bu tarif sizler için, inşallah seneye "ne çok yazdın bu sene!" dedirtebilirim:)

     

    Domates Soslu Köfteli Makarna

    Tarif marthastewart.com'dan...

    Malzemeler:

    • 1 yumurta
    • tuz & karabiber
    • 1 kuru soğan, yemeklik doğranmış
    • 6 diş sarımsak, dövülmüş
    • yarım su bardağı galeta unu (ben irmik kullandım)
    • 1 su bardağından 2 parmak az parmesan peyniri (ben eski kaşar kullandım)
    • yarım kg kıyma
    • 1 tatlı kaşığı italyan baharatı (kekik, mercanköşk, kekik, fesleğen, biberiye ve adaçayı karışımı)
    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 3 domates, küp küp doğranmış
    • 1 paket çubuk makarna

    Hazırlanması:

    1. Geniş bir kasede yumurta, çeyrek su bardağı su, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı karabiberi karıştırın. Soğan ve sarımsağın yarısını ekleyin. Galeta ununu, peynir, kıyma ve yarım tatlı kaşığı italyan baharatını ekleyin. Yavaşça yoğurun. Dilediğiniz boyutta köfteler yuvarlayın.
    2. Tavada 1 yemek kaşığı yağı kızdırın. Köftelerin yarısını ekleyip 6 dakikada her yanını kızartın. Delikli süzgece alıp kalan köfteleri pişirin. Köfteleri çıkarınca aynı tavaya kalan soğan ve sarımsağı ekleyin. Yarım tatlı kaşığı italyan baharatını, tuz ve karabiberi serpin. Domatesleri ve bir bardaktan 2 parmak eksik suyu ekleyip 5 dakika çevirin. Köfteleri bu sosa ekleyin, kapağı kapatın, altını kısın ve 20 dakika pişirin.
    3. Bu arada bir geniş bir tencerede yarısına gelecek kadar suyu kaynatın. Su kaynayınca bir tatlı kaşığı tuz ekleyin. Çubuk makarnaları ekleyip 9 dakika pişirin. Pişince suyunu süzün. Köfteleri sostan alıp bir kaseye koyun. Kalan sosu makarnalara karıştırın. Üzerlerinde köfteyle servis yapın.

    Pizza Kaseleri

    Pizza_kaseleri2

    Oh Joy'un sitesinde hazır pizza hamuru ile verilen tarifi, ben evde yaptığım pizza hamuru ile denedim. Çocuklar sırf pizza hamurunun lezzetine içindeki türlüyü yemeye ikna oldular. Bir dahaki sefere daha da küçük sütlaç kaselerinde yapıp tek lokmalık pizza kaseleri yapmayı planlıyorum ben.

    Pizza_kaseleri

    Pizza Kaseleri:

    Malzemeler:

    • Pizza hamuru (ben buradaki tarifi iki katına çıkarıp hazırladım)
    • Dilediğiniz sebzeler (fotoğrafta soğan, mantar, brokoli var)
    • Domates sosu (ben sulandırılmış antep salçası kullandım)
    • Peynir (ben çerkez peyniri ekledim)
    • isteğe göre: sosis, sucuk, tavuk

    Hazırlanması:

    1. Hamuru hazırlayın. Soğanı piyazlık doğrayıp bir tavada zeytinyağı ile çevirin. Sebzeleri ekleyip hafif diri kalacak şekilde soteleyin.
    2. Kaselerinizin içlerini ve kenarlarından bir parmak kalacak kadar kısımı yağlayın. Sebze, sos ve peyniri dönüşümlü olarak kaselere paylaştırın.
    3. Hamuru yeterli sayıda bezeye ayırıp açın ve kaselerin üzerine yerleştirin. Kenarlardan hafif sarkmasına izin verin.
    4. 210C fırında 10-15 dakika pişirin. 

    Brokoli Salatası

    Brokolisalatasi2

    Sebzeleri belli etmeden ev halkına yedirme gizli görevime devam ediyorum. Geçen haftanın pazılı bulgur salatası başarıya ulaşınca ardından bir de brokoli salatası yaptım. Tarifin aslında kuru üzüm vardı ama evde kalmayınca ben hurmaları doğrayıp ekledim ve çiğ brokoliyi pişmişten daha çok sevdiğime emin oldum.

     

    Brokoli Salatası:

    Tarif thimble.ca'dan.

    Malzemeler:

    • 3 su bardağı brokoli, çiçeklerine ayrılmış
    • yarım su bardağı kırmızı soğan, doğranmış
    • çeyrek su bardağı ay çekirdeği içi
    • yarım su bardağı kuru üzüm
    • yarım su bardağı beyaz peynir

    Sosu:

    • yarım su bardağı yoğurt
    • çeyrek su bardağı mayonez (ben eklemeyip yoğurdu süzme kullanıyorum)
    • arzuya göre 2 yemek kaşığı toz şeker
    • 1 yemek kaşığı limon suyu
    • tuz & karabiber

    Hazırlanması:

    1. Sos malzemelerini iyice karıştırın.
    2. Büyük bir kasede salata malzemeleriye harmanlayıp en az 2 saat buzdolabında bekletin.

    Portakallı Kek

    Portakalli_kek

    Siteye güzel güzel "her gün yeni bir tarif denedim" yazdım ama her akşam kek pişirme mecburiyetine hala bir çare bulamadım. En son yalvar yakar havuçlu cevizli kek yerine yeni bir tarif deneme kısmına ikna edebildim. Sonuçta biz arkadaşlarla keki sildik süpürdük, akşamına ceza olarak yine havuçlu cevizli kek yaptık!

    Portakallı Kek:

    Tarif http://www.adventuressheart.com sitesinden.

     

    Malzemeler:
    • 3 yumurta
    • 1 su bardağı toz şeker
    • 1 paket vanilya
    • 1 portakalın kabuğu
    • dörtte bir su bardağı sıvıyağ
    • 3 yemek kaşığı yoğurt
    • yarım su bardağı ceviz içi
    • 1 portakalın suyu
    • 2 su bardağı un
    • 1 paket kabartma tozu
    Hazırlanması:
    1. Yumurta ve şekeri çırpın. Vanilya, portakal kabuğu, sıvıyağ ve yoğurdu ekleyip karıştırın. 
    2. Cevizi ve portakal suyunu ekleyin. Unu ve kabartma tozunu ilave edip karıştırın ve yağlanmış kalıba dökün.
    3. Önceden ısınmış 175C fırında 25-40 dakika pişirin. (İlk 20 dakika açmayın. Sonradan piştiğini anlamak için ortasına batırdığınız bıçak tamamen temiz çıkmalı)

     


    Pazılı Bulgur Salatası

    Pazili_bulgur

    Kırmızı Minder'de yazdığım haftalık menü panosu bizim evde epey işe yaradı. onun sayesinde 3 günde 4 farklı tarif denedim! Hep yeni tarif deneyecek zamanım yok diye üzülürdüm, bu sefer denemesine deniyorum da yazacak zamanı bulamıyorum. İşte pazartesi günü denediğim bulgur salatası. Kocaman bir kase yapıp ertesi gün öğlen yemeği için de bunu yanımda taşıdım ben.

    Pazılı Bulgur Salatası:

    Tarifin aslı 4littlemenandgirlytwins.com sitesinden. Vaktiniz varsa bakmanızı tavsiye ederim, 30 yaş altı 6 çocuklu müthiş bir annenin sitesi!

    Malzemeler:

    • 4-5 pazı yaprağı, doğranmış (pazı yoksa ıspanak da olur)
    • 2 su bardağı köftelik bulgur
    • 1 su bardağı sıcak su
    • 1 bardak kuru fasulye, haşlanmış 
    • 2 yemek kaşığı kurutulmuş domates, küp küp doğranmış
    • 4-5 dal taze soğan, doğranmış (ben evde olmadığı için pırasa koydum!)
    • yarım su bardağı yeşil zeytin, dilimlenmiş 
    • zeytinyağı
    • tuz
    • karabiber

    Hazırlanması:

    1. Köftelik bulguru geniş ve yayvan bir kaba alıp üzerine sıcak suyu dökün. Hafif karıştırıp üzerine kapatın ve 20 dakika bekletin.
    2. 20 dakika sonunda kalan malzemeleri ekleyip iyice karıştırın. Yağını, tuzunu ve biberini ilave edin.

    not: yazın yaparsanız minik domates ve salatalık da ekleyebilirsiniz.


    Lokum Poğaça

    Lokumpogaca

    Çok eskiden okuduğum bir yazıda "annelik gönüllü vicdan azabı çekmektir" diyordu. Şimdi düşünüyorum da gerçekten çocuklarınız olduktan sonra günlerinizin önemli bir bölümü bununla geçiyor. Hele bir de iki çocuğunuz varsa her birine gerekli özeni gösteriyor muyum, ilgimi ve enerjimi eşit tüketiyor muyum diye düşünüp duruyorsunuz. İşte pazar günü bu düşüncelerle küçük beyi ve babasını gezmeye yollayıp tüm günümü ablasına ayırmaya karar verdim. Birkaç saate bir kek, bir poğaça, bir kurabiye tarifi denemesini, mutfağı için küçük kız önlüğü fikişini ve 500 kadar ip baskısı resim yapmayı sığdırdık. Tüm bunları yaparken kendi kendine "bu gün çok güzel oldu" demesi ve sabah zevkle postaladığı kardeşinin ardından saatler sonra "ben onu çok özledim anne!" demesi yeterliydi benim için. 

    Yaptıklarımızdan biri de bu poğaçalardı, ben ne isim versem diye düşünürken aklıma ilk gelen lokum poğaça oldu. Başta peynirli yemem ben diye tutturan Ayşe İkbal bile piştikten sonra "anne bana peynirlilerden ver!" diye ısrar ediyordu. tarif için Meryem ablaya teşekkürler!

    Lokum Poğaça:

    Hamuru ben ekmek makinesinde yaptım. Siz dilerseniz elde yine instant maya ile veya yaş mayayı suda eriterek de yapabilirsiniz. Ben içine hafif sert olduğu ve çok erimediği için çerkez peyniri serptim. Siz başka bir peynir de deneyebilirsiniz.

    32-36 minik poğaça

    Malzemeler:

    • 1 su bardağı ılık süt
    • 1 su bardağı ılık su
    • 3 adet yumurta, sarıları üzerine
    • 1 çay bardağı sıvıyağ
    • aldığı kadar un
    • 3 yemek kaşığı toz şeker
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 1 paket instant maya
    • içine, peynir rendesi

    Hazırlanması:

    1. Süt, su, yumurta akları  ve yağı kabınıza koyun. Üzerini yaklaşık 2 su bardağı un ile kapatın. karşılıklı kenarlara şeker ve tuzu serpin. Unun ortasını sıvıya gelmeyecek şekilde açıp mayayı dökün.
    2. Hamur programında çalıştırın. Bu aşamada makinenin başında durun. Çünkü azar azar un eklemeniz gerekecek. Dikkat etmeniz gereken çok katı olmayan hafif cıvık bir hamurunuz olacak, ancak karıştıkça toparlanacak.
    3. Hamur 1 saat sonunda mayalanıp hazır olduğunda kaptan çıkarıp ikiye ayırın. Unlanmış bir tezgahta merdane ile yarım santim kalınlığında açın. Üzerine rendelenmiş peynir serpip rulo şekli verin. Ruloyu 2 parmak kalınlığında kesin ve yağlanmış tepsiye dizin. Diğer beze için de aynı işlemi yapın. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp 180C fırında pişirin.

    Merve'nin Kahvaltı Sofrası

    Foto1

    Aslında başlığı "çok gecikmiş bir kahvaltı yazısı" olarak da değiştirebilirdim. Geçenlerde Merve'nin sofrasını yazacağımı söylemiştim ama araya benim taşınma telaşlarım girince işler hepten aksadı. Merve'nin sofrası o kadar güzel olmuştuki normalde krep lafını bile duymak istemeyen kızım onun kreplerini birer ikişer yedi! Önce sofrasından iki kare:

    Foto2

    Bunlar benim ilk favorim: Yufka çanağında lor salatası!

    Foto3

    Bu harika şeyler ise közlenmiş biberde soğuk salata. Menünün devamı ve tarifler için Merve & Hatice'nin sitesine bakabilirsiniz.


    Ev Yapımı Lahmacun

    Ev_yapımı_lahmacun

    Ayşe İkbal sabah evden çıkmak için adımını atarken bana dönüp "anne, aksama lahmacun olsaydı" diye iç geçirince evde lahmacun yapmak farz oldu. Tarifi çok uzun yıllar önce Azra Özlem, e-posta ile yollamıştı. Ben ancak deneyebildim ama bundan sonra sık yapacağım sanırım.

    Ev_yapimi_lahmacun2

    Ev Yapımı Lahmacun:

    Orta boy 10 adet

    Ben kışın domates kullanmak istemediğim için kurutlumuş domatesleri marine edip kullandım. Bir de kurutulmuş acı biber ekledim.


    Hamuru Icin:

     

    • 4 Su Bardağı Un
    • 4 Çay Kaşığı Tuz
    • 6 gr instant maya
    • 1 Tatlı Kaşığı Toz Şeker
    • yarım su Bardağı Ilık Su
    • 300 gr Yoğurt


    Üzeri icin:

     

    • 450 gr Domates
    • 1 Orta Boy Soğan
    • 500 gr Kıyma
    • 1 Demet Maydanoz
    • 5 Diş sarmısak
    • 5 Adet Sivribiber
    • KarabiberTuz


    Salata için:

     

    • Limon
    • Sumak
    • Maydanoz
    • Sogan


    Hazırlanması :

    1. Ön hazırlık olarak, soğan, maydanoz, ve sivribiberi ince kıyın. Sarmısağı dövün. Maya ve toz şekeri ılık suyla ezin. Limonu 8’e bölün. Kabuklarını soyduğunuz domatesleri de minik küpler halinde doğrayın.
    2. Unu eleyin. 2 yemek kaşığını ayırıp kalanını 2 çay kaşığı tuzu katıp karıştırın. Unun karşılıklı kenarlarına tuzu ve şekeri serpin. Unun ortasını açıp mayayı serpin. Hepsini karıştırıp azar azar yoğurdu ve ılık suyu ekleyin. Elde ettiğiniz yumuşak hamuru ele yapışmaz kıvama gelene kadar yoğurun. Üzerine nemli bir bez örterek 30 dakika kadar ılık bir ortamda mayalanmaya bırakın. Hamuru iri yumurta büyüklüğünde pazılara (hamur parçaları) ayırın. Her pazıyı unlayarak elinizle yarım santim kalınlıkta yuvarlak olarak açın.
    3. Bu arada harcı hazırlayın. Bunun için, bir kapta domatesi, soğanı, kıymayı, maydanozu, sivribiberi, sarmısağı, tuz ve karabiberi iyice karıştırın.
    4. Hazırladığınız harcı, açtığınız hamurların üzerine yayın. Ancak hamurların kenarında 1 cm kadar boşluk kalmalı. Unladığınız fırın tepsisine lahmacunları dizin. Önceden 220 derecede ısıttığınız fırına koyduğunuz lahmacunları 15 dakika sonra çıkarabilirsiniz.

    Kış Salatası

    Mantar_kurudomates_salata

    Geçen hafta sonu Star Gazetesi Cumartesi eki'nde sevgili Aslı Gür ile yaptığımız röportaj yayınlandı. Aslı ile röportaj öncesi telefonda konuşurken 1 salata, 1 tatlı, bir de tuzlu yapmamı önermişti. Tuzlu annemin çok sevdiğim cevizli çörekleri olacaktı, tatlı zaten hurmalı kuplardı ama salataya bir türlü karar veremiyordum.

    Benim muhteşem "yumurta kapıya dayanmadan faaliyet geçme" prensibim gereği röportajın sabahı buzdolabının karşısına geçip "ne salatası yapacağım ben şimdi?" diye kara kara düşünmelerim sonucu ortaya bu salata çıktı. Röportaj sonrası ikramlardan sonra kameraman beyefendi bana dönüp "hayatımde yediğim en güzel salata bu! adı nedir?" diye sorunca uzunca bir duraklayıp "uydurdum salatası!" diyebildim. Benim uydurdum salatası sonradan kış salatasına döndü ve bundan sonra sık yapacaklarıma eklendi. Sevgili Aslı'ya hem zevkli sohbeti hem de röportajı için çok teşekkürler!

    Kış Salatası:

    Malzemeler:

    • 1 paket mevsim yeşillikleri
    • 1 paket mantar (dilimlenmiş olursa işiniz kolaylaşıyor)
    • 2 yemek kaşığı soya sosu
    • 1 havuç
    • 1 küçük kase beyaz lahana, doğranmış
    • 4-5 dilim kurutulmuş domates
    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı kekik
    • yarım yemek kaşığı pulbiber
    • 1 nar, ayıklanmış
    • 4-5 ceviz içi
    • zeytinyağı
    • tuz

    Hazırlanması:

    1. Salata hazırlıklarına başlmadan önce mümkün olan en erken zamanda (yapabiliyorsanız saatler öncesinde) domatesleri küçük küçük dilimleyip ağzı kapatılabilen bir kabın içinde zeytinyağı ve baharatlarla marine edin.
    2. Mantarı yıkayın, bir tavada çok az yağ ile soteleyin. Bıraktığı suyu çekince soya sosunu ekleyip 1-2 dakika daha karıştırıp altını kapatın ve soğutun.
    3. Yeşillikleri yıkayıp doğrayın. Havuçları rendeleyin. Lahanaları tuzla ovup sudan geçirin. Yeşillikleri, mantar, kurutulmuş domates, havuç ve lahana ile karıştırın. Tuzunu ve yağını ayarlayın.
    4. Üzerini nar ve ceviz içi ile süsleyin.

    Armutlu Kek

    Armutlu_kek

    Pazar kahvaltısı için kek tariflerini karıştırırken Design Sponge'da mürdüm erikli bir tarif gördüm. Bizde erik kalmadığı için ben alternatif olarak verilen armutla denedim. Biz ailece kekin hamurunu çok sevdik. Bundan sonra bu hamuru diğer kek versiyonları için de denemek istiyorum artık.

    Armutlu Kek:

    Malzemeler:

    • 1 orta boy armut
    • 150gr tereyağı, eritilmiş
    • 3 yumurta
    • 1 tatlı kaşığı şekerli vanilin 
    • 1 su bardağından 2 parmak eksik (150gr) toz şeker + üzeri için 2 yemek kaşığı
    • 2 su bardağı (250gr) un
    • 1,5 tatlı kaşığı kabartma tozu
    • yarım su bardağı (120ml) süt

    Hazırlanması:

    1. Fırını 180C'ye ayarlayın. Kek kalıbını yağlayın. 
    2. Armutu soyup dilimleyin.
    3. Yumurtaları vanilya ve şeker ile çırpın. Unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştırın. Erimiş tereyağı ve sütü ilave edip karıştırın.
    4. Kalıbın dibine armut dilimleri dizin. (Çok sıkı olmasın, aralara kekin dolmasını istiyoruz.)
    5. Kek karışımını üzerine dökün. Üzerini de armut dilimleri ile süsleyin. 2 yemek kaşığı şekeri üzerine serpin. (bu tatlı bir kıtırlık veriyor)
    6. Fırında bir saat veya ortasına batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar pişirin. Fırından alınca kalıbından çıkarmadan önce birkaç dakika bekleyin.

    Ay Poğaçası

    Ay_pogacasi

    Pazar günü evde çocuklarla tek başıma kalacağımı öğrenince oflamaya başladım. Allah'tan üniversite arkadaşım Saliha ve tatlı kızları bize gelmeyi kabul ettiler. Sonuçta kötü geçecek bir günü, bol oyun, bol yemek ve az muhabbet şansı ile geçirdik. Cumartesi gecesi çocukları uyutunca onlar için hazırlıklara başladım, en son gece 2'ye doğru uyanan kızım ile hazırlıkları tamamladık. Yaptıklarımızdan biri de bu poğaçalardı. Tarifin ingilizce adı ev yapımı kruvasan'dı. Ben ay poğaça dedim, bir de pazar akşamı son iki tanesini saklayıp sabah fotoğraflarını çekebildim. Tarif bakingbites'a ait.

    Ay Poğaçası:

    24 adet

    Malzemeler:

    • yarım su bardağı ılık su
    • 1 su bardağı ılık süt
    • 4 su bardağı un
    • 2 yemek kaşığı toz şeker
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 8 yemek kaşığı tereyağı
    • 1 paket instant maya

    Hazırlanması:

    1. Ekmek makinesinde yapıyorsanız suyu ve sütü kaba alın. Üzerini unla kapatın. Farklı kenarlara tuz ve şekeri serpin. Tereyağını küçük küçük kesip gelişi güzel serpin. Unun ortasını açıp mayayı dökün ve hamur modunda yaklaşık 1 saat çalıştırın.
    2. Elde yapıyorsanız unu ve instant mayayı karıştırın, şeker ve tuzu ekleyin, su ve sütü ilave edin. En son yağı ekleyip yoğurun ve 45 dakika mayalayın. (yaş maya ve kuru maya ile de yapabilirsiniz.)
    3. Hamur hazır olunca hafif unlanmış bir tezgaha alın. İki bezeye bölün. Her bezeyi önce elinizle sonra merdane ile açın. Pizza dilimi şeklinde 12 dilime kesip sarın, toplam 24 poğaça elde edin. Bu halde 20 dakika daha bekletin (ya da benim gibi akşamdan yapıp üzerini örtüp buzdolabının en alt rafında bir gece bekletin, dolaba koyacaksanız çıkarınca fırına koymadan oda sıcaklığına getirin.)
    4. 1 yemek kaşığı tereyağını eritin, poğaçaların üzerine sürün. Önceden ısınmış 200C fırında 12-18 dakika pişirin. 

    Aşure

    Asure33

    Pazartesi, Aşure günü. Hepinizin aşuresi şimdiden mübarek olsun. Tarif için aşağıya, nasıl süsleyebilirim derseniz de Kırmızı Minder'e bakabilirsiniz!

    Aşure:

    Malzemeler:

    • Yarım kg. buğday
    • 1 su bardağı nohut
    • 1 su bardağı kurufasulye
    • 1 çay bardağı pirinç
    • 100 gr kuru kayısı, yıkanmış ve ufak ufak doğranmış
    • 50 gr. kuş üzümü
    • 100 gr. çekirdeksiz kuru üzüm
    • dilerseniz ufak ufak doğranmış kuru incir (incir aşurenin rengini koyulaştırdığı için biz pek kullanmıyoruz)
    • 1 kg. toz şeker 

    Hazırlanması:

    1. aşureyi pişirmeye başlamadan 8-9 saat önce buğdayı büyükçe bir tencereye alıp üzerini 4-5 parmak geçecek kadar kireçsiz su ile doldurun ve bir taşım kaynatın.
    2. nohut ve kurufasulyeyi birlikte yıkayıp bir tencereye alın ve buğdaydaki işlemi tekrarlayın.
    3. her iki tencere de kaynadıktan sonra altını kapatın ve 8-9 saat dinlendirin.
    4. 8 saat sonra tencerelerin altını tekrar açın, kısık ateşte (buğdayları arasıra karıştırarak) buğdaylar iyice ezilinceye, nohut ve kurufasulyeler de yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 2,5-3 saat) pişirin. eğer tencerelerdeki su azalırsa kaynamış su ekleyin. buğday tenceresinin kapağını taşma tehlikesi nedeniyle açık bırakın.
    5. buğdayın pişmesine yakın tencereye iyice yıkanmış pirinci ekleyin. bir sürede pirinçlerle beraber pişirin.
    6. hepsi pişince nohut ve kurufasulyeleri buğday tenceresine ekleyin. 10-15 dakika daha kısık ateşte kaynatın. çekirdeksiz üzümü, kuş üzümünü ve kayısıları tencereye ekleyin. 15 dakika daha pişirdikten sonra toz şekeri ekleyin, bir taşım kaynatıp altını kapatın.
    7. aşurenin kıvamını kaynar su ekleyerek dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz.
    8. aşure soğuduktan sonra kaselere paylaştırıp tarçın/ceviz/fındık/nar ile süsleyin.

    not: piştikten sonra aşurenin bir kısmına veya tamamına bir portakal kabuğu rendesi eklerseniz çok güzel bir tat yakalamış olursunuz.


    Tavuklu Börek

    Tavuklu_borek

    fotoğraf yemek zevki Melda'ya ait.

    Bu hafta, birkaç gün önce okuduğum bir yazıya takılıp kalmış durumdayım. Yazının konusu, insanın aslında hayatını kendisinin zorlaştırdığı, bazen kendi lastiklerini kendisinin patlattığı ile ilgiliydi. Tüm endişelerimize bir an ara verip "farklı bir çıkış yolu nasıl bulurum?" diye düşündüğümüzde aslında imkansız bile görünsek bir çıkış yolu bulacağımız idi.

    Birkaç ay önce yüksek lisansa başladığımı söylemiştim. Etrafımdaki pek çok geçici bir heves olarak görse de ben 13 yıllık bir fobime karşı gelip başvuruda bulunduğum için dağları delmiş gibi hissediyordum kendimi. Sonradan ilk ödevlerimi teslim zamanım bayramın ilk gününe gelince aşırı paniklemiş, ödevleri teslim ettikten sonra "bu dönem kesin kalacağım" korkusuyla sistemin internet sayfasına girmeye bile korkmuştum. Bir de bu arada girmem gereken Ales sınavı vardı ki, dersleri geçemiyorsam ales'e de önümüzdeki dönem girerim deyip kendimi iknaya çabalıyor, bir yandan da sınav günü yaklaşıp ben endişelerimi kimseye söyleyemiyorum diye içim içimi yiyip duruyordu. Cumartesi günü bahsettiğim yazıyı okuyunca derin bir nefes alıp derslerin sitesine bakmaya karar verdim. O çok korktuğum dersten 70 almıştım! Eşime gidip 70 aldığımı ama ales'e önümüzdeki dönem gireceğimi söyledim. Sonunda ısrarları, bir yazıcı bulup giriş belgemi çıkartması sonucu pazar sabahı sınava girdim. Çok muhteşem bir sınav çıkarmadım belki ama hiç değilse boşuna korktuğumu, eğer önümüzdeki dönem tekrar girmek zorunda kalırsam panik yapmama gerek olmadığını anlamış oldum. 3 haftadır kendimi yiyp bitirmek yerine "ya korktuğum olmazsa" diye düşünerek hareket etseymişim meğer hayat çok daha kolay olurmuş. Şimdi duam bundan sonra karşılaştığım sıkıntılar için aynı davranışı gösterebilmek...

    Hafta sonu derin bir nefes alınca siteye yazma hevesim de artmış oldu böylece, sırada Hatice'nin sofrasında benim favorim olan ve abartısız bugüne kadar en beğendiğim börek olan tavuklu böreğin tarifi var...

    Tavuklu Börek

    Malzemeler:

    • 6 adet yufka
    • üzerine sürmek için 1 yumurta sarısı (Ben genelde beyazlarını israf etmemek için ya içine ya da üzerine sarısı ile beyazını karıştırarak sürüyorum)

    iç harcı :

    • 1 tavuk but
    • 1 tavuk göğüs
    • 1 ortaboy soğan
    • Dolmalık fıstık
    • Dolmalık üzüm
    • Yenibahar
    • 3 tane kesme şeker
    • Kuru nane
    • Karabiber
    • Tuz
    • Sıvıyağ
    • 1 su bardağı tavuk suyu


    Hazırlanması:

    1. Tavuklar haşlanıp küçük küçük didildikten sonra yemeklik doğradımız soğanı tencerede sıvıyağ ile hafif pembeleştiriyoruz . Tavukları da ekledikten sonra tüm baharatı içine katarak tencerede bir iki kez çeviriyoruz . Daha sonra haşlanan tavukların suyundan ayırdığımız 1 bardak tavuk suyunu da içine dökerek suyunu çekene kadar pişiriyoruz.
    2. 1 tane yufkayı serip üzerine hazırladığımız sıvıyağ ve su karışımını dökerek üzerine 1 yufka daha seriyoruz . Ben börekleri küçük küçük sevdiğim için 16 parçaya bölüyorum . isterseniz 12ye de bölünebilir. Geniş tarafına harçtan koyarak sigara böreği gibi sarıyoruz.
    3. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında altı üzeri eşit kızarana kadar pişiriyoruz .

    Hatice'nin Sofrası & Kıymalı Pide

    Haticenin_sofrasi

    Geçen salı Hobiriks sitesinin sahiplerinden Hatice'nin sofrasına misafir olduk. Hatice o kadar çok hazırlanmış ki eve dönünce ertesinde kaç gün oruç tutacağımıza dair tahminler yapıp durduk. Geçen ay da sitenin diğer sahibi Merve'ye gitmiştik. Önümüzdeki hafta da onun harika sofrasını yazacağım inşallah.

    Merve ve Hatice'nin sofraları her zaman nefis lezzetlerle dolu olsa da en sevdiğim taraflarından biri her kalkışımızda midelerimizden çok gönüllerimizin doymuş olması. Hep kalplerimizi huzur kaplayan insanlarla aynı sofralarda otursak ya da hiç olmazsa bir sofraya oturduğumuzda karşımızdakilere huzur duyaakları sözler söyleyebilsek keşke... Hatice'nin ilk tarifi tam pazar sabahlık kıymalı minik pideleri:

    Pide

    Pidelerin fotoğrafını çekip yollayan Melda'ya ayrı bir teşekkür!

    Kıymalı Pide:

    Hamuru :

    • 1 su bardağı yoğurt
    • 1 su bardağı süt
    • 1 adet yumurta
    • 1 su bardağı sıvıyağ
    • 1 paket maya ( ben genelde yaşmaya kullanıyorum )
    • 2 yemek kaşığı şeker
    • Tuz
    • Aldığı kadar un

    Hazırlanışı:

    1. Derince bir kabın içine unu koyarak ortasını çukur yapıyor . İçine diğer malzeleri de katarak hamurlaştırıyoruz . Sıcak bir yere sararak bırakıyoruz Hamurun kabarmasında sıcak ortam ve sabır önemlidir. Tam zamanında bekletince çok güzel oluyor.

    içi :

    • 250 gr kıyma
    • 4-5 adet yemeklik doğranmış kurusoğan
    • 2-3 adet küçük doğranmş domates
    • 3-4 adet ince kıyılmış sivri biber
    • Tuz karabiber kırmızı biber
    • Bu malzemelerln hepsini yoğuruyoruz.

     

    Hazırlanışı:

    1. Hamurun kabarması tamamlandıktan sonra istediğimiz büyüklükte kopartıp elimizle poğaça gibi açarak çiğ olan iç malzemesinden koyuyuruz.
    2. Uçlarını birbirine bitiştirip kapatıyoruz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüyoruz. 170 derece fırında pişiriyoruz. Fırından çıkarınca üzerine havlu ya da başka bir bez örtüp kurumalarını engellememiz gerekiyor.

    Kremali Yer Elmasi Corbasi

    Yerelmasi corbasi

    Yer elmasini en son ne zaman yapmisim diye arsivi taradigimda 2,5 sene once yaptigimi fark ettim. Benim aklimda hala o yazida yazdigim gibi cok uzun zaman once yaptigim yemek kalmis ama. Son yapisimda oldugu gibi bu sefer de bu minik sebzeler gene baskalarinin sayesinde girdiler dolaba. Twitter'da fikir sordugumda Asuman, kremali corbasini yapmami onerdi. Karsima sevgili Sibel'in tarifi cikinca, bir de nasil lezzetli oldugunu okuyunca hemen denemeye koyuldum. Ben sadece cig krema yerine internette buldugum muadilini ekledim. Sonucta ilk tadimdan sonra "cok lezzetli, nedir bu?" yorumunu aldi corbamiz:) Artik yer elmasi 2 seneye kalmadan tekrar tekrar girecek mutfagima. Tarifi ve bize bu sebzeyi sevdirdigi icin sevgili Sibel'e kocaman bir tesekkur!

    Malzemeler:

    • 1 paket yerelması (toplam yaklaşık 750gr)
    • 1 yemek kasigi tereyagi
    • 3 su bardağı sıcak su
    • yarim çay kaşığı köri
    • 1 su bardagi krema yerine 1 su bardagindan uc parmak eksik soguk sutun uzerini ayrica eritilmis tereyagiyla tamamlayip karistirin.
    • Bir tutam muskat
    • Deniz tuzu
    • Karabiber
    • Bir tutam maydanoz
    • Üzeri için arzuya gore küp kesilmiş tost ekmekleri

    Hazırlanması:

    1. Yer elmalarının kabuklarını soyup temizleyin. Kararmamaları için soyduklarınızı su dolu bir kabın içerisine atın. Hepsi temizlendikten sonra tekrar yıkayıp iri olanlarını birkaç parçaya kesin.
    2. 1 yemek kasigi tereyağından az bir miktar ayırarak kalanını tencerede eritin, yerelmalarını ekleyin. Üstlerine köriyi serpip birkaç dakika karıştırarak soteleyin.
    3. Sıcak suyu tencereye ekleyin, kaynamasını bekledikten sonra altını kısarak yaklaşık 20 dk pişirin.
    4. Yerelmaları iyice püre yapılacak kıvama geldiğinde blenderdan geçirin. Kremayı, muskat, tuz ve karabiberi ekleyin. Kıvamına göre su ilave edebilirsiniz.
    5. Isterseniz ayırdığınız tereyağıyla küp ekmekleri kıtırlaştırın. Çorbanızı kaselere aldıktan sonra üstlerine maydanoz ve kıtır ekmek, dilerseniz biraz daha muskat serperek servis yapın.

     


    Labneli Poğaça

    Labnelipogaca

    Bu poğaçaların eğlenceli bir öyküsü var. Çarşamba akşamı epey uğraşıp iki çeşit sebze ve bir börekten oluşan, kendimce güzel bir sofra hazırladım.Kızım yemekleri görüp hüngür hüngür ağlamaya başladı "ben bunların hiçbirini yemem!" diye. Ertesi sabah onu okula bırakırken sitem edip "keşke akşam yaptığım böreği yeseydin, çok üzüldüm" dedim. Cevap olarak "annanem ve şekerpare'nin yaptığı börekten yapsaydın yerdim" dedi. (Teyzem çok güzel şekerpare yaptığı için torunlar arasında adı şekerpare) Bahsettiği börek gubate, hani şu meşhur ve yapımı zor çerkes böreği! Kendisine "kızım onu en son 5 sene önce denemiştim ben" diyemedim tabii. Allah anneme uzun sağlık ömürler versin, o yaşadıkça gubate konusunda onunla yarışa girmeyi düşünmüyorum ben.

    Ama hırs yapıp dün başka bir poğaça yapayım dedim. Önce sevgili Müge'nin patatesli poğaçalarını yapayım dedim, tereyağı oda sıcaklığında değil ama diye buzdolabında tereyağıyla bakışırken yanındaki labneye gözüm takıldı. Onun yerine hamuruna labne koysam? diye düşündüm. Sevgili Cahide & Jibek'in labneli hamurunu görünce ekmek makinesinde denedim. Seneye ailede 10 kiloluk bir artış olursa muhtemelen bu poğaça yüzünden olacak! Ben un miktarını en son okuyunca iki tepsi çıkacağını geç fark ettim ama meğer poğaçalarda kısmeti olan başkaları da varmış, onlara dağıldı. Sabah kahvaltıdan önce fotoğrafı güç bela çekebildim. Lezzetleri hakkında başka bir şey söylememe gerek var mı? Müge'ye yazısını okurken bana yaşattığı huzur, Cahide & Jibek'e leziz tarifleri için çok teşekkürler!

    Son not: Bu pazar 15-17 saatleri arası Tüyap kitap Fuarı Kaknüs Yayınları Standında Yemek Kitabımızı İmzalıyorum!

    Labneli Poğaça:

    Bu tariften iki tepsi çıkıyor, bir de ben organik un + tam buğday unu kullandım, sadece beyaz un ile daha kabarık olacaktır.

    Malzemeler:

    • 150 gr. Labne peyniri
    • 2 su bardağı ılık süt
    • 1 su bardağından bir parmak eksik zeytinyağı
    • 2 yumurta ( birinin sarısı ayrılacak)
    • 2 yemek kaşığı şeker
    • 1.5 tatlı kaşığı tuz
    • 1 tatlı kaşığı instant maya
    • 7.5- 8 su bardağı un

    içi:

    • beyaz peynir + 1 yumurtanın akı ((hemen tüketilecekse sadece kaşar peynir))

    Hazırlanması:

    1. Ekmek makinesinde yapıyorsanız: peynir, süt, zeytinyağı ve yumurtayı kaba koyun. Üzerine un serpin. Tuz ve şekeri ayrı kenarlara dökün. Unun ortasını açıp mayayı dökün. (Un fazla olduğu için bir kaşıkla karıştırmaya yardımcı olmak ve unu baştan az döküp yavaş yavaş eklemek gerekebilir) Hamur hazırlama ayarına getirip yaklaşık 1 saatlik programda hazırlayın.
    2. Elde yapıyorsanız un ve instant maya hariç kalanlara kaba alın. Unu ve mayayı karıştırıp kaba ekleyerek yoğurun. Üzerini örtüp mayalayın.
    3. Elinizi yağlayarak mayalanan hamurdan bezeler alıp elinizde açın içine peynir veya bir dilim kaşar koyup kapatın.Tepsiye dizin.
    4. Üzerlerine yumurta sarısı ve yoğurt karışımı sürüp  yarım saat kadar tepsi mayasının gelmesini bekleyin.
    5. 200 derecelik fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

    Bayramınız Kutlu Olsun

    Flower-botanic-illustration-adele-rossetti

    resim: Adele Morosini Rossetti

    Bu bayram en çok neyin hayalini kuruyor, neye kavuşmayı arzuluyor iseniz dilerim gelecek bayrama kadar bu dilekleriniz, dualarınız gerçek olur... Hepinizin bayramını ailem adına kutluyorum...


    Kasım'la Gelenler...

    PA_kapak22 yıl önce bir Kasım ortasında haber vermişim kitap yazmaya başladığımı... Mus'ab'ın doğumu, iki çocuklu hayata alışmak derken nihayet yine bir Kasım ayında raflarda yerini alıyor Portakal Ağacı kitabı... Ben heyecandan doğru dürüst sayfaları açıp bakamıyorum bile...

    Bu kitap, eğer desteklenirse bir insanın hayallerini gerçekleştirebileceğinin yegane örneği.

    Her birinize binlerce kez teşekkür ediyorum, aslında sizin bıkmadan siteyi takip etmenizin, yorum yazmanızın eseri. Bu yüzden sadece benim değil hepimizin kitabı gibi geliyor bana. Bir teşekkürü de Kaknüs Yayınları'na borçluyum. Sözleşmelerinde 3 ay sonra telif ücretlerini ödeyeceklerini belirtmelerine rağmen tüm geliri Van'a bağışlayağımı yazdığım gün ödeme yaptıkları için. Cumartesi günü Ayşe İkbal ve Musab ile gidip hepimizin adına bağışımızı teslim ettik.İnşallah bundan sonra daha nice Sosyal Sorumluluk Projeleri yapmaya çalışacağım.

    Ama galiba en büyük heyecanı kitabı D&R veya Remzi kitabevi gibi bir kitapçıda elime alınca yaşayacağım... Sizlere ne kadar teşekkür etsem az demiştim değil mi?


    Bir Çocuğun Yüzündeki Tebessüm Olmak

    5

    Bir önceki yazıda duyurmaya çalıştığım minik bir yardım isteğine gelen yanıtlar o kadar güzeldiki... 2 haftadır dünyanın her yerinden okula telefonlar gelmiş, pek çok okuyucu, hatta dernek yardım yapacaklarını belirtmiş. Cemile hanım köye kıyafetleri dağıttıklarını, bundan sonrakileri de aynı sefaleti çeken komşu köylere yollayacaklarını belirtti.

    Ülkemizde kardeşliğe, dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan günlerde, sizler gibi insanların var olduğunu bilmek geleceğe karşı umutlarımı arttırdı. Portakal Ağacı bana dayanışmayı, düşünceleri farklı farklı olsa da yardıma ihtiyaç duyulan her yerde insanların tek bir yürek olabileceğini kanıtladı. Şimdi sıra tek yürek olup Van'daki yaraları sarmakta. Bana kardeşliğin en güzel örneğini gösteren Portakal Ağacı ailesi adına inşallah bu hafta dağıtımına başlanacak kitabımdan alacağım tüm telif ücretini Van'a yollayacağım.

    Sarıgöl İlköğretim Okulu adına da ne kadar teşekkür etsem fotoğraflardaki tebessümlerin içtenliği kadar güzel anlatamam duygularımı. İşte mutluluğun fotoğrafları:

    2

    Ben en çok bu fotoğrafı seviyorum, lastik pabuçlar elde, botlar ayaklarda...

    1

    6

    7

    4


    Portakal Ağacı'nın Dalları İyiliğe Uzanıyor...

    Orange_tree

    çizim: Afsaneh

    Bugün sizlerle Türkiye'nin bir köyündeki çocuklarının tarifini paylaşacağım. Tarif köy okulu öğretmeninin eşine ait:

    "Merhabalar Hatice Hanım, blogunuzu sessiz, sakin takip edenlerdenim, arada bir yorum yazmışlığım olmuştur...

    Benim aslında sizden bir istirhamım olacak; ben Samsun'un  bir dağ köyünde yaşıyorum, eşim öğretmen... Yaşadığımız bu köyün çocuklarının hali içler acısı. Fakirlik, sefalet diz boyu... Kendi mahsüllerini yapıp yedikleri için bir sıkıntı yok bu konuda. Sıkıntıları kılık kıyafet. İnanır mısınız okula gelen yavrucakların üzerinde bir montu bile yok... Demem o ki; çevreniz mutlaka geniş, ulaşabildiğiniz insan sayısı da oldukça geniştir sanıyorum... Sizden ricam kullanılmayan kılık kıyafetlerin, ayakkabıların bu yavrucaklara gönderilmesi...

    Okulumuzda 6'sı kız, 5'i erkek olmak üzere toplam 11 öğrenci (bunlar 7,8,9 yaşlarında,yani 1,2 ve 3. sınıf öğrencileri) var.Ayakkabı numaraları da ortalama 30 ila 34 numaraları arasında değişiyor.Naylon lastik ayakkabı ile kundura ya da bot arasında birkaç numara farkı olabilir, bu da mühim değil; annelerinin ördüğü patikleri giyip aradaki farkı kapatabilirler, eğer büyük gelirse...:) Bu çocukların birkaç da kardeşleri var; 1-5 yaş arası,; 8-10 çocuk kadar, kız erkek karışık...

    Aslında size şunu söylemek isterim ki, bu köyde her şey ama her şey insanlar tarafından kullanılabilir.Yani en basit plastik bir yoğurt ya da peynir kutusu bile insanlar için değerli... Demem o ki; sizin için hiçbir önemi olmayan bazı şeyler buradaki insanları çok ama çok mutlu kılacak, buna emin olun...  Sizden ricam kullanılmayan kılık kıyafetlerin, ayakkabıların bu yavrucaklara gönderilmesi... "

    Aylar önce pek çok okuyucudan ellerindeki küçülen kıyafetleri nereye verebileceklerine dair mailler almıştım. Çocuklarınızın artık kullanılmayan kıyafetlerini bir yere vermek isterseniz veya herhangi bir nedenle bir sadaka bağışlamanız gerektiğine inanıyor ama nereye, ne vereceğinizi düşünüyorsanız Samsun'un bu köyündeki çocuklar belki de sizleri bekleyenlerdir.

    Gönderimleriniz için adres: Cemile KARA 
    Sarıgöl İlköğretim Okulu Yakakent Samsun 55810 tel: 0505 904 1033


    Limonlu Dilimler

    Limonlu_dilimler2

    Gezinin hemen dönüşünde oğlum epey hastalanınca hem onun hem de benim kendime gelmem epey zaman aldı. Öyle ki yakınlarım nasıl olduğunu sorduklarında "o iyileşti ama ben hala atlatamadım olayı" dedim bir süre. O hasta iken benim yeni bir tarif denemek de hiç içimden gelmedi.Geçen hafta okuduğum The Help'te geçen karamelli kek, tekrar yeni tarifler deneme isteğimi uyandırdı. Karamelli kekten önce ilk bu tarifle başladım denemelerime.

    Limonlu Dilimleri ilk denemem de aslında bir başka kitap sayesindeydi. Yıllar önce Cooking for Mr.Latte'yi okurken bu tariften çok etkilenmiş, bir gece yarısı denemeye koyulmuştum. Ama fırın kabı ölçülerini yanlış uyguladığım için hüsranla sonuçlanmıştı. Bu defa Baking Bites'ın tarifiyle ve nihayet doğru kap ile denedim. Sonuçta bitmesin diye her gün 1 diliminin yenmesine karar verilen bir lezzet çıktı!

    Limonlu_dilimler

    Limonlu Dilimler:

    Bardak ölçüleri Amerikan cup ölçüleri iledir. (ekmek pişirme makinelerinden çıkan bardak da olur)

    Malzemeler:

    Taban Hamuru:

    • 1,5 su bardağı un
    • Üçte bir su bardağı toz şeker
    • Yarım çay kaşığı tuz
    • 1 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi
    • Yarım su bardağı tereyağı, oda sıcaklığında

    Dolgu:

    • 4 yumurta
    • 1 + üçte bir su bardağı toz şeker
    • 1 su bardağı limon suyu, taze sıkılmış ve süzülmüş (çok ekşi olur diye çekinirseniz yarısını su ile değiştirip limon kabuğu koyabilirsiniz)

    Hazırlanması:

    1. Fırını 175C'ye getirin. Küçük kare borcama yağlı kağıt yayın. Tabanı hazırlayın. Geniş bir kabın içinde unu, şekeri, tuzu ve limon kabuğunu karıştırın. Yağı küp küp kesip una ekleyin.
    2. Mikserle veya elinizle iri kum haline gelene kadar karıştırın. Karışımı kaba elinizle veya kaşığın arkasıyla bastırarak yayın. 16-19 dakika (kenarları hafif kahverengileşene kadar) pişirin.
    3. Tabanı pişerken dolguyu hazırlayın. Tüm karışımı çırpın. Taban pişince ve hala sıcakken üzerine dökün. 20 dakika daha pişirin. (Kalıbı salladığınızda karışım sabit kalana kadar)
    4. Kesmeden önce tamamen soğutun. Üzerine pudra şekeri veya hindistan cevizi serpin.

    notlar: benim kullandığım cup 240ml. Normal bir su bardağı da yaklaşık 250ml. Çok büyük olmayan bir bardak kullanmadıkça sorun olmayacaktır. Borcam 22cm. Dilim sayısı çok küçük kesilme oranıyla veriliyor, sanırım buna göre 24 denmiş ama ben daha büyük kesip 9 çıkartıyorum. Tereyağını soğukken ölçüyorum, bu da yaklaşık 125gr yani yarım paket.


    Çocuklarla Uzakdoğu Seyahati 2

    Ertesi gün havaalanından aldığımız bir broşürdeki tur rehberini ayarlayıp ilk olarak Pura Taman Ayun kraliyet tapınağını gezdik. Tapınağın anlamı güzel bahçe demekmiş, gerçekten de çok güzel bir bahçenin ve havuzun çevresine kurulmuştu tapınak.

    Biz gittiğimiz sırada tapınakta ibadet eden bir grup vardı. Hinduların inançlarına ve ritüellerine olan bağlılıkları beni çok etkiledi. Ve belki onlar farkında değil ama benim kendi inancım ile ilgili daha çok çalışmam gerektiği konusunda bana ilham kaynağı oldular.

    Ardından kakao, kahve ve çeşitli baharatların yetiştirildiği bir yeri ziyaret ettik.Fotoğraftakiler kakao meyvesi.

    Ayşe İkbal kahveleri havanda öğüttü...

    Kahvelerin kavrulduğu ocağın başındaki hanıma kızımın resmini çekip çekemeyeceğimi sorduğumda Ayşe İkbal'in gözlerindeki ışıltıyı görmenizi isterdim. Gördüğünüz izini alınca yaşadığı mahcubiyet...

    Ardından yetiştirdikleri kahve ve çay çeşitleri ahşap bir masada tattırdılar. Bir de köşede de dünyanın en pahalı kahvesi ve onu sindirerek üreten Asya Misk Kedisi (!) duruyordu. Ama biz tüm övgülerine rağmen kahveyi denemedik.

    Twinlake
    Kahvelerden sonra twin lake(ikiz göl)'e gittik ve dünyanın bir kez daha ne kadar muhteşem olduğunu hissettik. (Fotoğrafın gerçek boyutu için üzerine tıklayabilirsiniz.) Çocuklar uyuyunca gideceğimiz son bir yerden vazgeçip otele doğru yola koyulduk.

    Yolda benim en ilgimi çeken görüntülerden biri kız çocuklarının tek başlarına veya arkadaşları ile motorsiklet üzerinde ortaokula gidişleriydi...

    İlk tur rehberimizden çok memnun kalmayınca tripadvisor sitesini karıştırmaya başladım ve yapılması gerekenler listesine göre kendimize bir tur programı belirledim. İşin en güzeli de bu programı sadece ben biliyordum, diğerleri hepsini gidince öğrendiler:) Listenin ilk başında elbette bir yemek kursu vardı! Sabah 8.30'da buluşma yeri olan pazar yerine vardığımızda hane halkı başlarına geleceği ancak anlamışlardı. Rehberimiz Made önce bize ve gruptakilere tropik meyve ve sebzeleri tanıttı. Fotoğraftakiler Hinduların tanrıları için her gün yaptıkları adaklar için kullandıkları çiçekler.

    Bizim kaldığım bölgede Hindular ağırlıklı olduğu için tüm kaldırımlar, kapıların üstleri bu adaklarla doluydu. Her sabah tanrılarının kendilerine bahşettikleri inandıkları şeylerden (yiyecek ve hatta sigara) birer parça bu adakların ortasına koyup evin üzerine (iyi ruh) ve yolun üzerine (kötü ruh) koyup ruhları dengelediklerine inanıyorlar. Aynı şekilde arabalarında da mutlaka her sabah taze hazırlanmış bir adak oluyor. Bunu eşler her gün evde hazırlıyorlar.

    Pazar boyunca Musab iyice huysuzlandıktan sonra yemeği yapacağımız yere geçtik. Bu yer aslında bizi gezdiren Made'nin şef olan kayınbiraderi ve diğer tüm akrabaları (18 kişi!) ile beraber yaşadığı büyük bir avlu içindeki evlerden ve bahçeden oluşan bir alandı. Hindulara göre ev üç bölüme ayrılıyormuş. Baş; her evde bulunan aile tapınağı (her sabah önce burayı ziyaret ediyorlar), gövde; aile bireyleri için ayrılan evler ve mutfak alanı, ayaklar ise hayvanlar ve çöplerin toplandığı alan. Aile genişledikçe ayak kısmını genişletip o alana ev yapıyorlar. Gerek evlerde gerekse köylerin tamamında yapıların yüksekliği tapınakların yüksekliğini geçemiyor.

    Made'nin eşi Musab ile ilgilenmeye başlayıp, Ayşe İkbal de diğer çocuklarla bahçede oynamaya başlayınca kursa geçtik. Önce şefimiz Dewa bize kullanacağımız malzemeleri tanıttı.

    Ardından menüden bahsetti. (Rezervasyon sırasında bizim yemek kısıtlamalarımızı sordukları için yemediğimiz şeyler için mutlaka alternatifler hazırlanmıştı)

    Fotoğrafta tüm yolculuk boyunca en mutlu olduğum anı görüyorsunuz. Dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla yemek yapıp sohbet etmek çok keyifliydi. Ekip arkadaşım olan bir hanım "siz tabii iki çocukla bir yandan yemek yapıp bir yandan telefonda konuşmaya çalıştığınız için ustalaşmışsınızdır" deyince "telefonda konuşmuyorum ama internette geziyorum!" dedim.

    Yemekleri pişirdikten sonra gruptakiler "sen endonezya lokantası açabilirsin!" dediklerinde "ben bu işe yıllarımı verdim zaten!" dedim ama kimse birşey anlamadı :)

    Kurs bitince aynı bölgeyi gezmek için anlaştığımız Agus ile buluştuk. Agus'a daha çok doğayı ve el işini sevdiğimizi söylediğimizde bizi ilk olarak pirinç tarlalarına götürdü.

    Ardından bölgenin en önemli ahşap sanatçılarıyla tanışmaya gittik. Bu kişiler hiç bir resme bakmadan sadece hafızalarındakilerle ortaya muhteşem eserler kouyuyorlardı. Ben ahşap bir çaydanlık aldım, bu arada çocuklar yorgunluktan çoktan bayılmıştı...

    Sonrasında Tegenung şelalesine gidip küçük bir kız çocuğunun girişimciliğini sevip ondan iki yelpaze alıp yola devam ettik.

    Yolun üzerindeki bir tapınağa gidip yerel müzük aletlerini inceleyip çocukları zar zor onlardan koparmaya çalıştık.

    Günün sonunda Sacred Monkey Forest'ı ziyaret ettik. Maymunları kutsal sayıyorlar, ancak sağolsunlar maymunlar herkesin eşyalarını çalıyor veya saldırabiliyor. Bu yüzden Agus bizi daha sakin, saldırmayan maymunların olduğu bir yere götürdü. İşin sırrı maymunlara fıstık yedirmemekmiş. Akşam otele geldiğimizde ben artık "valiz gelmese, böyle de sırt çantasıyla idare ediyoruz, hem onları yıkaması var dönünce" derken valizimiz geldi.

    Ertesi gün Safari & Marin Park'ı ziyarete gittik. Çocuklar en çok burada mutlu oldular.Otobüste bir camdan diğerine koşup durdular.

    Ben de en çok yavru file havuç yedirirken mutluydum, maalesef çocuklar bu atraksiyondan çığlıklarla kaçtılar.

    Onların en sevdikleri atraksiyon müzik eşliğinde gösteri yapan dans grubu ve

    sonunda herkese birlikte çalmak için verdikleri darbukalardı!

    Son günü babalarına sabır ödülü olarak bir su sporları merkezinde geçirdik. Ben de bıdıklarla tüm saçları kum dolana kadar sahilde oynadım.

    Ardından da Singapur'a geçtik...

    Singapur'da da bizim için en doğru yerin Universal Studios olduğunua karar verip Sentosa Adası'na gittik.Alana ilk adımı atıp yukarıdaki maskotu gören çocukların ikisi birden gözyaşlarına boğuldular!

    Neyseki Madagaskar, Shrek, Hollywood ve Jurassic Park'tan sonraki saatlerde bir ara kızımdan "bugün çok güzel bir gün!" sözünü duyabildim. (Çıkmamıza yakın yinde de almadığım bir şey için gününün kötülüğünden yakınıyordu.)

    Babaları da Jurassic Park duvarına tırmanıp gerilen sinirlerini rahatlattıktan sonra yolumuza devam ettik.

    Aynı gün sırasıyla Singapur'un simgesi olan aslan başlı balık heykeli Merlion'u gördük.

    Tiger Sky Tower'a binip 131 metre yüksekten tüm adayı izledik. Nature Discovery'i gezdik, 4D sinemaya girdik.

    Aşam da Songs of The Sea gösterisine katılıp denizin üzerindeki ışık gösterisini ve müzikal'i izledik. Çocukların gece kesintisiz uyuduğunu söylememe gerek yok değil mi?

    Dönüşümüz gece 11'de olduğu için çocuklar yorulsunlar diye  sabahtan şehri yürüyerek tanıma gezilerinden birine katıldık.

    Singapur'un Arap ve Malay mahalleleri, sultanları, sömürgecileri, eski giyim tarzları üzerine bilgiler aldık.

    En son bir camiye uğrayıp tekrar şehir merkezine döndük. Kalan saatlerimizi yine çocuk parkında! geçirerek uçağa bindik. Allah'tan gece uçuşu dolayısıyla çocuklar yolun çok büyük bir kısmında uyudular.

    Uçaktan inip eşyalarımızı bıraktıktan sonra Boğaz'a gidip İstanbul'da yaşadığımız için şükredip (eşim), bir sonraki rotalar için hayaller kurmaya başladık (ben)...


    Çocuklarla Uzakdoğu Seyahati 1

    Çocuklarla beraber yapmak istediğimiz şeyler listesinin belki en başında dünyayı dolaşmak geliyor. Bu yüzden şimdiden yolculuklara alışsınlar diye ufak deneme turları yapmaya karar verdik. Aylar öncesinden skyscanner.com'dan uçak biletlerini, booking.com'dan kalacağımız yerleri ayarladım.

    Hedefimiz 2 çocuklu ailemiz için tek bir valizle (!) gidip dönmek olduğu için valiz hazırlama konusunda birkaç kaynağa baktım. En çok işime yarayanlar: http://packinglistonline.com/, http://toolkit.bootsnall.com/how-to-travel-guide/packing-light.html, http://flylady.net/pages/FLYingLessons_PackingList.asp ve http://www.babycenter.com/0_family-travel-survival-guide-ages-2-to-4_65288.bc adresleri oldu.

    Birkaç hafta incesinden yanımıza almamız gerekenleri ve tüm rezervasyon onaylarını (gidiş sıramıza göre) bir dosyaya yerleştirdim. Çocuklara yolculukta vermek üzere minik minik hediyeler ayarladım. Ailemize kalacağımız yerlerin bilgilerini e-posta ile yolladım. Ayşe İkbal'e kendi eşyalarını taşıması için çekmeli bir okul çantası, Musab'ın eşyaları için de ayrı bir el çantası ve gideceğimiz günün sabahında hepimizin kıyafetlerini rulo şeklinde sarıp yerleştirdiğimiz bir valiz hazırladım.

    Bu gezi daha çok tatil/dinlenme ağırlıklıydı. Daha çok küçük oldukları için onlarca şehir gösterme derdine düşmedik, sadece çok uzun seyahatlar yaparlarsa, farklı ortamlarda kalırlarsa rahat edebilirler mi, onu anlama derdindeydik. Bu yüzden her yeri göreceğiz diye zorlamadık. Bizim gördüklerimiz ve yaptıklarımızdan aklımızda kalanların ilk bölümü:

    Yolculukta ilk durağımız Kuala Lumpur oldu. KL'a 11 saatlik bol gözyaşı (Musab) ve sabır duaları (ben) eşliğinde indik. İndikten sonra sevgili valizimizin bizimle beraber gelmediğini ve ne olduğunu bilmediklerini öğrendik. İki sırt çantasındaki eşyalarla otele yerleştik, KL'ın meşhur Petronas Kulelerini gezdik.

    En çok bu gezi için çok ucuza aldığımız ikiz çocuk arabamızın kaybolmamış olmasına dua ettik ve belki bir gün yerleşiriz dediğimiz Malezya'nın bizim için çok nemli olduğuna karar verip vazgeçtik.

    Ertesi gün sabah valizimizin İstanbul'da kaldığını ve bize 3 gün sonra, biz Endonezya'ya geçince, ulaşacağını öğrendik. Petronas'ın yanındaki alışveriş merkezinden çocuklara 1-2 parça kıyafet alıp Convention Center'da bulunan Aquarium'u gezdik. Otele dönüp çocukları uyuttuktan sonra gelen telefonda, İstanbul'dan bir polis "arabanız nerede?" diye soruyordu. Arabamızı bıraktığımız arkadaşımızın yıkamaya götürdüğü gün çırak tarafından kaçırılıp kaza yaptığını, iki araca çarptığını, arabaya epey bir zarar verdiğini ama Allah'tan kimseye bir şey olmadığını öğrendik. Hepsinde bir hayrı vardır diyerek kendimizi sakinleştirmeye çalışıp çok da gezmeye hevesimiz kalmamış bir biçimde son durağımızı ziyaret ettik.

    Biz Bukit Nanas Ormanı'nı bulacağız diye geze geze sonunda Menara Kulesine çıkıp akşam KL'ı izledik.

    Son gün otelin şimdiye kadar gördüğümüz en büyük çocuk parkının yanında olduğunu fark edip zamanımızı orada geçirdik. Bu arada babamla mesajlaşıp çocuk parkında olduğumuzu yazdığımda bana "burada park mı yoktu, ne gerek vardı oraya kadar gitmeye?" dedi:)

    Ertesi gün daha kısa bir yolculukla Endonezya'ya geçtik. İlk durağımız gün batışının meşhur olduğu Kuta plajıydı. Biz de gün batımının meşhur olduğunu gittiğimizde insanların şezlonglar, portatif sandalyeler ile birkaç dakika içinde akşam olmasını beklemelerinden anladık. Otele döndüğümüzde valizimizden hala haber yoktu...


    2011'in Altıncı İftarı ve İyi Bayramlar!

    6a00d83451e9a369e200e54f31901f8833-640wi 

    Çocukların hastalığından dolayı iptal olan davetlerimiz, Mus'ab'ın ilk yaramazlık kazası (tam son davet günü kendimizi bu yüzden acilde buluşumuz!), Portakal Ağacı'nın 8. yaşı derken bir Ramazan ayının da sonuna geldik. Eksiklerimiz olsa da çok bereketli, muhabbetli bir ay oldu çok şükür. İnşallah seneye Ramazan'a hep beraber, sağlık & mutlulukla kavuşuruz.

    Yarına kadar yazamazsam bugünden her birinizin bayramını kutluyorum. Sağlıklı, huzurlu nice bayram günleri diliyorum.

    Bayramın ikinci günü aylar öncesinden planladığımız bir çocuklu maceraya çıkıyoruz inşallah. 2 küçük çocuk, 3 ülke, 2 hafta serüvenimizi başarabilirsem twitter'da paylaşmaya çalışacağım. Şimdiden hakkınızı helal edin lütfen!

    Bu ayın son menüsü de eşimin teyzesi ve ailesi için hazırladığım davetten:

    Menümüz:


    2011'in Beşinci İftarı ve Tennuri Çorbası

    Tennure

    Çocukların ikisini de uyutmuş, yarınki iftar menüsüne karar vermeye çalışırken en son iftar davetimi halen yazmadığımı fark ettim. Oysaki yeni ve leziz bir çorbanın keşfi, son anda misafir sayısı artınca müthiş bir panik yaşayıp zar zor buzunu çözdürerek yaptığım salçalı antrikotun menünün en beğenilen yemeği olması, gece sahuru kaçırınca en çok çorba içmenin hayalini kurduğumuzu fark etmemiz gibi pek çok anı var bu menüden kalan. Bu defaki misafirimiz kitapta çok emeği olan Meryem abla ve ailesiydi.

    Menümüz:

    Tennuri Çorbası
    Zeytinyağlı Barbunya
    Patlıcan Salatası
    Hasanpaşa Köfte
    Salçalı Antrikot
    Pilav
    Yalancı Tavuk Göğsü

    Tennuri Çorbası:

    Antep'e özgü bu çorbayı hazır çorbalar reyonunda keşfettim. Ama hazırını kullanmak yerine ben evde yaptım. Aslında kıyma kullanılıyormuş ama bana kalırsa minik kuşbaşı et ile daha güzel oldu. Bundan sonra kesinlikle favori çorbalarım listesinde en üstlerde bu çorba.

    8 kişilik

    Malzemeler:

    • 1 su bardağı nohut, bir gece önceden ıslatılmış
    • 1 su bardağı kırmızı mercimek
    • yarım su bardağı pirinç
    • 1 yemek kaşığı tereyağı
    • 2 soğan, yemeklik doğranmış
    • 350gr kuşbaşı et, çok küçük doğranmış veya kıyma
    • 2 yemek kaşığı un
    • kaynamış et suyu veya su
    • tuz
    • nane
    • pul biber

    Hazırlanması:

    1. Akşamdan ıslattığınız nohutu yıkayıp yarı diri kalacak şekilde haşlayın. Haşlanınca mercimek ve pirinci ilave edip pişirmeye devam edin.
    2. Ayrı bir tencerede tereyağını eritip soğanı kavurun. Soğanlar hafif pembeleşince etleri ilave edin. Etler bıraktığı suyu çekince unu ilave edip 1-2 dakika çevirin. Nohut, mercimek ve pirinç karışımını et tenceresine ekleyin. Birkaç kez karıştırıp üzerlerini 3 parmak geçecek kadar su ilave edin. 
    3. Etler iyice yumuşayana kadar pişirip tuzunu ve baharatlarını ekleyin.

    2011'in Dördüncü İftar Daveti ve Asma Yaprağında Köfte

     

     

    Asma_yapraginda_kofte

    8. yaşımızda gelen yüzlerce yoruma nasıl teşekkür ederim diye düşünüp duruyorum günlerdir. Sonunda en güzeli bekleyen birçok tarifi yayınlamaya başlayarak göstermeye karar verdim şükranlarımı. Zamanını ayırıp yazan, hafızalarındaki Portakal Ağacı anlarını karıştıran herkese çok teşekkür ederim! Kitap talihlisini inşallah önümüzdeki hafta başında açıklayacağım.

    Geçtiğimiz günlerde öğretmeni kızımla arasındaki diyaloğu anlatıyordu. Dediğine göre Ayşe İkbal öğretmenine "öğretmenim! benim annem de öğretmen!" demiş. Öğretmeni "Ne öğretmeni?" diye sorduğunda "Yemek öğretmeni! Bana yemek yapmayı öğretiyor! Kekler, kurabiyeler yaptırıyor" cevabını vermiş. Bu konuşmayı duyduğumdan beri birlikte yemek yapma seanslarımıza daha özenir oldum. Bazen yemek yaparken sabırımın tükenme noktasına geldiği anlarda onun için bu küçük anların ne kadar değerli olduğunu tekrar ediyorum kendi kendime. Fotoğraftaki asma yaprağındaki köfteleri de birlikte yaptık. 

    Oğlum geçen hafta hasta olunca maalesef çocuklu arkadaşlarımıza vereceğimiz davetleri iptal etmek zorunda kaldık. Bu iptal olan ama benim hazırlık yaptığım davetlerden birinin menüsüydü. Allah'tan babaanne ve dedemizi torunları ile ikna edip bu sofrada yanlız kalmamış olduk.

    İlk önce menü:

    - tarhana çorbası
    - zeytinyağlı bamya

      Firinda_kizartma_salatasi

    - fırında kızartma salatası (bahçemizden topladığımız sebzelerle!)

     

    Sehriye_pilavi

    - netli şehriye pilavı

    - asma yaprağında köfte

      Keskullu_kunefe

    - keşküllü künefe

    Asma Yaprağında Köfte:

    Menüye ekleyecek birşeyler ararken "köfte yapsam? yaprağımda var onu da kullansam?" derken keşfettim bu tarifi. Benim tüm menü içinde en sevdiğim tarif bu oldu. Birkaç gün sonraki annemin iftarına da aynısından yapıp götürdüm. Tarif Sofra dergisinden. Ben ağır olacağı için sondaki kaşar peyniri eklemesini yapmadım. Güveç yerine de fırın kabında yaptım. Sonuç harika oluyor!

    Malzemeler:

    • 500 gram köftelik kıyma
    • 200 gram salamura asma yaprağı
    • 1 adet rendelenmiş soğan
    • 1 diş dövülmüş sarmısak
    • Tuz, kimyon, karabiber
    • Sos için:
    • 3 adet domates
    • 1 çorba kaşığı domates salçası
    • 1 çay bardağı su
    • Üzerine:
    • 1 çay bardağı rendelenmiş kaşar peyniri

    Hazırlanması:

    1. Salamura yaprakları birkaç kez suyunu değiştirip yıkayın ve yaprakları elinizle sıkın.
    2. Bir kasede kıyma, soğan, sarmısak, tuz, kimyon ve karabiberi yoğurun. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, avucunuzun içinde yuvarlayarak silindir köfteler hazırlayın. Köfteleri asma yaprağına sarın ve bir güveç kabına alın.
    3. Sos için rendelenmiş domates, salça ve suyu karıştırın. Asmalı köftelerin üzerine dökün.
    4. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 30 dakika pişirin. Üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serpin ve sıcak fırında kaşar eriyene kadar tutun. Sıcak servis yapın.

    Portakal Ağacı 8 yaşında!

    Final_2

    Üstteki çizim, Portakal Ağacı için ilk yaptırdığım çalışmalardan biri... O zamanlar üniversiteden yeni mezun olmuş, iş dışında kendiyle ilgili uğraşlar arayan biriydim. Doğrusu çizimi yaptırırken ilerideki hayatımla ilgili hiç bir öngörüm yoktu ama geçen 8 senede tıpkı çizimdeki gibi kızım ve oğlumla yemek yapar oldum...

    Bu siteyle ilgili çok fazla eleştiriler aldım. Egomu tatmin etmek, eş bulmak, hava atmak gibi nedenlerle yazdığımı söyledi pek çok insan. Bilmedikleri Portakal Ağacı bir genç kızın hayata daha umutla tutunmasını sağladı. Kendisini okuyup geleceğe karşı umut dolduğunu yazan insanlarla daha mutlu oldu, üzüntülerini yazdığında kendi acılarını paylaşan insanlarla hala dünyada samimi duyguların kaldığına inandı.

    Hayatınızın bir döneminde karşınıza geçip başarısız olacağınızı söyleyen, hayallerinizi ve hayal kurmanızı küçümseyen insanlarla karşılaşıp dursanız da Allah'a çok şükür hayallerin bile gerçek olabileceğini kanıtladı Portakal Ağacı bana...

    Dün Sosyal Medya'da "doğum günümüzde bir hediye versek ne olmasını isterdiniz?" demiştim. En çok istenen buydu:

    PA_kapak2

    Kitap inşallah Eylül sonunda raflardaki yerini alıyor ama en çok kitap istenince Eylül'de elime geçecek ilk baskılardan birini bir okuyucuya hediye etmeye karar verdim. Tek yapmanız gereken yorumlarda içinizden geçen herhangi bir şeyi yazmanız. Portakal Ağacı ile ilgili bir anınız olabilir, içinizden geçen minik bir dua/dilek olur.

    Benim hayatımdaki ne kadar büyük bir etkiniz olduğunu inşallah biliyorsunuzdur. Dilerim her birinizin hayalleri de bir gün gerçekleşir ve burada hep beraber kutlarız...


    2011'in Üçüncü İftar Daveti ve Küçük Çocuklarla Davetlere Katılmak

    Imanbayildi

    Fotoğraftaki imambayildi tabağı aslında benim menümden değil, bugün kendisine iftara gittiğimiz ve bizi harika bir sofra + ev sahipliği ile ağırlayan kuzenime ait. Doğrusu bir önceki yazıda gayet kendimden emin "2 çeşit yiyorum" dedikten sonra böyle bir sofrayla karşılaşınca kendimle epey mücadele ettim. Neyseki mücadeleden galip çıkabildim. Hem benim bu haftayı büyük bir hengame içerisinde atlatmış olmamdan, hem de minik minik patlıcanların harika sunumundan ötürü de bu yazının fotoğrafının onlar olmasına karar verdim.

    Hengamenin sebebi Mus'ab'ın geçen salı  ağırlayacağımız misafirlerimizin gelişine 24 saat kala azı dişlerini çıkarmaya karar vermesiydi. Allah'tan o gün yaprakları sarıp tencereyle kaldırmıştım ama ertesi gün minimum derecede hazırlanabildim. Tek tesellim misafirimiz olan ablam ve erkek kardeşimin durumu anlayışla karşılamasıydı.

    Menüdekiler:

    mercimek çorbası / zeytinyağlı yaprak sarma / mevsim salata/ ev yapımı iskender (sosunun müthiş acı olması dışında iyiydi) / ablamın yapıp getirdiği güllaç

    Bir de bugün sizlere danışmak istediği konu küçük çocuklarla yarı-resmi (sizden veya bir yakınınızdan başka kimsenin küçük çocuğu olmadığı) davetlere nasıl katıldığınız. Her ne kadar davet sahipleri çok anlayışlı davransalar da ben çocuklar olay çıkaracaklar (ki her seferinde çıkarıyorlar) diye çok stres oluyorum. Hiç olay çıkarmasalar bile benim yemek yememe veya diğer misafirlerin sakin bir biçimde yemek yiyip sohbet etmelerine müsade etmiyorlar. Siz böyle yerlere davet edildiğinizde nasıl davranıyorsunuz? Önümüzdeki haftalarda bizi bekleyen böyle 2-3 iftar olduğu için şimdiden endişeliyim, sizin önerilerinizle bir nebze çözüm bulmayı ümit ediyorum!


    2011'in İkinci İftar Daveti & Abant Çorbası

    Abant_corbasi

    Ramazan'ın ilk haftası geçti bile. Her salı ve cumaya misafir ayarlamış olmamın iki büyük faydasını fark ettim geçen hafta. Birincisi çocuklar hiç görmediğim kadar mutlular. Misafirlerimizi uğurlayacağımız son dakikaya kadar sevinçten yerlerinde duramıyorlar. Bir diğeri de günler sürekli plan yapmakla geçtiği için korktuğum kadar zor geçmiyor yaz orucu.

    Bu sene kendi iftar düzenimi salata hariç iki yemekle sınırlandırdım. Bu yemeklerden bir de mutlaka çorba. Yani çorba ve masadaki ikram edilen yiyeceklerden birini, üzerine de tatlı olarak birkaç hurmayı yiyip duruyorum. Zaten menülerden kalan yemekleri ara günlerde yediğimiz için bir hafta boyunca sofradaki her şeyden yemiş oluyorum. Sahuru da hafif bir kahvaltı/süt+müsli/menemen/bir dilim börek seçeneklerinden biriyle yapıyorum. Annem buna "ramazan'da diyete devam etmek" diyor, ben "mideme zulm etmemek" diyorum:)

    Gelelim cuma günü kayınvalidemler ve kayınbiraderlerim için hazırladığım menüye:

    Menüdekiler:

    Abant çorba
    Zeytinyağlı enginar
    Zeytinyağlı dolma (pilav çok yenmediği için dolma yapmayı tercih ettim)
    Fırın Poşetinde Otlu Tavuk
    Salata
    Tiramisu

    Bu sene nedense kendimi daha çok çorba tarifi ararken buluyorum. Allah'tan cumartesi günü teyzeme giderken yalancı su böreği (tekrar yapıp fotoğrafını çekmeliyim!), dün kayınvalideme giderken de çilekli tavuk göğsü yapıp değişik birşeyler deneyi başardım.

    Abant Çorbası:

    Tarifi foruma Medura yazmıştı. Ben sadece kimyonu çıkarttım. Kızım ve oğlum başta çorba sevmediklerini ilan etseler de "aslında her yemeği başta sevmediklerini belirtiyorlar" sonradan bütün tabağı bitirdiler.

    Malzemeler:

    4 kişilik

    • 1 lt'ye yakın su 
    • 100-150 gr kıyma
    • 1 küçük soğan
    • 1 patates
    • 1'er kaşık yoğurt ve un
    • 1 yumurta sarısı


    üzeri için:

    • tereyağı
    • kimyon
    • nane

    Hazırlanması:

    1. Kıyma tuz ve karabiber ilavesiyle yoğurulup küçük köfteler haline getirilir ve kaynamakta olan suya atılır. 
    2. O pişerken ayrı bir yerde (tercihen teflon tavada) çok az sıvıyağda önce rendelenmiş soğan çok az kavrulup ardından patates rendesiyle birlikte kavrulmaya devam edilir, pembeleşmeden alınır ve köfteli suya ilave edilir. 
    3. Yoğurt, un ve yumurta sarısı çırpılıp yayla çorbasındaki gibi ılıştırarak çorbaya karıştırılır ve tuzu ayarlanır, biraz pişince nane ve kimyonlu yağ eklenir.

    Yörük Çorbası

    Yoruk_corbasi

    Önceden aşure tarifini okuyanlar rahmetli İkbal anneannemin aşure çorbasını çok sevdiğimi hatırlayacaktır. Anneannecim ona her gidişimizde çabucacık leziz yemekler yapar, sabah daha biz uyanmadan evin mis gibi kokmasını sağlardı. Bu yüzden bana onu hatırlatan her tarifi çok seviyorum. Yörük çorbası da aşure çorbası gibi nohut, buğday ve fasulye ile yapılıyor. Kimileri içine ıspanak atıyor, kimileri de semizotu hatta kabak koyuyor. Ben semizotuyla yaptım. Bence tam iftarlık doyurucu bir çorba, hatta ben o günkü menüde sadece bu çorbayı ve zeytinyağlı fasulyeyi yiyerek, gayet güzel doymuştum. Şimdi yarınki misafirlerimiz için hazırlıklara başlamam gerektiği için hemen tarife geçiyorum:

    Yörük Çorbası:

    Ben Lezzet & Sofra'nın tariflerini birleştirdim.

    Malzemeler:

    • 250 gr semizotu
    • 200 gr haşlanmış nohut
    • 200 gr haşlanmış kurufasulye
    • 200 gr haşlanmış aşurelik buğday
    • 3 litre su / et suyu
    • 1 su bardağı un
    • 250 gr yoğurt
    • 1 limonun suyu
    • 100 gr tereyağı
    • tuz
    • yarım çay kaşığı kırmızıbiber

    Hazırlanması:

    1. Suyu, nohut, kurufasulye ve buğdayı büyük bir tencereye alıp kaynatın. Yoğurt, un ve limon suyunu başka bir kapta çırpın. Kaynayan sudan bir kepçe dolusu alıp yoğurtlu karışıma azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin. Bu karışımı kaynayan suya ilave edip tuzla tatlandırın. 15 dakika pişirin.
    2. Semizotlarını temizleyin. Semizotlarını iri parçalar halinde doğrayın (sadece yaprak olarak da atabilirsiniz). Kaynamakta olan çorbaya tereyağını ekleyin. 10 dakika pişirin. Çorbayı ocaktan indirmeye 5 dakika kala semizotunu ilave edin. Tuzunu ve biberi serpin. Sıcak servis yapın. 

    2011'in İlk İftarı

    Önceki yazıya gelen tüm yorumlar için çok teşekkür ederim. Hepiniz en içten duygularınızı paylaşmışsınız. Eşimin anneannesini, kızıma ilk ismini veren Ayşe büyükanneyi kaybettik. Ben bir insanın son günlerine ilk kez şahit olduğum ve hiç konduramadığım için bir türlü olayın etkisini atlatamadım. Şimdi çok şükür onun büyük torunlarıyla geçen güzel anılarını anlatıp tebessümle & dua ile anıyoruz kendisini.

    Yazıyı yazdıktan sonra bir de üzerine Afrika ile ilgili haberler okumaya başlayınca hepten elim gitmez oldu klavyeye. Yüzyılın felaketi yaşanırken ihtişamlı sofralar kurmak doğru gelmedi bana. Bu sene sofralarım geçen yıllarda olduğu gibi onlarca çeşidi içermeyecek diye karar aldım kendi kendime. Daha az yemek, daha çok muhabbet ve güzel insanın duası ile inşallah bereketlenecek sofralarımız. Bir de her sofranın ortalama maliyetini Afrika'ya yollayacağım. Dünkü ilk iftarı annemler & teyzemler için vermiştim. Benim menüyü azalttığım hiç farkedilmedi sofrada. Doğrusu iftara az kala sonraki iftarları nasıl vereceğimi düşünürken ezanla beraber "iyi ki davet etmişiz, ne güzel 7 kere daha böyle şenlenecek evimiz!" dedim.

    İlk gün menüdekiler:

    Yoruk_corbasi

    Yörük Çorbası

    Zeytinyağlı Fasulye

    Yeşil Salata

    Pilav

    Incik

    Fırın Poşetinde Sebzeli İncik

    ve

    Uc_renkli_tatli

    Üç Renkli Tatlı (bu defa karışık meyva suyuyla yaptım)


    Buralarda yokken...

    Kitap2
    Geçen 3 ay içinde insanın umudunu kaybetse bile sonradan yeniden umutlanabileceğini, hiç bitmez sandığım işlerin bir gün bitebileceğini...

    Araogun2

    bir yemeğin güzel olması için en az 2 paket yağa ihtiyacı olmadığını, önemli olanın o yemekle kimleri bir araya getirmiş olabildiğimi, iki gün önce gülüştüğüm bir insanla 2 gün sonra sonsuza dek vedalaşabileceğimi...

    Tosbaga
    "sen benim annemsin, bana yemekler yapıyorsun!" sözü ile yemek yapmaya olan hevesimi yeniden kazanabileceğimi, duymaya alışık olduğumu zannetsem de bir başkasından ilk kez "anne!" sözcüğünü duyduğum anda yüreğimin yerinden çıkabileceğini, sosyal medyaya sanal desem de en çok burada kendim gibi davrandığımı, belki de en çok bu yüzden burayı ve buradaki sohbetleri özleyebileceğimi öğrendim.

    Yazacak anlatacak o kadar çok şey var ki, siz neler yaptınız bu üç ayda, neler öğrendiniz... 


    hayat

    Foto?raf-2


    Gerçekleşen hayallere şükredip yenilerine yer açmak, sevdiğim yemekleri tekrar tekrar pişirmek, zamanımın çoğunu sanal olmayan hayata ayırmak için yeni tarifler denemeye bir süreliğine mola veriyorum. Hep şükür dolu günler geçirmeniz ümidiyle...


    Ayşe İkbal 4 yaşında!

    Foto-raf-3

    Ayşe İkbal'cim, 4 yaşındasın bugün.

    4 yaşında hala bizlere her defasında "annecim! babacım!" diye sesleniyorsun. "Babamın işi reklamcı, annemin işi Portakal Ağacı" diyorsun. Baban sana kendi takımını tutturmaya çalışınca "Kızım kızlar o takımı tutmaz, öbürünü tutar" dediğimde inanıyorsun. Aynı güvenle "anne kızların soyadı Özdemir olur di mi?" diye soruyorsun.

    Kardeşini geri verip yerine kız bebek almayı teklif ediyorsun sık sık. "Tamam hadi geri verelim Musab'ı!" dediğimde gözlerin doluyor, "hayır, o da kalsın, bir tane de kız bebek alalım!" diyorsun. Annen, baban senin hala minik olduğunu unuttuğunda "kardeşim olmadan gezmeye gidelim" diye ağlayıp aslında içinde yaşadıklarını göstermeye çabalıyorsun. 

    Kendinden büyük bir kız çocuğu gördüğünde bana sokulup "anne keşke ben de böyle olsaydım" diyorsun. O gün o kadar çabuk gelecekki bebeğim... Bir bakacağım inşallah senin bebeğinin doğumgününü kutluyor olacağız. Değişmeyecek tek şey o gün de bugün gibi annen olduğuna inanamayıp mutluluk gözyaşları döküyor olacağım. 

    Seni çok seviyoruz bir tanem, inşallah hep bugünkü gibi gülüp bizleri sadece mutluluktan ağlatırsın...

    fotoğraf dün kardeşsiz yaptığımız doğum günü gezimizden...